Patron - Vi Keeland / Kitap Yorumu


Uzun zamandır okumak istediğim Patron'u aldıktan sonra fazla bekletmeden okudum ve bayıldım. Nasıl güzel bir romandı o öyle. Kapağına bakıp kesinlikle yargılamayın. Kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum :)

Nasıl güzel bir kitaptı o öyle hala yüzümde gülümsemeyle hatırlıyorum. Kapağına bakıp kesinlikle yargılamayın çünkü konusu kesinlikle düşündüğünüz gibi değil. Ciddi anlamda konusu olan ve akıp giden bir romandı. Yazarı takip ettiğim yazarların arasına ekledim bile.

Patron'un konusu kısaca kitabın arka kapağında özetlenmiş. Reese ve Chase oldukça sıra dışı bir şekilde tanışırlar. Asıl hikaye ise o tanışmadan 1 ay sonra başlıyor. İşini değiştirmeyi düşünen Reese, aynı gün iki farklı şirket ile görüşür ve ikisi de olumlu olmaktan çok uzaktır. Morali bozuk olan Reese'i neşelendirmek için erkek arkadaşı devamlı gittiği spor salonuna gitmeyi önerir. Ve o spor salonunda Reese ve Chase 2. kez karşılaşır. Ayaküstü bir sohbetin ardından Reese'in elinde iş bulmasında ona yardımcı olabilecek bir kişinin numarası vardır. Bu yönlendirme işe yarar ve Reese işe başlar ancak patronunun Chase olduğunu ve onun kozmetik sektöründe başardıklarını öğrendiğinde şok olur.

Chase'in ilk andan itibaren isteği çok nettir. Bu konuda fazlasıyla açık olmak onun açısından sorun değildir ancak Reese daha önce bir iş arkadaşıyla yaşadığı tek gecelik ilişki sonucu iş arkadaşlarıyla iş ilişkisi dışında bir ilişki kurmayacağına karar vermiştir. Chase ile aralarındaki çekimi inkar etmese de tercihini ondan uzak durmaktan yana kullanır. Chase'in netliği ve neredeyse aralarındaki elle tutulacak çekim bocalamasına neden olur. Chase'in geçmişi ile ilgili öğrendiği gerçekler ve sonrasında yaşananlar kesinlikle okunmaya değer.

Kitap baştan sona bol bol eğlenceli diyaloglar içeriyordu. Çok eğlenerek okudum ve bitmesin istedim. Uzun zamandır bu kadar severek okuduğum bir kitap olmamıştı. Bundan sonra yazarın sıkı takipçisi olacağım ve muhtemelen ne yazsa alıp okuyacağım :)

Yabancı Yayınları yazarın yeni kitabını bu cuma satışa sunacakmış. Egomanyak ismiyle çıkacak kitabı eminim benim gibi dört gözle bekleyenler vardır. En kısa sürede alıp okumak için sabırsızlanıyorum. 

Eylül Ayında Okuduğum Kitaplar


Herkese merhaba

Yazı biraz geç kaldı. Planlarıma göre 1 Ekim'de yayınlanacaktı ama vakit bulup yazamadım :( Eylül ayı benim için çok verimsiz geçti. Sadece 6 kitap okumuşum. 10'lu sayıların altına düşmek sinirimi bozsa da şu an oturtmaya çalıştığım düzenden ötürü bu ay böyle oldu. Ekim'e de çok yavaş başladım. Umarım hızlanabilirim. Gelelim eylül ayında okuyup beğendiğim ve beğenmediğim kitaplara.

İlk olarak bitirip bayıldığım kitap Vi Keeland'ın Patron'u oldu. Yazısını yakında yayınlayacağım için detaylı yorum yazmıyorum ama mutlaka okuyun dediklerimden biri bu kitap. Detaylı yorum için takipte kalın :)

Merve Akıncı'yı Şahmelek kitabıyla sevmiştik. Yani en azından ben sevmiştim. Onun dışında Efsunlu Adamlar serisinin iki kitabı kütüphanemde olduğu halde henüz okuyamamıştım. 26 çıkınca hemen biter nasılsa deyip başladım ama büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Hiçbir şekilde kendimi kaptıramadım ve haliyle kitap akmadı. Neden bilmiyorum hiç Merve Akıncı'nın yazım tarzıyla bağdaştıramadım kitabı. Umarım Efsunlu Adamlar'ı okurken böyle hissetmem.

Kadınsız Erkekler'i okumam bir ömür sürdü sanki. Rahat 2 hafta sürmüştür bitirmem. Öykü okumayı sevmememden mi kaynaklı bilmiyorum ama Murakami'nin bu kitabı da hayal kırıklığına uğrattı beni. Murakami'nin okuduğum 4. kitabıydı bu ve daha öncekilerin hiçbirinde bunun gibi duraklamamıştım. Beğendiğim birkaç öykü vardı tabii ki ama genel olarak sevemedim.

Hırsız ve Güzel'i okuoku.com'un 9.90 tl kampanyasından almıştım. Tarihi aşk romanı okumayı seviyorum. O dönemlere gitmek hoşuma gidiyor ancak Hırsız ve Güzel, bana vay be dedirten bir roman olamadı maalesef. Çok büyük bir beklentim de yoktu. Kitap beni içine çekemedi, aynı şeyin etrafında dönüp durmuş yazar başından sonuna kadar. Akıp gitmedi, neden bilmiyorum. Kitabı okuyanlar çok sevmiş genel olarak.

Abartısız 2 yıldır sen daha o seriyi okumadın mı diye belki on kişiden duymuşumdur. Nerede kitabın yorumuna denk gelsem muhteşemdi, yazar ne yazsa okurumlara kadar farklı şeyler okudum. Efsane serisine artık başlamam gerektiğini düşündüm ve ilk kitabını eylül ayında okudum. Detaylı yorum yazacağım için kısaca bahsedeceğim. Beklentim haliyle büyüktü ve okuduğumda beklentimi karşılayamadı. Belki de kitaptaki karakterlerin yaşlarının küçüklüğünden dolayı böyle düşündüm, bilmiyorum.

Yağmurda Dans, merakla beklediğim kitaplardan biriydi. Serinin ilk kitabı Siyah Kar'ı okumuş ve bayılmıştım. Yazarın Paris ile ilgili takıntısı da çok hoşuma gitmişti. Bu kitapta da yine bol bol Paris yer almakla birlikte bana ilk kitaptaki duyguyu veremedi. Konusunun reenkarnasyon olması da hoşlanmama sebebim olabilir çünkü reenkarnasyona inanmıyorum ama daha önce reenkarnasyon konulu başka kitaplar okuyup beğenmiştim. Bir şekilde okurken oturtamadığım yerler vardı kitapta. Çözemesem de çok fazla sarmadı beni.

Beni sonbahar mı çarptı ne oldu bilmiyorum ama eylül'de muhteşem diyebileceğim tek kitap Patron oldu. Şimdi düşününce ben modumda mı değildim acaba? :) 6 kitap okumuşum ve sadece birini beğenmişim ki genelde okuduklarım sevdiğim tarzda kitaplar olduğundan beğenirim. Her neyse bu durum umarım ekim'de de devam etmez. Önceki aylarda olduğu gibi okuduğum kitaplara bayılmak istiyorum :D Umarım ekim ayında daha güzel kitaplar seçip okuyabilirim ve ay sonunda bu muhteşem kitapları okudum diyebilirim. Siz eylül'de kaç kitap okuyabildiniz? Neleri beğendiniz/beğenmediniz? Yorumlarınızı bekliyorum. Hoşça kalın :*

Avon K10 Alışverişim


Aramızda Avon ürünlerini hiç denememiş biri var mı? Sanırım herkes en azından bir ürününü denemiştir. Ben yıllardır kullanıyorum. Memnun kaldığım ürün de oldu nefret ettiğim de. Genel olarak sevdiğimi söyleyebilirim.

Her ay yapılan indirimlere kayıtsız kalamadığım için sürekli bir şeyler alıyorum. 10. katalogtan aldıklarım yepyeni mat rujların iki farklı rengi, göz farı bazı, 2 deodorant, bayıldığım pırıltılı göz kalemlerinin iki rengi, el kremi ve Femme çanta boy parfümdü. Denediğim bazı ürünlerden kısa kısa bahsetmek istiyorum.

Mat ruj fırtınasının beni çok etkilediğini söyleyemeyeceğim. Sadece Golden Rose'un mat rujunu denemiştim. Onu da balm uygulamadan kullanamıyordum. Balm uygulamadan sürdüğümde fazlasıyla kuru bir görüntü çıkıyor ve beni rahatsız ediyordu. Avon'da mat rujları gördüğümde de renklerin güzelliğine kapıldım. Yoksa mat ruj pek benlik değil :) Ürünler bana ulaşınca hemen ilk denemeyi yaptım ve hiç benim bildiğim mat rujlar gibi çıkmadı bu rujlar. Nasıl rahat bir sürüşü var, hiç dudakları kurutmuyorlar. Kokuları da muhteşem. Detaylı olarak yazılarını yazmayı düşünüyorum.

Göz farı bazını henüz denemedim. Femme Edp çanta boy, mat rujları aldığım için 7.95 tl'ye geldi. Deodorantları hiç kullanmadım, deneme amaçlı aldım. El kremi kış aylarında fazlasıyla dikkatimi çekmişti. Sonbahara girmişken bunu da denemek amaçlı aldım. En kısa zamanda deneyip yorumlayacağım. 

Glimmerstick göz kalemlerini yıllardır kullanırım. Denemediğim birkaç rengi kaldı sadece. Bu kez bende olmayan 2 rengi aldım. Faceted Onyx ve Jade Metallic. Daha önce bu göz kalemleri ile ilgili bir yazı da yazmıştım. Onun linki için TIK. Bu yazıyı da yakında ya güncelleyeceğim ya da yeni ve daha geniş kapsamlı bir yazı yazacağım. Sanırım bıkmadan daha yıllarca kullanacağım bu kalemleri. Siz Avon'un hangi ürünlerini severek kullanıyorsunuz ve hangi ürünlerden nefret ediyorsunuz?

Avrupa Networking - Pierre Cardin Alışverişim


Herkese merhaba

Bundan yaklaşık 8 yıl önce bir networking şirketine üye olmuştum. Pierre Cardin ürünleri satıldığı için ilgimi çekmişti. O dönem firmada stok sorunu vardı. Misal iki pijama, beş çorap sipariş ediyordum. Bir pijama iki çorap geliyordu, diğerleri stokta yok diye gönderilmiyordu. Bir süre sonra bu durum sinirimi bozduğu için sipariş vermedim. Üyeliğim silindi.

8 yıl sonra nereden aklıma geldi bilmiyorum ama ben bir arayayım belki benim üyeliği açarlar diye düşünüp şirketi aradım. Ve cidden de açtılar :) Amacım satış yapmak değil, kendim ya da ailem için sipariş veririm diye düşünüyorum. Zaten illa ki iç çamaşırı, pijama, çorap gibi şeyleri alıyoruz. En azından kalitesini bildiğim bir markadan uygun fiyata alırım diye düşündüm. Şu an bence tek sıkıntısı istemesen bile ücreti faturana yansıtarak katalog göndermeleri. Ben birkaç ayda bir sipariş vereceğimden kataloğa ihtiyaç duymuyorum, online kataloğu inceleyerek alışverişimi yapabiliyorum. Umarım bu ufak tefek sıkıntıları giderirler.

İlk üye olduğumda kapıda kredi kartıyla ödeme imkanı vardı ve kargo ekstra ücret almıyordu. Şu an ya kapıda nakit ödemek gerekiyor ya da sipariş verirken kredi kartı bilgilerini girmek gerekiyor. Ek olarak 2 kargo şirketi sunuyorlar. Ptt Kargo ile kargo ücreti 1.75 tl, Yurtiçi Kargo ile 2.50 tl idi yanlış hatırlamıyorsam. Hız konusunda oldukça yol katetmişler. Önceden siparişin gelmesi için birkaç hafta beklemek gerekiyordu. Artık öyle bir durum yok. Bayramdan önce sipariş vermeme rağmen bayramın bittiği hafta ürünler geldi. 


Stoklarla ilgili bilgim olmadığı için ölçülü bir alışveriş yapmaya çalıştım. İstediklerim gelmeyince ister istemez hayal kırıklığına uğruyorum çünkü :) Bir sonraki siparişimde daha rahat alışveriş yapacağım sanırım. Biraz da aldıklarımdan bahsedeyim. Pijamalara bayıldım ve onları çok ekstra bir indirimle aldım. Tanesi 29.90 tl. 100 tl ve üzeri siparişlere her gün farklı ürünler güzel indirimlerle sunuluyor. Siparişin sonunda bu ürünlerden seçebiliyorsunuz. Ben sipariş verdiğimde şansıma pijamalardan 2 tane seçilebiliyordu. Ben de bu fırsatı kaçırmadım tabii. Miorre, daha önce kullanıp aşırı memnun kaldığım bir markaydı. %100 pamuk pijamalarını hala kullanırım. O yüzden görünce kaçırmam söz konusu bile değildi. 

Görselde de göründüğü gibi bol çorap ve atlet aldım. Bu görseldeki tüm ürünler için toplam 80,50 tl ödedim. Hele 70 küsura satılan pijamaları 30'a almak sanırım alışverişin en sevdiğim kısmı oydu :D Katalogta yer alan kozmetik ürünlerden henüz almadım. En kısa zamanda onlardan da alıp denemeyi düşünüyorum. Alıp denedikçe burada yorum yazarım muhtemelen. Eğer bu tarz ihtiyaçlarınız eve kadar gelsin, kapıda ödeyeyim diyorsanız size de üyeliği tavsiye edebilirim. Kayıt olmak isteyenler için bir de link bırakayım buraya. Başka alışveriş yazıları da gelecek. Hoşça kalın :)

NOT: Görsellerin iğrençliği için özür dilerim. Akşam çektiğim için sanırım ışık yeterli gelmemiş :)

John Frieda Yoğun Hacim Kazandıran Şampuan


İnce telli saçlar için hacim veren şampuan bulmanın ne kadar zor olduğunu ince telli saçı olanlar çok iyi bilirler. Ben yıllardır bu arayışı sürdürüyorum ve halen elimde işte bu diyebileceğim bir şampuan yok. Yılmadan denemeye devam ediyorum :)


John Frieda yoğun hacim veren şampuandan beklentim büyüktü. Birkaç şişe kullandıktan sonra yazısını yazmaya karar verdim. Yorumlarda saç dökülmesini arttırdığı ile ilgili şeyler okumuştum. Bende ekstra bir dökülmeye yol açmadı. Saç kuruluğu da yapmadı(sürekli olmasa da Ovex kullanıyorum) ama gelin görün ki vaat ettiği gibi bir hacim veremiyor. 7 güne kadar hacim vaat ediyor. Benim saçımda gözlemlediğim hacim birkaç saatti. Ertesi gün saçlarım yine sönükleşiyor ve yağlanmaya başlıyordu. 


Şampuanın üst görselde görüldüğü üzere şeffaf, jelimsi bir yapısı var. Çok fazla miktarda kullanmaya gerek yok, ürün bol bol köpürüyor. Bu yüzden köpüren şampuanları tercih ediyorsanız sevme ihtimaliniz var. Sanırım şampuanın benim için tek artısı temizlemesinin çok iyi olmasıydı. Hoş kokusunu da eklemesem olmaz. Fazla kalıcı olmasa bile çok hoş kokuyordu.

Gratis indirimlerinde 18 tl civarında bir fiyata alıp stoklamıştım. Başladığım şampuanı biraz gözlemlemeden bırakmayı sevmiyorum. O yüzden çok kötü bir etkisi olmazsa şans vermek adına bir süre kullanıyorum. Bu şampuan için de aynı prosedürü uyguladım ve sonuç benim için olumsuz oldu. Şu an Bioblas Procyanidin serisinin yağlı saçlar için olan şampuanını kullanıyorum. Aşırı memnunum ama bir süre daha kullanıp yorumlayacağım. Çünkü ilk zamanlardaki etki devam etmeyebiliyor.


Son olarak bu şampuan Paraben ve SLS içermiyor ama silikon içeriyor. Almayı düşünenler bu konuya da dikkat etsinler :) John Frieda 7 güne kadar yoğun hacim kazandıran şampuan ile ilgili yazacaklarım bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere...

Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon 3. Sezon Yorumum


Herkese merhaba

IPKKND izleyenler burda mı? :) Şu anki haliyle ilk sezon olarak geçen, dizinin aslı final yaptığında hepimiz üzülmüştük değil mi? Nerden baksak onlar Khushi ve Arnav'dı. Ben Hint dizilerine onları izleyerek başladım. Sanırım pek ilerleme de kaydedemedim daha sonra :D Yine Tatlı Bela diye çevrilerek bir çeviri rezaleti yaşadığımız Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon Ek Baar Phir'i izlemeye çalışsanız da başaramadınız. Çünkü bir süre sonra Shlok sinirinizi bozdu :) Eğer öyleyse siz de bendensiniz.


Gerçekleri yazmak gerekirse Sanaya olmadan o 3. sezon olmaz demiştim. İzlesem mi izlemesem mi diye düşüne düşüne en sonunda izlemeye başladım. Bölümler şu an 50'lerin ortasında. Hindistan ile aynı anda ilerliyoruz demek çok yanlış olmaz. Bölümler kısa sürelerde çevriliyor. Online olarak birçok siteden altyazılı izleyebiliyoruz. Eğer altyazılı sevmiyorsanız televizyonda yayınlanmasını bekleyebilirsiniz ama yayınlanır mı belli değil. Neyse konudan çok sapmayayım. O 3. sezon olmaz demiştim çünkü nedense diziyi Khushi götürüyor gibi geliyordu bana hatta Arnav karakterine de sinir oluyordum. Böyle diye diye 398 bölüm izledim ama şu 3. sezona kadar bu kadar emin değilmişim sanırım. Şu an emin oldum ki evet cidden Sanaya götürmüş diziyi.


Şimdi dizi ilk sezon gibi değil diye bitsin ya da illa Sanaya Irani olsun diyen kesimden değilim. Yanlış anlaşılmasın. Sonuçta ayrı bir konu var, ayrı karakterler var. Tek sorun dizi adı aynı, başrollerden biri aynı, müziği değiştirilmiş havası verilse de aynı hatta şu ana kadar izlediğim bazı sahnelerin bile ilk sezonla tıpatıp aynı olduğunu gördüm. Bu biraz izleyiciyi saf yerine koymak bence. Aynı şey IPKKND Ek Baar Phir'de de vardı. Konu ayrı, oyuncu farklı ama neden her sezon bazı sahneler aynı. Yazacak sahne mi yok yani. Müzik konusuna gelince de bu sezonun müzikleri asla ilk sezon duygusunu veremiyor. Şahsen ben başrolde oynayan kızı beğendim. Chandni karakterini güzel canlandırmış ama hep bir "ama" oluyor insanda. Çünkü Barun oynuyorsa Sanaya'da olmalıydı ya da Tatlı Bela'da olduğu gibi farklı oyuncular olmalıydı. O zaman cidden olurdu yani. Konunun gideri var. Sadece Barun'u gören gözler Sanaya'yı arıyor.


Dizinin biteceği ile ilgili çok söylenti var. Doğruluğunu bilemiyorum ama başladık bir kere izlemeye devam etsin en azından sonunu görelim. İlk sezon gibi finalsiz bir dizi olmasın. Bir şekilde içime sinmemiş olsa da izliyorum ve ilk sezonun kıymetini daha iyi anlıyorum :) Sanırım yazacak başka bir şey kalmadı. Yine dizi ilerledikçe bu yazıyı güncelleyeceğim. Mutlu haftalar.

Güncelleme: Dizi 6 Ekim'de final yapacakmış. Az çok belliydi gerçi konu ilerlemiyordu. Yine de ben final yapılmayacak olsa nasıl ilerleyeceğini merak ediyorum. Keşke bitirmeyecek olsalardı.




Takvim Kızı Nisan - Audrey Carlan / Kitap Yorumu


Takvim Kızı serisini takip edenler için haziran ayında kötü haber geldi. Arkadya Bitter yani serinin yayıncısı yayın hayatını bitirdiğini duyurdu. Tüm seriler yarım kaldı ki çıkardıkları serilerin tümünü takip eden biri olarak ne kadar üzüldüğümü söylememe gerek yok sanırım. Ben de orijinal dilden okuyayım, yarım kalmasın düşüncesiyle bu seriden başladım. İlk kitaba bayılmıştım, ikincisi de kurgu olarak güzeldi, üçüncüsünü pek sevemediğimi yazımda da yazmıştım ama dördüncünün böyle olacağını tahmin etmemiştim. Bu da kötü gitseydi seriyi burada bırakacaktım ama nisan ayı kitabı cidden iyiydi.

Kitabı okumayı düşünenler buradan sonrasını okumasın. Spoiler içerebilir ve büyük ihtimalle de içerecek :)

Mia'nın sonraki ayını kiminle geçireceği, mart ayı kitabı sonunda ortaya çıkmıştı. Tabii ki muhtemelen yakışıklı beyzbol oyuncusu denince hemen herkes benim gibi düşündü ama hiç öyle bir şey değildi. Beyzbol oyuncumuz Mason beni fena halde şaşırttı. Bu kitapta Mia'nın oraya gitme sebebi Mason'ın kötüye giden imajını düzeltmekti. Oldukça kötü bir yaşam tarzı olan Mason'ın kariyeri sallantıda olduğu için PR ajansının aklına gelen bu fikirle imaj kurtarma çalışmaları yaptılar. Okuduğum çoğu bölümde yüzümden gülümseme hiç eksik olmadı. Geçen ayın kitabına göre kat kat iyi bir kitaptı. 

Mia'nın, Wes'i düşünüp başkalarıyla birlikte olması önceki kitaplarda oldukça sinirimi bozmuştu ama ne yalan söyleyeyim Wes'in de aynı şeyi yaptığını öğrenmek içimi rahatlattı :D Mia'nın bununla yüzleşmesi, onun kıskanması falan çok hoşuma gitti. Wes'i dinleyip yanında kalsaydı öyle olmazdı tabii biraz hak etti bence Mia bunu. Mason'ın annesinin anısına düzenledikleri müzayede farklı bir tat katmıştı ve bence en güzel olan da kitabın Meme Kanseri ile ilgili farkındalık aşılamasıydı. Sarışın güzelimiz Rachel'ı da unutmayalım. Saf halleri beni deli etse de kitaba ayrı bir renk katmıştı.

Alex'in kitapta yer alması hoş bir ayrıntı olabilirdi tabii karşılaşma anları o şekilde olmasaydı. Şubat ayı kitabındaki Mia'dan hoşlanmasam da Alex'in sergisine ilham olması ve o serginin yapılışı hoşuma gitmişti. Yine de Wes'i özleyip kıskanan Mia için nisan kitabında da olumlu düşünceler edinemedim. Tam iyi bir şey yapıyor derken batırmayı başarıyor. Mayıs kitabı hiç hoşuma gitmeyecekmiş gibi bir his var içimde. Umarım beni yanıltır. En erken önümüzdeki ay okuyabileceğim. Yine yorumum burada olacak. Şimdilik hoşça kalın.

Takvim Kızı - Ocak
Takvim Kızı - Şubat
Takvim Kızı - Mart

Son Yıldız - Rick Yancey / Yorum (5. Dalga #3)


Nihayet seriyi bitirdim. Beklediğim kadar iyi olmadığını kesinlikle söylemeliyim. Yazara en çok kızdığım nokta uzun uzun anlatılması gereken şeyleri kısa kısa yazıp geçmesi ve kısa yazması gereken şeyleri de uzattıkça uzatmış. Bu konu biraz sinirlerimi bozdu açıkçası. Ve o son... Öyle bitmesi mi gerekiyordu yani. Benim için hayal kırıklığı olan bir son kitaptı. İlk kitaptan itibaren puanlama yapmam gerekse 5. Dalga 5 puan, Sonsuz Deniz 4 puan, Son Yıldız 3 puan derim.

Sonsuz Deniz'de Hileci, Jilet'in fedakarlığı sayesinde Vosch'tan kurtulmuştu. 40 günlük özgürlükten sonra olayları çözmeye başlayan Hileci geri dönüp Vosch'un istediklerini yapmaya karar verdi. Vosch'un ondan istediği bir hata gözüyle bakılan Evan'ı Hileci'nin onlara getirmesiydi. Oldukça zor olan bu görev başarıya ulaşırsa Hileci ve diğerleri yaşamaya devam edebilecekti. Görevi kabul eden Hileci, sandığından çok farklı bir şey yapacağının farkında bile değildi. 

Kimseyi dinlemeyip Hileci ve Fincan'ı kurtarmaya giden Ben ve Gerzek için işler düşündükleri gibi gitmedi. O kısımlar bol bol aksiyon içeriyordu. Vosch'un planı ortaya çıktığında ve Evan ele geçirildiğinde Cassie ve Hileci tehlikeli bir plan yapıp uygulamaya koydular. Muhtemelen kitabın en okunası bölümleri onlardı. Evan, Vosch tarafından ele geçirildikten sonra durumun bildiğinden çok farklı olduğunu ve o andan sonra olacakları öğrendi. Bu noktadan sonra kitap aksiyonun doruklarında ilerledi ve cidden çok heyecanlıydı. Hileci ve Cassie'nin karargaha varması ve yaptıkları kesinlikle çok güzeldi. Bence o son olmasaydı ben bu kitaba 4.5'tan 5 puan verirdim :) 

Bu kitapta hoşuma giden az sayıdaki şeyden biri Cassie ve Ben arasında geçen konuşmalardı. Hileci, Cassie, Zombi, Sam, Evan gibi birçok karakterin gözünden olayları okuma fırsatı bulduk. Hep aynı karakterin anlatımıyla okuyunca az da olsa sıkılabiliyorum. Hep bu tarz anlatımı sevmişimdir. Farklı karakterleri analiz etme ihtimali de oluyor. Kitap okurken karakter analiz yapmayı sevenler muhtemelen beni anlayacaktır :D Konuyu dağıtmadan sona geleyim. Baştan güzel giderken sonradan kötüleşen bir seriydi. 5. Dalga'nın filmi olduğundan ve izleyip beğendiğimden bahsetmiştim ilk kitabın yorumunda. Filmlerin devamı gelmeyecek gibi duruyor ama gelirse filmin kitaptan daha başarılı ilerleyebileceğini düşünüyorum. Malum kitaplar filme uyarlanınca fazlasıyla değişime uğruyorlar. Serinin önceki kitaplarının yorumunu okumak için:

5. Dalga
Sonsuz Deniz

Kaleydoskop Kalpler - Claire Contreras / Yorum (Kalpler #1)


Herkese merhaba

Kaleydoskop Kalpler'in ilk bölümünü yayınevinin, adını hatırlayamadığım bir kitabında okumuştum. Kitabın sonuna kısacık da olsa eklenen bölüm ilgimi çekmişti ve bu kitabı 9.90 tl kampanyasında görünce hemen aldım. Çok bekletmeden de okudum. Oldukça merak ettiğim kitaplardan biriydi ve sonuç olarak sevdiğimi söyleyebilirim.

Estelle uzun zamandır nişanlı olduğu Wyatt'ı kaybetmiştir. Nişanlısının ölümünün yasını tutmuştur. Bir yıl sonraysa birlikte yaşadıkları evi satmaya razı olmuştur. Onu hiç unutmayacaktır ama akıl sağlığı açısından hayata kaldığı yerden devam etmek zorundadır. Evi sattıktan sonra abisi Victor'ın yanına kısa süreliğine taşınır. Eve taşındığı ilk gün kapıda görmeyi umduğu son kişi bile değildir Oliver ama orada Estelle'in karşısındadır. Victor'un en yakın arkadaşı olan Oliver, Estelle'in ilk kalp kırıklığıdır ve onun geçmişte kalmasına özen göstermezse daha da kırılacağının farkındadır. Onca hayal kırıklığı ve terk edilişin ardından yaptığı kalp şeklindeki kaleydoskopları sanat galerisinde satan Elle, bu kaleydoskopları yapma nedenini Oliver'ın ögrenmemesi gerektiğinin farkındadır ve bu sırrı arkadaşı Mia ile saklamaya devam edecek, Oliver'dan da kesinlikle uzak duracaktır.

Geçmişte yaşadıkları ona güçlü bir hale gelmekten başka bir şans bırakmamıştır. Bu gücü kazanabilmek uğruna çok şeyden vazgeçmesi gerekmiştir. Artık doktor olan Oliver'ın geçmişten gelen ve yakasını bırakmayan pişmanlıkların başında Elle gelmektedir. O, Elle'i nişanlandığı zaman kaybettiğini düşünerek çok üzülmüştür ama hayatın ona verdiği bu şansı kesinlikle iyi kullanacaktır. Tek korkusu Elle ile arasındaki bu şeyi Victor öğrendiğinde en yakın arkadaşını kaybedebilecek olmasıdır. Ve Oliver hem Elle'i hem Victor'ı kazanmanın bir yolunu mutlaka bulacaktır.

Oliver'ın geçmişinin etkisiyle yaptıgı hatalar ve onları onarmaya çalışması okunmaya değerdi. Genel olarak kendisine hep sinir olsam da çabalaması güzeldi. Estelle'in nişanlısının gölgesinde yaşadığı yıllardan sonra eski haline dönmeye çalışırken bir yandan da aklından ve kalbinden çıkaramadığı Oliver ile uğraşması hoştu. Mia ile arkadaşlıkları muhteşemdi. Ailenin bir araya geldiği zamanlar da kesinlikle okunasıydı. Her şeyiyle sevdiğim bir kitap oldu. Serinin ikinci kitabını da ilk fırsatta alıp okuyacağım. Hoşça kalın. 

Parazit - Jessica Shirvington / Yorum (Parazit #1)


Jessica Shirvington ile tanışmam yazarın İki Hayat Arasında kitabıyla oldu. Üzerinden yaklaşık olarak 3 yıl geçmiş ama kitabı bitirdiğimde düşündüklerim dün gibi aklımda. Şaşkın bir şekilde kalakalmış ve yazarın kalemine aşık olmuştum.

Evet, aradan yıllar geçti. Yazarın bir serisine başladım bu kez. Yine yazarın kalemine duyduğum hayranlık oradaydı. Şaşırtmacalar bende çok işe yaramadı çünkü konu itibarıyla nasıl desem tahmin edilemez bir son değildi. En azından ben kitabın ilk yarısında olayı çözmüştüm. Bu durum okuma keyfimi bozdu mu derseniz asla bozmadı. Çünkü her türlü kitabı okutan bir yazar var karşımızda :D Beni en heyecanlandıran kısım kitabın sonuydu. Yani nasıl devam edebileceği konusunda hiçbir tahminim yok ve bence 2. kitap serinin zirve kitabı olacak. İçimden bir his öyle diyor, umarım yanılmaz.

Konusundan biraz bahsedeyim. Olaylar 9 yıl önce herkesin mikroçip takmasını zorunlu kılan bir kanunun çıkmasıyla başlıyor. M-Corp isimli şirketin ürettiği bu mikroçipleri takmayanlar cezalandırılıyor. Zorunlu olarak herkesin kullandığı bu mikroçip hayatınızın her alanına dahil oluyor. Öyle ki ilişkilerinizde bile mikroçip söz sahibi oluyor. 18 yaşına gelince takılan Fera-tek ile kişinin etraftaki kişilerle uyumlu olup olmadığını tespit edebiliyor. Amaçsa herkesin gerçek eşlerini bulabilmesi. Her ay en azından 4 kişiyle değerlendirme yapıp kaydetmek zorunluluğunu da unutmamak gerek. Eğer bir ay içinde 4 negatif değerlendirme alırsa bu onun neg olduğunu gösteriyor. Yani uyumsuz. Bunun için rehabilitasyon adını verdikleri bir prosedür var ancak bu rehabilitasyondan çıkan kimse yok, kısaca o kişilere ne olduğu bilinmiyor.

Maggie, başkarakterlerimizden biri. 16 yaşındayken babası bir neg olması sebebiyle apar topar götürülüyor ve bir daha ondan haber alınamıyor. Abisi ve annesiye yaşamaya devam eden Maggie, babasına çok düşkün ve onlara yapılan bu haksızlığın intikamını almaya kararlı. Ve tabii ki babasını kurtarmayı düşünüyor. Bunun için yaptığı birçok şey var. Birilerinden bilgi elde etmek için onların sırlarını bulmak, dövüşlere katılmak gibi birçok şey yapmış. Nihayet 18 yaşına geldiğinde Fera-tek'i takılıyor ve Maggie, planını başlatıyor.

Quentin, M-Corp'un varislerinden biri. Kardeşlerin en küçüğü. Amerika'nın en seçkin lisesinde okuyor. Ivy adında bir sevgilisi var. Hayatı hep normal seyrediyor. Ta ki Fera-tek'i takılana kadar. Fera-tek'inden 3 olumsuz negatif değerlendirme alması duruma hiç yardımcı olmuyor ve bu noktada ,onun kurtarıcısı olan ve hiç tanımadığı bir kız devreye giriyor. Maggie.

Başkarakterlerimizin bundan sonraki hikayesi bol bol aksiyon içeriyor. Oyunlar, sırlar, beklenmeyen sonlar, nefret, aşk, kısaca ne ararsan var. Sonunu tahmin etmiş olsam da çok keyifli bir romandı ve uzun bir zaman geçtikten sonra serinin 2. kitabının çıkış tarihini yayınevi dün açıkladı. Panzehir, 11 Ağustos'ta satışta olacak. O zaman en kısa sürede okumak üzere diyeyim :)

Yazarın daha önce okuduğum İki Hayat Arasında kitap yorumu için TIK.

Ateşböceği Yolu - Kristin Hannah / Kitap Yorumu


Uzun zamandır Kristin Hannah okumak istiyordum. Özellikle kitap fuarı süresince yazarın hayranlarından bol bol övgü duyduktan sonra daha fazla ertelemem söz konusu olamazdı. Nihayetinde en çok sevilen kitap ile başladım. Ateşböceği Yolu, yazarın en çok sevilen kitabı diyebilirim. Devam kitabı ilk kitabın etkisini bırakamamış olsa da Ateşböceği Yolu, okuyanlar için hep ayrı bir yerde duruyor.

Kitabın konusundan kısaca bahsedeyim. Tully, büyükannesi ve büyükbabası ile yaşayan küçük bir kız. Annesi onu ailesine bırakıp gitmiş. Büyük sorunları olan bu anne döndüğünde Tully, her şey hayallerindeki gibi olacak sanıyor ve annesiyle gidiyor. Fakat hiçbir şey umduğu gibi gitmediğinde büyükannesinin yanına dönmek kaçınılmaz oluyor. Annesinin onu istemediği gerçeğiyle başa çıkmaya çalışan Tully, lise çağına geldiğinde annesiyle yaşamak için büyükannesine ait bir eve taşınıyor. Annesinin alkol, uyuşturucu kullanma durumu devam ederken Tully, dikkat çekici bir kız haline geliyor ve okuldaki popüler kız oluyor. Bir gece yaşadığı kötü bir olay onu karşı komşularının kızı Kate ile yakınlaştırıyor.

Kate, ailesiyle yaşayan ve yalnızlıktan yakınan liseli bir genç kızken hayatına aniden giren Tully ile genç olmanın avantajlarını yaşamaya başlıyor. Giyimi, tavrı ve daha birçok şeyini değiştiren Kate artık o yalnız olma modundan çıkıyor ve sosyal çevresi olan bir kız oluyor. Dostlukları ile dikkatleri üzerine çeken bu iki kız, birlikte gerçekleştireceklerini düşündükleri hayalleri kurarken, hayatın onlar için hazırladığı olaylardan habersiz bir şekilde yaşıyorlar.

Hayallerinin peşinden koşan Tully ve artık onunla aynı hayali paylaşmayan Kate arasında zaman zaman tartışmalar olsa da yıllar dostluklarını azaltmıyor. Yaşanan bir olaydan sonra 1 yıl konuşup görüşmeyen bu iki arkadaşın bir araya gelişi ve sonrası insanı ister istemez duygulandırıyor. Sanki gerçek bir hikaye okurmuş gibi okudum romanı. O kadar etkilendim ki yorumu yazabilmek için biraz beklemem gerekti. Her şeye rağmen arkadaşlığın kaldığı yerden nasıl devam edebildiğiyle ilgili muhteşem bir romandı. Devam kitabını da çok bekletmek istemiyorum ama bu ay için okuma listem dolu olduğu için önümüzdeki ay okumayı planlıyorum. Bakalım aynı hayal kırıklığını ben de yaşayacak mıyım?

Kristin Hannah'nın bundan başka birçok kitabı kütüphanemde bekliyor ve içimden bir ses eksikleri de en kısa zamanda alacağımı söylüyor. Siz de çok geç kalmadan bir tane Kristin Hannah kitabı edinin derim. Şimdilik hoşça kalın.

Temmuz - Biten ve Çöpe Giden Ürünler


Hemen hemen bir yıldır kozmetik-bakım yazısı yazmamışım. Kasıtlı yaptığım bir şey değildi ama fark ettim ki özlemişim :) Alışkanlıkla ara ara bitirdiklerimi kenara atmışım, gerçi arada çöpe gidenler de oldu. Yine de bu kadar ürün yeter bana diyerek yazısını yazayım dedim. 

Ürünlerin bazısını sonuna kadar kullandım ancak yaz temizliği yaparken süresi dolan bazı ürünleri ayırmıştım. Onları da hemen yazıya dahil ettim. Kullandığım ürünlerin süreleri konusunda oldukça hassasım. Zaman zaman tüm ürünleri elden geçirdiğim bir temizlik yapıyorum. Kalanlar bana yetiyor :) Şaka bir yana aklınızda tutmak zor geliyorsa bir ürünü ilk kez kullandığınızda üzerine ilk kullandığınız günün yer aldığı bir etiket yapıştırın. Bu şekilde tarihleri dolmuş mu kolayca anlayabilirsiniz.


Jane Iredale likit mineral fondöteni çok severek kullandım. Sürülünce verdiği hafif bronzluk fazlasıyla hoşuma gidiyordu. Cildimde aşırı kuruma olunca bir süre kozmetik ürünler kullanmayı bırakmıştım. O sırada bu güzel ürünü de kullanmadım ve sonra unutmuşum, bir köşede kalmış. Yaz temizliğinde elime gelince mecbur çöpe gideceklere ekledim. İlk fırsatta tekrar alacağım. Ben pek fondöten insanı değilim bu ürün daha çok renk veren nemlendirici gibi bir şey olduğundan tekrar alınacaklar arasına eklendi. 


Sephora ruju hiç bitmesin diye az az kullandım ama her güzel şey gibi o da bitti. Sevindirici olan durumsa artık Bursa'da Sephora mağazasının olması. Yenisini almak sorun olmayacak :) 

Pastel'in atmamak için oldukça fazla direndiğim ruju. Bu ruj için biraz süreleri aşmış bile olabilirim. Klasik rujlardan 24 numaralı bu rujun yenisini almak için arayışlarım sürüyor. Pastel'in sitesinde yok, umarım mağazalarda falan denk gelir.

Balmi lip balmı severek kullandım ama elimde çok fazla balm olduğu için tekrar almadım. Stoklarım bittiğinde alabileceğim bir ürün.

Rimmel Wake Me Up Göz Altı Kapatıcısı hakkında ne desem bilemiyorum. Çok fazla kullanma şansım olmadı çünkü ürünün sünger ucu koptu :D Bir açtım süngeri yok. Hala o anı hatırlayınca gülüyorum. Yine de burun yanı ve dudak kenarlarında kullanabildiğim kadar kullandım. Zaten göz altlarım için yeterli gelmemişti ve çizgilere doluyordu. Çok daha iyi kapatıcılar varken bunu tavsiye etmiyorum.

Loreal Lumi Magique Aydınlatıcı son zamanlardaki favorim. Yoğun makyaj yapmayı sevmiyorum. Göz altlarımda morluk yok, bu yüzden kapatma özelliği çok yüksek bir şey istemiyordum. Uzun zamandır yorgun görünümü azaltacak bir ürün arıyordum. Bu aydınlatıcı bana aradığım her şeyi verdi. İlk kullanımda memnun kalınca hemen yedekledim. Kapatıcı özelliği pek yok ama muhteşem bir aydınlatıcı olduğunu söyleyebilirim. Ben sadece göz altlarımda kullanıyorum ama siz aydınlatmak istediğiniz diğer bölgelerde de kullanabilirsiniz. Yazısı en kısa zamanda gelecek.


Ceradolin losyonu yaklaşık iki yıldır yaz kış kullanıyorum. Kuru cildim için muhteşem bir ürün. Yıllarca kullanacağımı düşündüğüm bir ürün. Su bazlısını tercih ediyorum çünkü yağ bazlı olanı sürüp dışarı çıkmalık değil. Su bazlısı hemen cilt tarafından emiliyor. Kuru cildinizden şikayetçiyseniz Ceradolin'i mutlaka deneyin.

Vivatinell Enjoy Güneş Kremi, içinde biraz daha ürün olmasına rağmen son kullanma tarihi dolduğu için çöpe gitti. Kullandığımda memnun kalmıştım. Yağlı ciltli olanlar pek memnun kalmamış ancak kuru ciltliyseniz tavsiye edebilirim.

Yves Rocher'nin Yüz Ferahlatıcı Spreyi'ni yedekli almıştım, 2.'si de bitmek üzere. Yaz aylarının vazgeçilmez ürünü. Buzdolabında durursa çok daha güzel oluyor. 


İpek'in pamuklarını hiç kullanmamıştım. Kare makyaj temizleme pedleri oldukça kullanışlıydı. Boyutları büyük olduğu için çok daha az pamukla tüm makyajımı temizleyebildim. Şimdi de yuvarlak pedleri kullanıyorum ve onlardan da memnunum. Çok fazla markanın makyaj temizleme pedlerini kullanmış biri olarak en iyisinin bu pamuk olduğunu söyleyebilirim. İnanılmaz bir yumuşaklığı var.

Gelelim Rituel de Beaute Burun Bandı meselesine. 2 yıl önce bu burun bandını almış, ilk kullandığımda da yazısını yazmıştım. Gel zaman git zaman blogun en çok okunan yazılarından biri oldu. 2 yıldan beri sürekli kullanıyorum. Daha önce denediğim birçok markadan daha iyi sonuç elde ettiğimi söyleyebilirim. Zaten ürünü alıp doğru şekilde kullanan herkes çok memnun. Fiyatı 4.95 tl idi yanlış hatırlamıyorsam. Yakınınızda Bim varsa bu ürünü hemen alabilirsiniz.

Cyrene Shea Yağı, yıllarca kullandım. Dudak ve yüz nemlendirmede, topuk ve dirseklerimde, ufak yaralanmalarda yaranın üzerine açıkçası aklıma ne geldiyse her yerde denedim. Ancak geçen gün fark ettim ki koku oluşmaya başlamış, kötü kokmuyor aslında ama emin olamadığım için çöpe atmak zorunda kaldım. İlk fırsatta yeniden alınacak.


Nevacare Nutritive 2 Fazlı Acil Bakım Sıvı Saç Kremi, bugüne kadar kullandığım en güzel saç ürünüydü. Ben ince telli saçlara sahip olduğum için saçlarımı taramadan önce mutlaka bu tarz bir ürün kullanıyorum. Tekrar almak için araştırmalarım sürüyor. Güvenilir bir alışveriş sitesi bulduğumda mutlaka yazıyı güncellerim. Ürünün yazısı için TIK

John Frieda Hacim Veren Şampuan, beni hayal kırıklığına uğratan ürünlerden biri. Aylardır kullanıyorum ancak hacimle ilgili hiçbir sonuç yok maalesef. Temizlemesi çok güzel. O açıdan çok memnunum ama vaatlerini yerine getiremiyor. Bu yüzden stoklarımı bitirince değişiklik yapacağım.

Otacı Kolay Tarama Spreyi memnun kalmadığım bir üründü. İlk olarak beni kokusu rahatsız etti. Koku hassasiyeti ve alerjisi olan bir insanın kullanamayacağı bir ürün. Zar zor yarısını kullandım, kalan ürünü de döktüm :(


Nivea Invisible Black & White Clear Deodorant, muhtemelen onlarca şişe kullanmışımdır. Çok memnundum ancak hayvanlar üzerinde deney yapmayan markalara geçme çabam sebebiyle bir süredir Nivea almıyorum. Stoklarımı bitirdim ve şu an Rossmann'dan aldığım Isana deodorantları kullanıyorum. Aşırı memnunum. Aklınızda bulunsun :)

Emotion Deodorant'ı özel olarak almadım. Bir ürünün yanında hediye gelmişti bana. Kokusu muhteşem. Ne yazık ki biten ürünler arasında yerini aldı. Marka araştırmasından sonra tekrar alınacak ürünler arasına alabilirim bu deodorantı.

Avon'un bu Mrs. Frosty Banyo Köpükleri'nden tarçın elma olanını almıştım ancak kokusunu hiç beğenmedim. Artık bozulduğu için mi öyle kokuyordu yoksa kendi kokusu mu öyle bilemiyorum. Hiç kullanmadan döktüm. Avon'un normal duş jellerinden ve banyo köpüklerinden şaşmamak gerek.

Çok severek kullandığım bir ürün daha. Seranem Vücut Bakım Şampuan'ı. Hafif kokusu, banyo sonrası vücutta bıraktığı his muhteşem. Tekrar almayı çok istiyorum ama fiyat olarak biraz pahalı. Şöyle esaslı bir indirime denk gelirsem sağlam bir stok yapacağım :) 

Benim son aylarda severek ve sevmeyerek kullandığım ürünler bunlardı. Bitirdiğim ürünleri çok biriktirmeden inşallah her ay bitenler yazısı yazmayı düşünüyorum. Bu ürünlerden birini kullandıysanız sevip sevmeme durumunuzu yorum olarak yazabilirsiniz. Böylece daha doğru sonuçlara ulaşabiliriz :) Sevgiler.

Atasunoptik.com Ray Ban Güneş Gözlüğü Alışverişim


Herkese merhaba

Bugün size yeni keşfettiğim bir siteden bahsetmek istedim. Güneş gözlüğü dahil hiçbir gözlüğü severek kullanamadım bugüne kadar. O yüzden bu konularda çok bilgi sahibi değilim ancak erkek kardeşimin gözleri güneşe karşı aşırı duyarlı olduğu için ona kaliteli bir güneş gözlüğü almaya karar verdik. Yaptığımız araştırmaların sonunda güvenilir, kaliteli ve orijinal ürünler satan atasunoptik.com'u keşfettik. Daha önce mağazalarından herhangi bir alışverişim olmamıştı ama çevremde alışveriş yapan ve memnun kalan çok kişi olduğundan sipariş vermekte tereddüt etmedim. Fiyatların uygunluğu da alışveriş yapmamda büyük bir etken oldu.

Erkek kategorisinden, takip ettiğimiz markaların güneş gözlüklerini inceledik. Çok marka olduğundan inceleme süreci de biraz fazla sürdü :) Kardeşim, Atasun’dan Ray Ban güneş gözlüklerine baktıktan sonra tercihini Ray Ban’den yana kullandı. Malum bu yaz büyük çerçeveli, renkli camlı ve pilot güneş gözlükleri yine çok revaçta. Kardeşim de çok uçuk bir şey istemediği için son moda olan Ray Ban’in pilot gözlüklerinden aldı. Üye olunca ilk alışverişe tanımlanan 30 tl indirim çekini kullanarak, alacağımız güneş gözlüğünü ekstra indirimli alma imkanı bulduk. Ray Ban güneş gözlüklerinde %25 indirim olduğu için tahminimizden de uygun fiyata almış olduk. Bizim için çok güzel bir alışveriş oldu.


Atasun’da erkek, kadın, çocuk kategorileri var. O kadar çok model var ki karar vermek oldukça zor oluyor. Bu sıcaklarda benim gibi dışarı çıkıp alışveriş yapmaya üşenenler varsa internet sitesi üzerinden kolayca alışveriş yapabilirler. Atasunoptik.com’da onlarca marka var. Filtreleme özelliğini kullanarak istediğiniz modeli bulabiliyorsunuz. Ben internet alışverişlerimde filtreleme özelliğini çok fazla kullanıyorum. Aradığım ürünü bulmamda çok faydası oluyor.

Laf aramızda gözlük kullanmayı sevmesem de aksesuar olarak güneş gözlüklerini seviyorum. Kendim için de ayrıca inceleme yaptım. Henüz karar verememiş olsam da bu ay içinde alışverişimi tamamlayıp tatil öncesinde güneş gözlüğümü hazır etmek istiyorum. Muhtemelen ben de tercihimi Ray Ban güneş gözlüklerinden yana kullanacağım. Daha önce de markanın gözlüklerini kullanıp memnun kalmıştım. Kendi alışverişimi tamamlayınca onun yazısını da mutlaka yazacağım. Şimdilik hoşça kalın :)

Sonsuz Deniz - Rick Yancey / Kitap Yorumu (5. Dalga #2)


Herkese merhaba

Serinin 2. kitabı da bitti. Çok arada kalan bir kitap olduğu için ne yazacağımı pek bilemiyorum. İlk kitap çok yüzeyseldi, Sonsuz Deniz'de ilk kitapta aklımıza takılan bazı soruların cevapları var ama kesinlikle yeterli değil. Zaman zaman aşırı heyecanlı bölümler vardı ama bazı noktalarda sıkıcıydı.

İlk kitabın sonunda Cassie kardeşine kavuşmuştu. Sam, Cassie'nin son gördüğü andan itibaren aşırı derecede değişmiştir, artık Kuzu lakabını kullanır. Her askerin bir lakabı vardır ve Sam artık bir askerdir. Küçücük olmasına rağmen bir asker gibi davranmaya çalışır ve çavuşu Zombi'ye(Ben Parish) fazlasıyla bağlıdır. Sığındıkları, sıçanlarla dolu ve pek tekin olmayan otelden başka yere gitmenin uğraşını veren ekip gün geçtikçe Evan Walker'ın gelmeyeceğinden emin olmaya başlar. Kimsenin kimseye güveninin kalmadığı bir ortamda en büyüğü lise çağında olan 7 çocuk yaşamaya çalışırken bir yandan artık dünyada bulunmayan güvenli bir yer ararlar. Hileci'nin aklına gelen bir fikir tehlikeli olsa da ellerindeki en iyi seçenektir. Ohio Mağaraları'nda insanların yaşamaya devam ediyor olma ihtimalleri ve güvende olabileceklerini düşünmeleri üzerine Hileci tek başına oraya gitmek için diğerlerinden ayrılır. Gelişen olaylar sonucu Hileci ve gizlice Hileci'nin peşine düşen Fincan, Vosch tarafından yakalanır.

Evan cephesinde işler umduğundan iyi gitmiştir ve onun gibi bir Susturucu olan Grace onu bulup kurtarmıştır. Grace, tehlikenin kendisidir ve Evan'ın ondan kurtulup Cassie ve yanındakilere yetişmesi gerekmektedir. Evan bu sorunla uğraşırken Hileci bambaşka sorunlarla uğraşmak zorunda kalır. Yavaş yavaş Ötekiler'in amacını çözerken hiç ummadığı şeylerle karşılaşacaktır.

Sonsuz Deniz'i Cassie dışında Hileci, Pastacı gibi diğer karakterlerin gözünden okuma fırsatı buluyoruz. En çok Hileci'nin hikayesini, kitap boyunca yaşadıklarını okuyoruz ve Hileci son kitap için çok önemli bir noktaya geliyor. Jilet gibi bir karakteri okuyoruz. Çok güzel bir karakter olduğunu söylemek gerek. Hileci'yi bağlayan her şeyden kurtarmak gibi güzel bir şey yapıyor. Kayıplar verilse de devam kitabında Hileci'nin önemli bir karakter olacağını düşünüyorum.

Sonsuz Deniz, bana ilk kitabın heyecanını yaşatamadı. Her şeyin çok belirsiz olduğu bir kitaptı. Sürekli Hileci'yi okumak zaman zaman sıkılmama sebep oldu. Bağlanma noktaları güzeldi ama Hileci'nin hikayesi olaya daha güzel dağıtılabilirdi. Evan'ı kesinlikle daha çok okumak isterdim. Onun dışında farklı karakterlerin gözünden onların hikayelerini okumak hoşuma gitti. Serinin son kitabı Son Yıldız ile umarım güzel bir kapanış yaparız. Çünkü şu an seriyle ilgili düşüncelerim çok net değil. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

5. Dalga kitap yorumum için TIK.

5. Dalga - Rick Yancey / Kitap Yorumu (5. Dalga #1)


Herkese merhaba

5. Dalga'nın kitabını henüz almamışken filmi vizyona girmişti. Kardeşimle hoşumuza gideceğini düşünüp izlemeye gitmiştik ve gayet beğenmiştik. Daha sonra seriyi aldım. Filmi biraz unutayım diye de beklettim. Şimdi okuduğumda da bayıldım. Filmi de çok beğenmiştim ama bazı noktalar anlaşılmıyordu filmde. Kitapta detay daha fazlaydı. Haliyle daha keyifli oldu benim için. Kitaptan uyarlanan tüm filmlerde olduğu gibi film kitapla birebir gitmiyor. Hatta çok fazla farklı şey vardı. Olayların oluş şekli bile çoğunlukla farklıydı. Filmi başka, kitabı başka değerlendirmek gerek. Her türlü kitabı seçerim ama umarım filmin devamı da gelir. Sonsuz Deniz ve Son Yıldız filmde nasıl işlenecek izlemek isterim.

Biraz konusundan bahsedelim. Dünya kendi düzeninde dönmeye devam ederken bir anda ortalık karışır. Uzaylılar dünyaya gelmiştir ve kimseyle iletişime geçmemiştir. Ortada herhangi bir savaş sebebi yoktur ve herkes başka bir şey düşünür. Kimi savaşmaya kimi barış yapmaya geldiklerine inanır. Ancak insanlık ardı ardına felaketlerle karşılaşmaya başladığında işler değişmeye başlar. Uzaylıların -kitaptaki tabirle Ötekilerin- niyetlerinin kötü olduğu anlaşıldığında insanların elinden gelecek pek bir şey kalmamıştır. 16 yaşındaki Cassie'nin annesi, babası ve küçük erkek kardeşiyle mutlu bir hayatı vardır. Gittiği lisede yakın bir arkadaşı ve platonik olarak aşık olduğu bir çocuk yani Ben Parish vardır. İstila başladığında hayat yavaş yavaş durmaya başlar.

1. dalgada elektrikler gider ve bir daha gelmez. Tüm insanlık elektriksiz yaşamayı öğrenir. 2. dalga dünyanın belirli bir kısmının su altında kalmasıydı. 3. dalga bir salgındı, veba salgını ve 3.5 milyar insanın ölümüyle sonuçlandı. Sadece bağışıklığı olanların kurtulabildiği 3. dalgadan sonra ne geleceği tahmin bile edilemiyordu ve 4. dalga başladığında yaşayan pek fazla insan kalmamıştı. Yaşayabilecek kadar şanssız olanlar Susturucu adı verilen insan görünümündeki uzaylılar tarafından öldürülüyordu. Bu kişiler bebekken uzaylıların beyinlerine yerleştirdiği bir sistemle yaşıyor, belli bir yaşa geldiğindeyse içindeki uzaylı uyanıyordu. İnsanüstü güçleri olduğunu da söylemek gerek.

Cassie, annesini 3. dalgada kaybettikten sonra babası ve kardeşiyle bir kampa yerleşmişti. Ordudan gelen askerler küçük çocukları sarı otobüslere bindirip götürdüklerinde ve otobüsler ayrıldıktan sonra Cassie'nin babası dahil kamptaki herkes öldürüldüğünde Cassie'nin tek amacı kardeşine verdiği sözü tutmak olmuştu. Ona oyuncak ayısını götürecek ve ayrılmalarına müsaade etmeyecekti.

İlk kitap boyunca Cassie'nin yapayalnız yaşamaya çalışmasını ve kardeşine ulaşmaya çalışırken yaşadıklarını okuyoruz. Bu arada Cassie vurulunca onu bulup iyileştiren Evan Walker'ı da unutmamalı :) Ben Parish'i de bol bol okuyacağız. Askeri bir üsse götürülen çocuklar için nasıl bir prosedür izlendiği, çocukları almaktaki amacın ne olduğu gibi birçok olayın az da olsa aydınlatıldığı bir kitaptı 5. Dalga. Gayet anlaşılır anlaşılmıştı. Bu neden böyle oldu gibi bir soru kalmadı aklımda. Bu yüzden ilk kitabın dört dörtlük olduğunu söyleyebilirim. Umarım serinin devam kitapları da aynı başarıyı sürdürebilir. 

Meleklerin Ateşi - Bear Grylls / Kitap Yorumu (Will Jaeger #2)


Will Jaeger serisinin 2. kitabını da okudum. İlk kitaptan daha hızlı ilerledi benim için. İlk kitaptaki karakter bolluğu okuma hızını etkiliyordu. Şimdi karakterlere aşinalık olunca su gibi aktı gitti kitap. Öyle bir kaptırıyor ki insan okurken nasıl bittiğini anlamıyor.

İlk kitaptan bilindiği üzere Will Jaeger, kaçırılan ve yaşayıp yaşamadıklarından bile emin olmadığı eşi ve oğlunu arıyordu. Bu defa onlara gerçekten yaklaştığını hissediyor ve yaşadıklarından emin olacağı deliller çıkıyor ortaya. Jaeger'in ilk işi önceki kitapta esir düşmüş olan ve türlü işkenceler çektiğinden emin oldukları Leticia'yı kurtarmak olur. Bir yandan da ekip Kammler'in amacını çözmeye çalışıyordur. Ele geçirdikleri bilgisayarların şifrelerinin kırılmasından sonra ortaya çıkan birkaç kelime onlara istedikleri ipucunu verir. Narov'un bağlantısı olan bir ekiple çalışmaya karar verirler ancak başlarına hiç beklemedikleri şeyler gelir. Ve ekiple ilgili tüm sırlar ortaya çıktığında Jaeger, şok olur.

Kammler'in sırrı ortaya çıktığında ve onu önlemek için çok geç kaldıklarını öğrendiklerinde Will Jaeger ve ekibi alternatif yollar üretmeye çalışır. Tek bir değişken devreden çıktığında başarısız olacaklarını bildikleri bir plan oluşturan ekip, başarılı olmak için elinden geleni yapacaktır. Kammler'in son oyunu da şudur. Jaeger'in ailesinin hayatı, bu planın başarısına bağlıdır.

Nefes kesici bir seri olduğunu söylemek gerekiyor. Ciddi anlamda çok başarılı bir yazar Bear Grylls. Tecrübelerini satırlara çok güzel bir şekilde yansıttığını düşünüyorum. Çünkü betimlemeleri asla sıkmıyor ve yormuyor. İlgi çekmeyi de fazlasıyla başarıyor. Kitaba başlayınca elimden bırakamadım. Ne olacak, nasıl olacak diye diye bitirdim ve serinin sonraki kitabında ne anlatacak hiç bilemiyorum. Tahminlerim bu yazarda pek işlemiyor :D Goodreads'te 3. kitabın Mayıs 2018'de çıkacağı yazıyor. Bizim ülkede de aynı yıl içinde çıkar diye umut ediyorum. Yine de beklemek zor olacak. Aksiyon, macera olsun diyorsanız seriyi kesinlikle tavsiye ederim.

Serinin ilk kitabı Hayalet Uçak yorumum için TIK.

Av Dönencesi - Büşra Toraman / Yorum (Kırmızı Başlıklı Kız #1)


Herkese merhaba

Büşra Toraman, son zamanlarda yazdıklarıyla öne çıkan Türk yazarlardan biri. Daha önce kendisinin Zincirlenmiş Kalpler isimli romanını okumuştum ama bana çok hitap etmemişti. Gerçi konuyu kavrayamamış olma ihtimalimi düşünüp serinin devam kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Belki devam kitaplarını severim. Çünkü ciddi anlamda sıra dışı bir konusu var o serinin. Konudan fazla sapmadan yeni bir serinin ilk kitabı olan Av Dönencesi'ne gelelim. Tek kelimeyle anlatmam gerekirse kitaba bayıldım. 2. kitap ne zaman çıkar diye sürekli takipteyim. Edindiğim bilgiye göre seri 4 ya da daha fazla kitaptan oluşacakmış. Ne kadar çıkarsa artık seri bozulmadığı sürece 10 kitap bile okurum ben :D 

Başkarakterimiz Ada, ailesi, arkadaşı ve nişanlısıyla gittiği bir kampta kurt saldırısına uğrar. Ada dışında herkes ölür ve Ada olay anında neler olduğunu hatırlayamaz. Hastaneden taburcu olduğunda ilk işi teyzesinin Kanada teklifini kabul etmek olur. Eşiyle birlikte Kanada'da yaşayan Melisa, üniversite arkadaşı Murat'ı yemeğe davet eder ve böylece Ada'nın da hayatına girmiş olur. Aklınıza gelen tarzda bir durumdan bahsetmiyorum, asla aklınıza gelmeyecek olaylar oluyor çünkü bu noktadan sonra :) Ada'nın ölen nişanlısının abisi Ali'de bu işi çözebilmek için Kanada'ya gider. Ada ile görüştüklerinde birlikte hareket etme kararı alırlar. Ancak olaylar çok farklı gelişecektir.

Kurt saldırısında ailesini kaybeden Ada, kendisini bir anda kurtadamların arasında bulur. Kurtların iki topluluğa bölünme hikayesini öğrenen Ada, ailesini öldürenlerin de kurtadamlar olduğunu öğrenir. Aleut ve Remuslar yaşadıkları bir olaydan sonra ayrılmış ve kendilerine bir sınır belirlemiştir. Aleutlar kurallara bağlı olarak yaşarken ve modern hayata uyum sağlamayı seçerken Remuslar vahşi yaşamlarına devam etmişlerdir. Olanları çözmeye çalışan Aleut'un lideri, Ada'nın önemli olduğunu ve onların yanında kalmasının uygun olduğunu söylediğinde yapılması gereken Ada'yı Aleut evine getirmek olmuştu. Orada kurtlarla yaşamaya başlayan Ada, bir yandan eğitim alacak bir yandan da sevdiklerini öldürenlerden intikam alma fırsatı kollayacaktı. Eğiticisi olacak kişi yani Cellat Dawson ile tanışan Ada için o andan sonrası sürekli eğitimle geçer. Kurtları tanımaya çalışan Ada, Azü'lerin(ak kurt) piramidin en üst seviyesinde olduğunu, Buky'lerin kızılkurt ve bozkurtlardan oluştuğunu, en alt seviye Vede'lerin ise siyah kurtlar olduğunu öğrenir. Her geçen gün öğrendikleriyle şaşıran Ada, başta Dawson olmak üzere, Gavin, Murat, Peratha ve Hilary'i tanıdıkça kendini oraya ait hissetmeye başlar.

Dawson ile ilgili bir şey yazmayacağım çünkü okumadan anlaşılmaz yani öyle güzel bir karakter. Hele Ada ile belli bir noktadan sonraki diyalogları okunmaya fazlasıyla değerdi. Sanırım en çok onların ilişkisini sevdim. Önemli bir şey söyleyip okuma keyfinizi kaçırmak istemiyorum. Kurtadam filmleri, kitapları seviyorsanız mutlaka seveceğiniz bir kitap, tavsiye de ederim. Ancak sıradan kurtadam kitapları gibi bir şey beklemeyin. Detay anlamında ciddi fark yaratan bir kitaptı. Serinin 2. kitabını da dört gözle bekliyor, yayınevinin bir an önce kitabı yayınlamasını umuyorum. Av Dönencesi ile ilgili yazacaklarım bunlardı. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Kötülük Tohumları - J. A. Redmerski / Kitap Yorumu (Katiller Çetesi #4)


Katiller Çetesi serisine başlamadınız mı? Bence çok büyük bir kayıp. J. A. Redmerski, ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri. Sonsuzluğun Kıyısında romanını okurken çok az hayal kırıklığı yaşadığımı inkar edemem ama onun dışında okuduğum 5 kitabı da muhteşemdi. Kütülük Tohumları, Katiller Çetesi serisinin 4. kitabı. Yazar nasıl başarıyor bilmiyorum ama her yeni kitap önceki kitabın çok üstünde oluyor. Heyecan, aksiyon, aşk, bol bol sır barındırıyor seri. Bu kitapta da sırların bir kısmını öğreniyoruz ve şok oluyoruz.

Victor'un kurduğu yeni bir Birlik var ve bu çete Victor, Izabel, Fredrik, Niklas, Dorian ve James'ten oluşuyor. Hepsinin kendisine saklamak istediği bir sırrı vardır ve kim olduğu anlaşılamayan Nora ortaya çıkıp hepsine meydan okuduğunda bu sırları ortaya çıkarmaktan başka yol kalmaz. Çünkü Izabel'in anne yerine koyduğu kadın, James'in kızları ve Dorian'ın eski eşi Nora'nın elindedir.

Izabel'in ilk gençlik yıllarını seks kölesi olarak geçirdiğini seriyi okuyanlar zaten biliyor. Ordan Victor'un arabasına gizlice binerek kurtulan Izabel'in en büyük sırrını serinin bu kitabında öğreniyoruz. Oldukça şok edici olduğunu söylemem gerek. Çünkü kesinlikle öyle bir şey beklemiyordum. Dorian'ın sırrı da beklenmedikti. Yani önceki kitaplarda onunla ilgili hiçbir ipucu yoktu ya da ben fark etmedim bilmiyorum. Niklas'ın Izabel ile yaşadığı sorunların nedenini biraz da olsa Niklas'ın sırrıyla çözdük diyebilirim. Aşkın insanı güçsüzleştirdiğini ve hata olduğunu düşünen Niklas'ın abisini Izabel'den kurtarmaya çalışması biraz da olsa mantıklı gelmeye başladı. James, çok ön planda olan bir karakter olmadığı için onun sırrı da açıkçası benim için pek önemli değildi :D Victor'un sırrıysa şaşırtıcıydı. Niklas ile arasının açılmasına sebep olan sır bakalım devam kitaplarında nasıl işlenecek. 

Seraphina'nın ölümünden sonra kendini kaybeden Fredrik'te ne sır vardı ne başka bir şey. Kitabın sonuna doğru ortaya çıkan Fredrik'e üzülmekten başka bir şey yapamadım. Nerede önceki kitaptaki Fredrik, nerede bu kitaptaki Fredrik, arada dağlar kadar fark vardı. Nora'yı konuşturma konusunda devreye giren Fredrik cidden korkutucuydu. Baştan sona heyecan içinde okuduğum kitaplardan biri oldu Kötülük Tohumları. Umarım seri aynı hızla devam eder ve sona erer. Şu ana kadar mükemmel ilerlediğini söyleyebilirim. Devam eden kitaplarda da aynı havayı yakalayabilirsem as serilerimden biri olacak Katiller Çetesi serisi. Şimdilik yazacaklarım bu kadar. Hoşça kalın.

Serinin önceki kitap yorumlarının linkleri aşağıda olacak :)


Sahte Nişan Gerçek Aşk - Cindi Madsen / Yorum


Cindi Madsen, severek okuduğum yazarlardan biri. Çerezlik diye tabir ettiğimiz mutlu sonla biten kitaplar yazıyor. Fuarda bende olmayan 2 kitabını almak istedim ama serinin ilk kitabı vardı sadece o yüzden bu kitabı aldım. Bazı zamanlar canım hiçbir şey yapmak istemiyorken kitap okumak en iyi seçenek oluyor ve öyle bir günde bu kitabı bitiriverdim.

Üniversite yıllarından beri çok yakın arkadaş olan Dani ve Wes, hayatlarını yoluna koyamamış iki yetişkin olmuştur. Dani'nin uğruna eyalet değiştirdiği Steve onu terk ettiğinde Dani için hayatta annesi ve büyükannesinden başka tek önemli şey işi olmuştur. Tarih mezunu olmasına rağmen geçinmek için pazarlama şirketinde çalışan Dani'nin patronu için aile hayatı çok önemlidir ve terfi verirken de buna dikkat ettiğini her fırsatta belirtir ancak Dani için erkekler o kadar uzaktır ki bu konuda ne yapacağını bilemez. Ta ki en yakın arkadaşı Wes ile konuşana kadar. O andan sonra olaylar kendiliğinden gelişecektir.

Wes, evlenmesine çok az bir zaman kala nişanlısı Sophie tarafından terk edilmiştir. Kız kardeşinin en yakın arkadaşı olan Sophie ile ilişkisi bittikten sonra Wes dağılmıştır. Kız kardeşinin düğün günü yaklaştıkça ailesinin baskısı da artar. Herkes onun için üzülmektedir ve Sophie, kardeşinin nedimesi olacaktır. Düğünde sürekli bir arada bulunacaklardır. O sırada Dani ise şirketin yapacağı organizasyona tek gitmek istememektedir. Çünkü terfi almaya çok ihtiyacı vardır. Ailesine para gönderebilmek için o terfiyi almak zorundadır. Ve aklına gelen bir fikirle nişanlılık rolü yapmaya karar verirler. Böylece Dani istediği terfiyi alabilecek ve Wes ailesinin ve çevresindekilerin acıma dolu bakışlarından kurtulabilecektir.

Olaylar Dani'nin Audrey'nin düğününe gelmesiyle başlıyor. Nişanlı gibi davranmak, ikisinin de düşüncelerinin hiç ummadıkları noktalara kaymasına sebep oluyor. Çok keyifli ama çabuk biten bir kitaptı. Bir serinin ilk kitabı fakat diğer kitaplarla bağlantılı değil. O yüzden içinizin daraldığı zamanlar için kütüphanenizde mutlaka Cindi Madsen kitapları bulundurun. Havanızı hemen değiştirmeyi başaran bir yazar kendisi. Kitapla ilgili olumsuz tek yön çeviriden kaynaklıydı. Cümle bütünlüğü pek yoktu. Okurken rahatsız olduğumu söylemem gerek. Sanırım söyleyeceğim başka bir şey kalmadı. Şimdilik hoşça kalın.

Tehlikeli Kızlar - Abigail Haas / Kitap Yorumu


Neresinden başlayacağımı bilemiyorum. Yayınevi tanıtımını yaptığında konusu çok ilgimi çekmişti ve bulduğum ilk indirimde aldım. Okuyanlar ya bayılmıştı ya hiç beğenmemişti. Ben iki taraftan da değilim evet beğendim ama bayılmadım. Berbat olduğunu da kesinlikle düşünmüyorum. Gayet akıcı, merakta bırakacak türden bir kitaptı. Tüm bunlara rağmen katili daha en başından tahmin ettim ama bu okuma keyfimi hiç bozmadı. Sonuç olarak katil bir başkası da çıkabilirdi. Ben bu tarz birkaç kitap okuduğum için ilk aklıma gelen olasılık tuttu diye düşünüyorum. Tek günde okuduğumu söylesem akıcılık düzeyi de belli olur sanırım.

Yazar kurguyu gerçek bir olaydan esinlenerek yazmış. Uzun yıllar önce erasmus öğrencisi olan Amanda Knox'u hatırlayanız mutlaka vardır. Ev arkadaşını öldürmekle suçlanan bu Amerikalı kız daha sonra masum olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmıştı. Bu olayla kitap arasında bağlantı kurmak mümkün. Kitap, arkadaşlarının ölüsünü bulan gençlerin polisi aramasıyla ve polisle aralarında geçen konuşmayla başlıyor. Kitap boyunca bu siyah sayfalarda polisle olan görüşmeler dışında televizyon programlarında zanlı için geçen konuşmaları, polis sorgulamalarını ve kanıt niteliği taşıyan birkaç şeyi okuyoruz. Daha sonra gençlerin toplanıp geldikleri Aruba isimli adadaki tatillerinden kesitler veriliyor. Yaz tatili için birlikte bir plan yapan Anna, Anna'nın en yakın arkadaşı Elise, Anna'nın erkek arkadaşı Tate, Mel, Max, Chelsea, Ak ve Lamar tatillerinin keyfini çıkarmaya kararlı ancak arkadaşları Elise'in odasında ölü bulunması her şeyin sonu oluyor. Hepsi defalarca sorgudan geçiriliyor. Elise, tam 13 kez bıçaklanmış. O saatlerde dalışta olan diğerleri suçlamayla karşılaşmıyor ancak dalışa gitmeyen Anna ve Tate, bıçakta parmak izleri bulunduğunda birer şüpheli haline geliyor.

Tate'in babasının zenginliği onu kefaletle serbest bırakmalarını sağlarken işleri berbat olan Anna'nın babasının gücü onu hapisten çıkarmaya yetmiyor ve böylece Anna'nın yargılanma süreci başlıyor. Bu süreçte arkadaşlarının ve sevgilisinin gerçek yüzlerini de gören Anna, sürekli geçmişini düşünüyor. Elise ile tanışması, kardeşten de öte olmaları, Tate ile tanışıp sevgili olması gibi onlarca şeyi düşünüyor. Bu aralarda yazar alttan alta katili de ortaya çıkarıyor. 3-4 farklı kişi var katil olabilmesi muhtemel olan. Son ana kadar da hiçbirinin üzerindeki zan kalkmıyor. Hepsi şüpheli ama dedektif diğerlerinin üzerindeki şüpheyi umursamadan tek Anna'yı hedef alıyor. Geçmişindeki hemen her şeyi ortaya çıkarıyor. Peki, katil kim ve bunu neden yaptı? İşte bu noktada muhtemelen okuyanların dörtte üçü fazlasıyla sarsılacak.

Öncelikle yazarın kalemini çok sevdim. Hukuki alanda ciddi araştırmalar yaptığı kesin ve ben bu yönü ağır basan romanları okumayı çok seviyorum. Sonu beklenmedik geldiyse tadı kesinlikle damağınızda kalacak ama tahminleriniz doğru çıktığında çok da abartılacak bir kitap olmadığını göreceksiniz. Ancak yazarı kesinlikle takibe alacağım ve başka kitaplarını da okuyacağım. Sonu çok basit olsa da kurgu gayet iyiydi. Buradan sonrası spoiler içerecek. O yüzden kitabı henüz okumadıysanız burada bırakmanızı öneriyorum :D

*SPOILER İÇERİR*

Bir romanda abartılı arkadaşlıklar varsa hep o arkadaşlardan şüphelenirim. Onlar ya arkadaştan öte bir şey çıkarlar, ya çok kötü olaylar sonucu arkadaşlıkları geri dönülemez biçimde biter ya da biri diğerini öldürür. Bu daima böyle olmuştur. O yüzden ilk sayfalardan daha Anna ve Elise arasındaki sınırları ortadan kalkmış arkadaşlık beni şüphelendirmişti. Haliyle Elise öldüğüne göre de katilin kim olduğu belliydi. Tate ve Elise ikilisinin arasındakiler beni hiç şaşırtmadı. Çünkü yazar ilk sayfalardan daha Tate üzerinden bir şeyler yaşadıklarını görmemizi sağlıyordu. Anna ve Elise'in birbirlerine bağlılık dereceleri kesinlikle normal değildi.

Yazar bize Anna'nın normal olmadığını da kitapta bol bol göstermişti. Annesinin hastalığı ve ölümü sonrası yaptıkları, Elise'i ölü bulduktan sonraki davranışları ve zaman zaman Elise ile geçmişte aralarında geçen diyaloglar onun normal olmadığını kanıtlıyordu. Elise normal miydi sorusuna verilecek yanıt oldukça basit. O da kesinlikle normal değildi. İkisi de birbirine karşı saplantılı durumdaydı. Son belli olduktan sonra içimi ürperten tek şey Anna'nın rahatlığıydı. Yani kendini haklı görüyordu ve kesinlikle bir pişmanlık yoktu. Hatta sonlarda hala onu her gün özlüyorum falan dediği bir yer vardı. Dürüst davransaydı hala hayatta olabilirdi, bir arada olabilirdik gibi bir şey düşünüyordu. Tamamen hasta bir insanın kafa yapısı. Dava sonucu masum bulunması ve serbest bırakılması da ciddi ciddi günümüz hukuk sisteminin acınacak halini gözler önüne seriyordu. Birinci derece kanıt bulunamaması bir katilin elini kolunu sallayarak gitmesine sebep oldu. Günümüzde de bu böyle değil mi zaten? 

Daha yazsam çok şey yazarım ama burada bitirmek istiyorum. Hoşça kalın.

Casus - Paulo Coelho / Kitap Yorumu


Herkese merhaba :)

Bu kez gerçek olaylar esas alınarak kurgulanmış Casus yorumuyla karşınızdayım. Paulo Coelho'nun okuduğum 3. kitabı. Simyacı, Elif ve Casus'u okudum. Sıralama yapacak olsam Simyacı, Casus, Elif derim. Elif benim için biraz hayal kırıklığı olmuştu çünkü. Yazarın bunlar dışında da hemen her kitabı kütüphanemde mevcut ama diğerlerini bir türlü okuyamadım. Bu yaz okumayı umuyorum, bakalım :)

Casus'u alırken açıkçası gerçek bir casus hikayesi olduğunu bilmiyordum. Genelde sevdiğim yazarların kitaplarını konularına bakmadan alıyorum. Bunda da aynısını yapmışım çünkü konusuna, okumak için kitabı elime aldığımda baktım. Gerçekten ilgimi çekince de hemen okuyup bitirdim. Tek kelimeyle bayıldım diyebilirim.

Hollanda'nın uzak bir eyaletinde 1800'lerin sonunda doğan Margaretha Zelle, zamanın biraz ötesinde yaşıyordu. Yapabileceklerini keşfettikten sonra kaldığı yer onu boğmaya başlamıştı ve tek hayali Paris'e yerleşip orada yaşamaktı. Bir gün gazetede gördüğü bir ilan onun için dönüm noktası olacaktı. Kendisinden 21 yaş büyük bir subayla evlenip Endonezya'ya gitmeye karar verdi ama hiçbir şey düşündüğü gibi olmadı.

Zamanla kocasından şiddet gören ve mutsuz yaşayan biri haline geldiğinde tek çaresi Paris'e gidebilmekti. Bir kadın olarak neler yapabileceğini keşfettikçe hayatını kendisi yönetmeye karar verdi. Kızını ardında bırakıp bir yolunu bulup Paris'e gitti. Döneminin çok daha ötesinde yaşadığı için tabii ki o dönem pek hoş karşılanmadı ama erkekler tarafından hep el üstünde tutuldu. Özellikle evli ve zengin erkeklerle onlarca ilişki yaşadı. Bunların hiçbiri aşk ilişkisi değildi. Bir nevi çıkar ilişkisi denebilir. Yine Paris'e gelince adını Mata Hari olarak değiştirip yeni bir hayata başladı. Dans etmek onun yükselişini ve ülke çapında tanınmasını sağladı. Söylemeye gerek yok ama dansları da dönemin çok ötesindeydi. Mata Hari'nin tek hayali para sıkıntısı yaşamamak ve güçlü olmaktı. Bu güç isteği onun hiç düşünmediği bir şekilde noktalandı. Özellikle gözden düşmeye başladığı zamanlarda dikkat çekmek için yaptıkları sonrasında aleyhinde kullanılanların başında geliyordu.

Mata Hari, o çok sevdiği ve 1. Dünya Savaşı başlarken dönmek için çok uğraştığı Paris'te idam edildi. İddia edilen suçu, çift taraflı casusluk yapmaktı. Günümüzde bile hala tartışılan bir konu bu. Gerçek net değil ama avukatına yazdığı mektuplar oldukça kafa karıştırıcı. O dönemin karışıklığı olmasa muhtemelen Mata Hari, istediği hayatı yaşamaya devam edebilecekti. Yanlış yerde yanlış kişilerle olmaktı belki suçu. Belki de söylendiği gibi casustu. Kitabı okurken duygulandığım çok fazla yer oldu. Biri de gerçekten aşık olduğu, kendinden oldukça küçük, Rus sevgilisinin ihanetiydi. Sonuç olarak kitap bir şekilde içimde bir yere dokundu. Herkese tavsiye edeceğim kitaplardan biri oldu Casus. Kitabı bitirdikten sonra bol bol araştırma yapmama vesile oldu. Bu tarz kitapları çok seviyorum. Başka yorumlarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Alıntılar