Son Yıldız - Rick Yancey / Yorum (5. Dalga #3)


Nihayet seriyi bitirdim. Beklediğim kadar iyi olmadığını kesinlikle söylemeliyim. Yazara en çok kızdığım nokta uzun uzun anlatılması gereken şeyleri kısa kısa yazıp geçmesi ve kısa yazması gereken şeyleri de uzattıkça uzatmış. Bu konu biraz sinirlerimi bozdu açıkçası. Ve o son... Öyle bitmesi mi gerekiyordu yani. Benim için hayal kırıklığı olan bir son kitaptı. İlk kitaptan itibaren puanlama yapmam gerekse 5. Dalga 5 puan, Sonsuz Deniz 4 puan, Son Yıldız 3 puan derim.

Sonsuz Deniz'de Hileci, Jilet'in fedakarlığı sayesinde Vosch'tan kurtulmuştu. 40 günlük özgürlükten sonra olayları çözmeye başlayan Hileci geri dönüp Vosch'un istediklerini yapmaya karar verdi. Vosch'un ondan istediği bir hata gözüyle bakılan Evan'ı Hileci'nin onlara getirmesiydi. Oldukça zor olan bu görev başarıya ulaşırsa Hileci ve diğerleri yaşamaya devam edebilecekti. Görevi kabul eden Hileci, sandığından çok farklı bir şey yapacağının farkında bile değildi. 

Kimseyi dinlemeyip Hileci ve Fincan'ı kurtarmaya giden Ben ve Gerzek için işler düşündükleri gibi gitmedi. O kısımlar bol bol aksiyon içeriyordu. Vosch'un planı ortaya çıktığında ve Evan ele geçirildiğinde Cassie ve Hileci tehlikeli bir plan yapıp uygulamaya koydular. Muhtemelen kitabın en okunası bölümleri onlardı. Evan, Vosch tarafından ele geçirildikten sonra durumun bildiğinden çok farklı olduğunu ve o andan sonra olacakları öğrendi. Bu noktadan sonra kitap aksiyonun doruklarında ilerledi ve cidden çok heyecanlıydı. Hileci ve Cassie'nin karargaha varması ve yaptıkları kesinlikle çok güzeldi. Bence o son olmasaydı ben bu kitaba 4.5'tan 5 puan verirdim :) 

Bu kitapta hoşuma giden az sayıdaki şeyden biri Cassie ve Ben arasında geçen konuşmalardı. Hileci, Cassie, Zombi, Sam, Evan gibi birçok karakterin gözünden olayları okuma fırsatı bulduk. Hep aynı karakterin anlatımıyla okuyunca az da olsa sıkılabiliyorum. Hep bu tarz anlatımı sevmişimdir. Farklı karakterleri analiz etme ihtimali de oluyor. Kitap okurken karakter analiz yapmayı sevenler muhtemelen beni anlayacaktır :D Konuyu dağıtmadan sona geleyim. Baştan güzel giderken sonradan kötüleşen bir seriydi. 5. Dalga'nın filmi olduğundan ve izleyip beğendiğimden bahsetmiştim ilk kitabın yorumunda. Filmlerin devamı gelmeyecek gibi duruyor ama gelirse filmin kitaptan daha başarılı ilerleyebileceğini düşünüyorum. Malum kitaplar filme uyarlanınca fazlasıyla değişime uğruyorlar. Serinin önceki kitaplarının yorumunu okumak için:

5. Dalga
Sonsuz Deniz

Kaleydoskop Kalpler - Claire Contreras / Yorum (Kalpler #1)


Herkese merhaba

Kaleydoskop Kalpler'in ilk bölümünü yayınevinin, adını hatırlayamadığım bir kitabında okumuştum. Kitabın sonuna kısacık da olsa eklenen bölüm ilgimi çekmişti ve bu kitabı 9.90 tl kampanyasında görünce hemen aldım. Çok bekletmeden de okudum. Oldukça merak ettiğim kitaplardan biriydi ve sonuç olarak sevdiğimi söyleyebilirim.

Estelle uzun zamandır nişanlı olduğu Wyatt'ı kaybetmiştir. Nişanlısının ölümünün yasını tutmuştur. Bir yıl sonraysa birlikte yaşadıkları evi satmaya razı olmuştur. Onu hiç unutmayacaktır ama akıl sağlığı açısından hayata kaldığı yerden devam etmek zorundadır. Evi sattıktan sonra abisi Victor'ın yanına kısa süreliğine taşınır. Eve taşındığı ilk gün kapıda görmeyi umduğu son kişi bile değildir Oliver ama orada Estelle'in karşısındadır. Victor'un en yakın arkadaşı olan Oliver, Estelle'in ilk kalp kırıklığıdır ve onun geçmişte kalmasına özen göstermezse daha da kırılacağının farkındadır. Onca hayal kırıklığı ve terk edilişin ardından yaptığı kalp şeklindeki kaleydoskopları sanat galerisinde satan Elle, bu kaleydoskopları yapma nedenini Oliver'ın ögrenmemesi gerektiğinin farkındadır ve bu sırrı arkadaşı Mia ile saklamaya devam edecek, Oliver'dan da kesinlikle uzak duracaktır.

Geçmişte yaşadıkları ona güçlü bir hale gelmekten başka bir şans bırakmamıştır. Bu gücü kazanabilmek uğruna çok şeyden vazgeçmesi gerekmiştir. Artık doktor olan Oliver'ın geçmişten gelen ve yakasını bırakmayan pişmanlıkların başında Elle gelmektedir. O, Elle'i nişanlandığı zaman kaybettiğini düşünerek çok üzülmüştür ama hayatın ona verdiği bu şansı kesinlikle iyi kullanacaktır. Tek korkusu Elle ile arasındaki bu şeyi Victor öğrendiğinde en yakın arkadaşını kaybedebilecek olmasıdır. Ve Oliver hem Elle'i hem Victor'ı kazanmanın bir yolunu mutlaka bulacaktır.

Oliver'ın geçmişinin etkisiyle yaptıgı hatalar ve onları onarmaya çalışması okunmaya değerdi. Genel olarak kendisine hep sinir olsam da çabalaması güzeldi. Estelle'in nişanlısının gölgesinde yaşadığı yıllardan sonra eski haline dönmeye çalışırken bir yandan da aklından ve kalbinden çıkaramadığı Oliver ile uğraşması hoştu. Mia ile arkadaşlıkları muhteşemdi. Ailenin bir araya geldiği zamanlar da kesinlikle okunasıydı. Her şeyiyle sevdiğim bir kitap oldu. Serinin ikinci kitabını da ilk fırsatta alıp okuyacağım. Hoşça kalın. 

Parazit - Jessica Shirvington / Yorum (Parazit #1)


Jessica Shirvington ile tanışmam yazarın İki Hayat Arasında kitabıyla oldu. Üzerinden yaklaşık olarak 3 yıl geçmiş ama kitabı bitirdiğimde düşündüklerim dün gibi aklımda. Şaşkın bir şekilde kalakalmış ve yazarın kalemine aşık olmuştum.

Evet, aradan yıllar geçti. Yazarın bir serisine başladım bu kez. Yine yazarın kalemine duyduğum hayranlık oradaydı. Şaşırtmacalar bende çok işe yaramadı çünkü konu itibarıyla nasıl desem tahmin edilemez bir son değildi. En azından ben kitabın ilk yarısında olayı çözmüştüm. Bu durum okuma keyfimi bozdu mu derseniz asla bozmadı. Çünkü her türlü kitabı okutan bir yazar var karşımızda :D Beni en heyecanlandıran kısım kitabın sonuydu. Yani nasıl devam edebileceği konusunda hiçbir tahminim yok ve bence 2. kitap serinin zirve kitabı olacak. İçimden bir his öyle diyor, umarım yanılmaz.

Konusundan biraz bahsedeyim. Olaylar 9 yıl önce herkesin mikroçip takmasını zorunlu kılan bir kanunun çıkmasıyla başlıyor. M-Corp isimli şirketin ürettiği bu mikroçipleri takmayanlar cezalandırılıyor. Zorunlu olarak herkesin kullandığı bu mikroçip hayatınızın her alanına dahil oluyor. Öyle ki ilişkilerinizde bile mikroçip söz sahibi oluyor. 18 yaşına gelince takılan Fera-tek ile kişinin etraftaki kişilerle uyumlu olup olmadığını tespit edebiliyor. Amaçsa herkesin gerçek eşlerini bulabilmesi. Her ay en azından 4 kişiyle değerlendirme yapıp kaydetmek zorunluluğunu da unutmamak gerek. Eğer bir ay içinde 4 negatif değerlendirme alırsa bu onun neg olduğunu gösteriyor. Yani uyumsuz. Bunun için rehabilitasyon adını verdikleri bir prosedür var ancak bu rehabilitasyondan çıkan kimse yok, kısaca o kişilere ne olduğu bilinmiyor.

Maggie, başkarakterlerimizden biri. 16 yaşındayken babası bir neg olması sebebiyle apar topar götürülüyor ve bir daha ondan haber alınamıyor. Abisi ve annesiye yaşamaya devam eden Maggie, babasına çok düşkün ve onlara yapılan bu haksızlığın intikamını almaya kararlı. Ve tabii ki babasını kurtarmayı düşünüyor. Bunun için yaptığı birçok şey var. Birilerinden bilgi elde etmek için onların sırlarını bulmak, dövüşlere katılmak gibi birçok şey yapmış. Nihayet 18 yaşına geldiğinde Fera-tek'i takılıyor ve Maggie, planını başlatıyor.

Quentin, M-Corp'un varislerinden biri. Kardeşlerin en küçüğü. Amerika'nın en seçkin lisesinde okuyor. Ivy adında bir sevgilisi var. Hayatı hep normal seyrediyor. Ta ki Fera-tek'i takılana kadar. Fera-tek'inden 3 olumsuz negatif değerlendirme alması duruma hiç yardımcı olmuyor ve bu noktada ,onun kurtarıcısı olan ve hiç tanımadığı bir kız devreye giriyor. Maggie.

Başkarakterlerimizin bundan sonraki hikayesi bol bol aksiyon içeriyor. Oyunlar, sırlar, beklenmeyen sonlar, nefret, aşk, kısaca ne ararsan var. Sonunu tahmin etmiş olsam da çok keyifli bir romandı ve uzun bir zaman geçtikten sonra serinin 2. kitabının çıkış tarihini yayınevi dün açıkladı. Panzehir, 11 Ağustos'ta satışta olacak. O zaman en kısa sürede okumak üzere diyeyim :)

Yazarın daha önce okuduğum İki Hayat Arasında kitap yorumu için TIK.

Ateşböceği Yolu - Kristin Hannah / Kitap Yorumu


Uzun zamandır Kristin Hannah okumak istiyordum. Özellikle kitap fuarı süresince yazarın hayranlarından bol bol övgü duyduktan sonra daha fazla ertelemem söz konusu olamazdı. Nihayetinde en çok sevilen kitap ile başladım. Ateşböceği Yolu, yazarın en çok sevilen kitabı diyebilirim. Devam kitabı ilk kitabın etkisini bırakamamış olsa da Ateşböceği Yolu, okuyanlar için hep ayrı bir yerde duruyor.

Kitabın konusundan kısaca bahsedeyim. Tully, büyükannesi ve büyükbabası ile yaşayan küçük bir kız. Annesi onu ailesine bırakıp gitmiş. Büyük sorunları olan bu anne döndüğünde Tully, her şey hayallerindeki gibi olacak sanıyor ve annesiyle gidiyor. Fakat hiçbir şey umduğu gibi gitmediğinde büyükannesinin yanına dönmek kaçınılmaz oluyor. Annesinin onu istemediği gerçeğiyle başa çıkmaya çalışan Tully, lise çağına geldiğinde annesiyle yaşamak için büyükannesine ait bir eve taşınıyor. Annesinin alkol, uyuşturucu kullanma durumu devam ederken Tully, dikkat çekici bir kız haline geliyor ve okuldaki popüler kız oluyor. Bir gece yaşadığı kötü bir olay onu karşı komşularının kızı Kate ile yakınlaştırıyor.

Kate, ailesiyle yaşayan ve yalnızlıktan yakınan liseli bir genç kızken hayatına aniden giren Tully ile genç olmanın avantajlarını yaşamaya başlıyor. Giyimi, tavrı ve daha birçok şeyini değiştiren Kate artık o yalnız olma modundan çıkıyor ve sosyal çevresi olan bir kız oluyor. Dostlukları ile dikkatleri üzerine çeken bu iki kız, birlikte gerçekleştireceklerini düşündükleri hayalleri kurarken, hayatın onlar için hazırladığı olaylardan habersiz bir şekilde yaşıyorlar.

Hayallerinin peşinden koşan Tully ve artık onunla aynı hayali paylaşmayan Kate arasında zaman zaman tartışmalar olsa da yıllar dostluklarını azaltmıyor. Yaşanan bir olaydan sonra 1 yıl konuşup görüşmeyen bu iki arkadaşın bir araya gelişi ve sonrası insanı ister istemez duygulandırıyor. Sanki gerçek bir hikaye okurmuş gibi okudum romanı. O kadar etkilendim ki yorumu yazabilmek için biraz beklemem gerekti. Her şeye rağmen arkadaşlığın kaldığı yerden nasıl devam edebildiğiyle ilgili muhteşem bir romandı. Devam kitabını da çok bekletmek istemiyorum ama bu ay için okuma listem dolu olduğu için önümüzdeki ay okumayı planlıyorum. Bakalım aynı hayal kırıklığını ben de yaşayacak mıyım?

Kristin Hannah'nın bundan başka birçok kitabı kütüphanemde bekliyor ve içimden bir ses eksikleri de en kısa zamanda alacağımı söylüyor. Siz de çok geç kalmadan bir tane Kristin Hannah kitabı edinin derim. Şimdilik hoşça kalın.

Temmuz - Biten ve Çöpe Giden Ürünler


Hemen hemen bir yıldır kozmetik-bakım yazısı yazmamışım. Kasıtlı yaptığım bir şey değildi ama fark ettim ki özlemişim :) Alışkanlıkla ara ara bitirdiklerimi kenara atmışım, gerçi arada çöpe gidenler de oldu. Yine de bu kadar ürün yeter bana diyerek yazısını yazayım dedim. 

Ürünlerin bazısını sonuna kadar kullandım ancak yaz temizliği yaparken süresi dolan bazı ürünleri ayırmıştım. Onları da hemen yazıya dahil ettim. Kullandığım ürünlerin süreleri konusunda oldukça hassasım. Zaman zaman tüm ürünleri elden geçirdiğim bir temizlik yapıyorum. Kalanlar bana yetiyor :) Şaka bir yana aklınızda tutmak zor geliyorsa bir ürünü ilk kez kullandığınızda üzerine ilk kullandığınız günün yer aldığı bir etiket yapıştırın. Bu şekilde tarihleri dolmuş mu kolayca anlayabilirsiniz.


Jane Iredale likit mineral fondöteni çok severek kullandım. Sürülünce verdiği hafif bronzluk fazlasıyla hoşuma gidiyordu. Cildimde aşırı kuruma olunca bir süre kozmetik ürünler kullanmayı bırakmıştım. O sırada bu güzel ürünü de kullanmadım ve sonra unutmuşum, bir köşede kalmış. Yaz temizliğinde elime gelince mecbur çöpe gideceklere ekledim. İlk fırsatta tekrar alacağım. Ben pek fondöten insanı değilim bu ürün daha çok renk veren nemlendirici gibi bir şey olduğundan tekrar alınacaklar arasına eklendi. 


Sephora ruju hiç bitmesin diye az az kullandım ama her güzel şey gibi o da bitti. Sevindirici olan durumsa artık Bursa'da Sephora mağazasının olması. Yenisini almak sorun olmayacak :) 

Pastel'in atmamak için oldukça fazla direndiğim ruju. Bu ruj için biraz süreleri aşmış bile olabilirim. Klasik rujlardan 24 numaralı bu rujun yenisini almak için arayışlarım sürüyor. Pastel'in sitesinde yok, umarım mağazalarda falan denk gelir.

Balmi lip balmı severek kullandım ama elimde çok fazla balm olduğu için tekrar almadım. Stoklarım bittiğinde alabileceğim bir ürün.

Rimmel Wake Me Up Göz Altı Kapatıcısı hakkında ne desem bilemiyorum. Çok fazla kullanma şansım olmadı çünkü ürünün sünger ucu koptu :D Bir açtım süngeri yok. Hala o anı hatırlayınca gülüyorum. Yine de burun yanı ve dudak kenarlarında kullanabildiğim kadar kullandım. Zaten göz altlarım için yeterli gelmemişti ve çizgilere doluyordu. Çok daha iyi kapatıcılar varken bunu tavsiye etmiyorum.

Loreal Lumi Magique Aydınlatıcı son zamanlardaki favorim. Yoğun makyaj yapmayı sevmiyorum. Göz altlarımda morluk yok, bu yüzden kapatma özelliği çok yüksek bir şey istemiyordum. Uzun zamandır yorgun görünümü azaltacak bir ürün arıyordum. Bu aydınlatıcı bana aradığım her şeyi verdi. İlk kullanımda memnun kalınca hemen yedekledim. Kapatıcı özelliği pek yok ama muhteşem bir aydınlatıcı olduğunu söyleyebilirim. Ben sadece göz altlarımda kullanıyorum ama siz aydınlatmak istediğiniz diğer bölgelerde de kullanabilirsiniz. Yazısı en kısa zamanda gelecek.


Ceradolin losyonu yaklaşık iki yıldır yaz kış kullanıyorum. Kuru cildim için muhteşem bir ürün. Yıllarca kullanacağımı düşündüğüm bir ürün. Su bazlısını tercih ediyorum çünkü yağ bazlı olanı sürüp dışarı çıkmalık değil. Su bazlısı hemen cilt tarafından emiliyor. Kuru cildinizden şikayetçiyseniz Ceradolin'i mutlaka deneyin.

Vivatinell Enjoy Güneş Kremi, içinde biraz daha ürün olmasına rağmen son kullanma tarihi dolduğu için çöpe gitti. Kullandığımda memnun kalmıştım. Yağlı ciltli olanlar pek memnun kalmamış ancak kuru ciltliyseniz tavsiye edebilirim.

Yves Rocher'nin Yüz Ferahlatıcı Spreyi'ni yedekli almıştım, 2.'si de bitmek üzere. Yaz aylarının vazgeçilmez ürünü. Buzdolabında durursa çok daha güzel oluyor. 


İpek'in pamuklarını hiç kullanmamıştım. Kare makyaj temizleme pedleri oldukça kullanışlıydı. Boyutları büyük olduğu için çok daha az pamukla tüm makyajımı temizleyebildim. Şimdi de yuvarlak pedleri kullanıyorum ve onlardan da memnunum. Çok fazla markanın makyaj temizleme pedlerini kullanmış biri olarak en iyisinin bu pamuk olduğunu söyleyebilirim. İnanılmaz bir yumuşaklığı var.

Gelelim Rituel de Beaute Burun Bandı meselesine. 2 yıl önce bu burun bandını almış, ilk kullandığımda da yazısını yazmıştım. Gel zaman git zaman blogun en çok okunan yazılarından biri oldu. 2 yıldan beri sürekli kullanıyorum. Daha önce denediğim birçok markadan daha iyi sonuç elde ettiğimi söyleyebilirim. Zaten ürünü alıp doğru şekilde kullanan herkes çok memnun. Fiyatı 4.95 tl idi yanlış hatırlamıyorsam. Yakınınızda Bim varsa bu ürünü hemen alabilirsiniz.

Cyrene Shea Yağı, yıllarca kullandım. Dudak ve yüz nemlendirmede, topuk ve dirseklerimde, ufak yaralanmalarda yaranın üzerine açıkçası aklıma ne geldiyse her yerde denedim. Ancak geçen gün fark ettim ki koku oluşmaya başlamış, kötü kokmuyor aslında ama emin olamadığım için çöpe atmak zorunda kaldım. İlk fırsatta yeniden alınacak.


Nevacare Nutritive 2 Fazlı Acil Bakım Sıvı Saç Kremi, bugüne kadar kullandığım en güzel saç ürünüydü. Ben ince telli saçlara sahip olduğum için saçlarımı taramadan önce mutlaka bu tarz bir ürün kullanıyorum. Tekrar almak için araştırmalarım sürüyor. Güvenilir bir alışveriş sitesi bulduğumda mutlaka yazıyı güncellerim. Ürünün yazısı için TIK

John Frieda Hacim Veren Şampuan, beni hayal kırıklığına uğratan ürünlerden biri. Aylardır kullanıyorum ancak hacimle ilgili hiçbir sonuç yok maalesef. Temizlemesi çok güzel. O açıdan çok memnunum ama vaatlerini yerine getiremiyor. Bu yüzden stoklarımı bitirince değişiklik yapacağım.

Otacı Kolay Tarama Spreyi memnun kalmadığım bir üründü. İlk olarak beni kokusu rahatsız etti. Koku hassasiyeti ve alerjisi olan bir insanın kullanamayacağı bir ürün. Zar zor yarısını kullandım, kalan ürünü de döktüm :(


Nivea Invisible Black & White Clear Deodorant, muhtemelen onlarca şişe kullanmışımdır. Çok memnundum ancak hayvanlar üzerinde deney yapmayan markalara geçme çabam sebebiyle bir süredir Nivea almıyorum. Stoklarımı bitirdim ve şu an Rossmann'dan aldığım Isana deodorantları kullanıyorum. Aşırı memnunum. Aklınızda bulunsun :)

Emotion Deodorant'ı özel olarak almadım. Bir ürünün yanında hediye gelmişti bana. Kokusu muhteşem. Ne yazık ki biten ürünler arasında yerini aldı. Marka araştırmasından sonra tekrar alınacak ürünler arasına alabilirim bu deodorantı.

Avon'un bu Mrs. Frosty Banyo Köpükleri'nden tarçın elma olanını almıştım ancak kokusunu hiç beğenmedim. Artık bozulduğu için mi öyle kokuyordu yoksa kendi kokusu mu öyle bilemiyorum. Hiç kullanmadan döktüm. Avon'un normal duş jellerinden ve banyo köpüklerinden şaşmamak gerek.

Çok severek kullandığım bir ürün daha. Seranem Vücut Bakım Şampuan'ı. Hafif kokusu, banyo sonrası vücutta bıraktığı his muhteşem. Tekrar almayı çok istiyorum ama fiyat olarak biraz pahalı. Şöyle esaslı bir indirime denk gelirsem sağlam bir stok yapacağım :) 

Benim son aylarda severek ve sevmeyerek kullandığım ürünler bunlardı. Bitirdiğim ürünleri çok biriktirmeden inşallah her ay bitenler yazısı yazmayı düşünüyorum. Bu ürünlerden birini kullandıysanız sevip sevmeme durumunuzu yorum olarak yazabilirsiniz. Böylece daha doğru sonuçlara ulaşabiliriz :) Sevgiler.

Atasunoptik.com Ray Ban Güneş Gözlüğü Alışverişim


Herkese merhaba

Bugün size yeni keşfettiğim bir siteden bahsetmek istedim. Güneş gözlüğü dahil hiçbir gözlüğü severek kullanamadım bugüne kadar. O yüzden bu konularda çok bilgi sahibi değilim ancak erkek kardeşimin gözleri güneşe karşı aşırı duyarlı olduğu için ona kaliteli bir güneş gözlüğü almaya karar verdik. Yaptığımız araştırmaların sonunda güvenilir, kaliteli ve orijinal ürünler satan atasunoptik.com'u keşfettik. Daha önce mağazalarından herhangi bir alışverişim olmamıştı ama çevremde alışveriş yapan ve memnun kalan çok kişi olduğundan sipariş vermekte tereddüt etmedim. Fiyatların uygunluğu da alışveriş yapmamda büyük bir etken oldu.

Erkek kategorisinden, takip ettiğimiz markaların güneş gözlüklerini inceledik. Çok marka olduğundan inceleme süreci de biraz fazla sürdü :) Kardeşim, Atasun’dan Ray Ban güneş gözlüklerine baktıktan sonra tercihini Ray Ban’den yana kullandı. Malum bu yaz büyük çerçeveli, renkli camlı ve pilot güneş gözlükleri yine çok revaçta. Kardeşim de çok uçuk bir şey istemediği için son moda olan Ray Ban’in pilot gözlüklerinden aldı. Üye olunca ilk alışverişe tanımlanan 30 tl indirim çekini kullanarak, alacağımız güneş gözlüğünü ekstra indirimli alma imkanı bulduk. Ray Ban güneş gözlüklerinde %25 indirim olduğu için tahminimizden de uygun fiyata almış olduk. Bizim için çok güzel bir alışveriş oldu.


Atasun’da erkek, kadın, çocuk kategorileri var. O kadar çok model var ki karar vermek oldukça zor oluyor. Bu sıcaklarda benim gibi dışarı çıkıp alışveriş yapmaya üşenenler varsa internet sitesi üzerinden kolayca alışveriş yapabilirler. Atasunoptik.com’da onlarca marka var. Filtreleme özelliğini kullanarak istediğiniz modeli bulabiliyorsunuz. Ben internet alışverişlerimde filtreleme özelliğini çok fazla kullanıyorum. Aradığım ürünü bulmamda çok faydası oluyor.

Laf aramızda gözlük kullanmayı sevmesem de aksesuar olarak güneş gözlüklerini seviyorum. Kendim için de ayrıca inceleme yaptım. Henüz karar verememiş olsam da bu ay içinde alışverişimi tamamlayıp tatil öncesinde güneş gözlüğümü hazır etmek istiyorum. Muhtemelen ben de tercihimi Ray Ban güneş gözlüklerinden yana kullanacağım. Daha önce de markanın gözlüklerini kullanıp memnun kalmıştım. Kendi alışverişimi tamamlayınca onun yazısını da mutlaka yazacağım. Şimdilik hoşça kalın :)

Sonsuz Deniz - Rick Yancey / Kitap Yorumu (5. Dalga #2)


Herkese merhaba

Serinin 2. kitabı da bitti. Çok arada kalan bir kitap olduğu için ne yazacağımı pek bilemiyorum. İlk kitap çok yüzeyseldi, Sonsuz Deniz'de ilk kitapta aklımıza takılan bazı soruların cevapları var ama kesinlikle yeterli değil. Zaman zaman aşırı heyecanlı bölümler vardı ama bazı noktalarda sıkıcıydı.

İlk kitabın sonunda Cassie kardeşine kavuşmuştu. Sam, Cassie'nin son gördüğü andan itibaren aşırı derecede değişmiştir, artık Kuzu lakabını kullanır. Her askerin bir lakabı vardır ve Sam artık bir askerdir. Küçücük olmasına rağmen bir asker gibi davranmaya çalışır ve çavuşu Zombi'ye(Ben Parish) fazlasıyla bağlıdır. Sığındıkları, sıçanlarla dolu ve pek tekin olmayan otelden başka yere gitmenin uğraşını veren ekip gün geçtikçe Evan Walker'ın gelmeyeceğinden emin olmaya başlar. Kimsenin kimseye güveninin kalmadığı bir ortamda en büyüğü lise çağında olan 7 çocuk yaşamaya çalışırken bir yandan artık dünyada bulunmayan güvenli bir yer ararlar. Hileci'nin aklına gelen bir fikir tehlikeli olsa da ellerindeki en iyi seçenektir. Ohio Mağaraları'nda insanların yaşamaya devam ediyor olma ihtimalleri ve güvende olabileceklerini düşünmeleri üzerine Hileci tek başına oraya gitmek için diğerlerinden ayrılır. Gelişen olaylar sonucu Hileci ve gizlice Hileci'nin peşine düşen Fincan, Vosch tarafından yakalanır.

Evan cephesinde işler umduğundan iyi gitmiştir ve onun gibi bir Susturucu olan Grace onu bulup kurtarmıştır. Grace, tehlikenin kendisidir ve Evan'ın ondan kurtulup Cassie ve yanındakilere yetişmesi gerekmektedir. Evan bu sorunla uğraşırken Hileci bambaşka sorunlarla uğraşmak zorunda kalır. Yavaş yavaş Ötekiler'in amacını çözerken hiç ummadığı şeylerle karşılaşacaktır.

Sonsuz Deniz'i Cassie dışında Hileci, Pastacı gibi diğer karakterlerin gözünden okuma fırsatı buluyoruz. En çok Hileci'nin hikayesini, kitap boyunca yaşadıklarını okuyoruz ve Hileci son kitap için çok önemli bir noktaya geliyor. Jilet gibi bir karakteri okuyoruz. Çok güzel bir karakter olduğunu söylemek gerek. Hileci'yi bağlayan her şeyden kurtarmak gibi güzel bir şey yapıyor. Kayıplar verilse de devam kitabında Hileci'nin önemli bir karakter olacağını düşünüyorum.

Sonsuz Deniz, bana ilk kitabın heyecanını yaşatamadı. Her şeyin çok belirsiz olduğu bir kitaptı. Sürekli Hileci'yi okumak zaman zaman sıkılmama sebep oldu. Bağlanma noktaları güzeldi ama Hileci'nin hikayesi olaya daha güzel dağıtılabilirdi. Evan'ı kesinlikle daha çok okumak isterdim. Onun dışında farklı karakterlerin gözünden onların hikayelerini okumak hoşuma gitti. Serinin son kitabı Son Yıldız ile umarım güzel bir kapanış yaparız. Çünkü şu an seriyle ilgili düşüncelerim çok net değil. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

5. Dalga kitap yorumum için TIK.

5. Dalga - Rick Yancey / Kitap Yorumu (5. Dalga #1)


Herkese merhaba

5. Dalga'nın kitabını henüz almamışken filmi vizyona girmişti. Kardeşimle hoşumuza gideceğini düşünüp izlemeye gitmiştik ve gayet beğenmiştik. Daha sonra seriyi aldım. Filmi biraz unutayım diye de beklettim. Şimdi okuduğumda da bayıldım. Filmi de çok beğenmiştim ama bazı noktalar anlaşılmıyordu filmde. Kitapta detay daha fazlaydı. Haliyle daha keyifli oldu benim için. Kitaptan uyarlanan tüm filmlerde olduğu gibi film kitapla birebir gitmiyor. Hatta çok fazla farklı şey vardı. Olayların oluş şekli bile çoğunlukla farklıydı. Filmi başka, kitabı başka değerlendirmek gerek. Her türlü kitabı seçerim ama umarım filmin devamı da gelir. Sonsuz Deniz ve Son Yıldız filmde nasıl işlenecek izlemek isterim.

Biraz konusundan bahsedelim. Dünya kendi düzeninde dönmeye devam ederken bir anda ortalık karışır. Uzaylılar dünyaya gelmiştir ve kimseyle iletişime geçmemiştir. Ortada herhangi bir savaş sebebi yoktur ve herkes başka bir şey düşünür. Kimi savaşmaya kimi barış yapmaya geldiklerine inanır. Ancak insanlık ardı ardına felaketlerle karşılaşmaya başladığında işler değişmeye başlar. Uzaylıların -kitaptaki tabirle Ötekilerin- niyetlerinin kötü olduğu anlaşıldığında insanların elinden gelecek pek bir şey kalmamıştır. 16 yaşındaki Cassie'nin annesi, babası ve küçük erkek kardeşiyle mutlu bir hayatı vardır. Gittiği lisede yakın bir arkadaşı ve platonik olarak aşık olduğu bir çocuk yani Ben Parish vardır. İstila başladığında hayat yavaş yavaş durmaya başlar.

1. dalgada elektrikler gider ve bir daha gelmez. Tüm insanlık elektriksiz yaşamayı öğrenir. 2. dalga dünyanın belirli bir kısmının su altında kalmasıydı. 3. dalga bir salgındı, veba salgını ve 3.5 milyar insanın ölümüyle sonuçlandı. Sadece bağışıklığı olanların kurtulabildiği 3. dalgadan sonra ne geleceği tahmin bile edilemiyordu ve 4. dalga başladığında yaşayan pek fazla insan kalmamıştı. Yaşayabilecek kadar şanssız olanlar Susturucu adı verilen insan görünümündeki uzaylılar tarafından öldürülüyordu. Bu kişiler bebekken uzaylıların beyinlerine yerleştirdiği bir sistemle yaşıyor, belli bir yaşa geldiğindeyse içindeki uzaylı uyanıyordu. İnsanüstü güçleri olduğunu da söylemek gerek.

Cassie, annesini 3. dalgada kaybettikten sonra babası ve kardeşiyle bir kampa yerleşmişti. Ordudan gelen askerler küçük çocukları sarı otobüslere bindirip götürdüklerinde ve otobüsler ayrıldıktan sonra Cassie'nin babası dahil kamptaki herkes öldürüldüğünde Cassie'nin tek amacı kardeşine verdiği sözü tutmak olmuştu. Ona oyuncak ayısını götürecek ve ayrılmalarına müsaade etmeyecekti.

İlk kitap boyunca Cassie'nin yapayalnız yaşamaya çalışmasını ve kardeşine ulaşmaya çalışırken yaşadıklarını okuyoruz. Bu arada Cassie vurulunca onu bulup iyileştiren Evan Walker'ı da unutmamalı :) Ben Parish'i de bol bol okuyacağız. Askeri bir üsse götürülen çocuklar için nasıl bir prosedür izlendiği, çocukları almaktaki amacın ne olduğu gibi birçok olayın az da olsa aydınlatıldığı bir kitaptı 5. Dalga. Gayet anlaşılır anlaşılmıştı. Bu neden böyle oldu gibi bir soru kalmadı aklımda. Bu yüzden ilk kitabın dört dörtlük olduğunu söyleyebilirim. Umarım serinin devam kitapları da aynı başarıyı sürdürebilir. 

Meleklerin Ateşi - Bear Grylls / Kitap Yorumu (Will Jaeger #2)


Will Jaeger serisinin 2. kitabını da okudum. İlk kitaptan daha hızlı ilerledi benim için. İlk kitaptaki karakter bolluğu okuma hızını etkiliyordu. Şimdi karakterlere aşinalık olunca su gibi aktı gitti kitap. Öyle bir kaptırıyor ki insan okurken nasıl bittiğini anlamıyor.

İlk kitaptan bilindiği üzere Will Jaeger, kaçırılan ve yaşayıp yaşamadıklarından bile emin olmadığı eşi ve oğlunu arıyordu. Bu defa onlara gerçekten yaklaştığını hissediyor ve yaşadıklarından emin olacağı deliller çıkıyor ortaya. Jaeger'in ilk işi önceki kitapta esir düşmüş olan ve türlü işkenceler çektiğinden emin oldukları Leticia'yı kurtarmak olur. Bir yandan da ekip Kammler'in amacını çözmeye çalışıyordur. Ele geçirdikleri bilgisayarların şifrelerinin kırılmasından sonra ortaya çıkan birkaç kelime onlara istedikleri ipucunu verir. Narov'un bağlantısı olan bir ekiple çalışmaya karar verirler ancak başlarına hiç beklemedikleri şeyler gelir. Ve ekiple ilgili tüm sırlar ortaya çıktığında Jaeger, şok olur.

Kammler'in sırrı ortaya çıktığında ve onu önlemek için çok geç kaldıklarını öğrendiklerinde Will Jaeger ve ekibi alternatif yollar üretmeye çalışır. Tek bir değişken devreden çıktığında başarısız olacaklarını bildikleri bir plan oluşturan ekip, başarılı olmak için elinden geleni yapacaktır. Kammler'in son oyunu da şudur. Jaeger'in ailesinin hayatı, bu planın başarısına bağlıdır.

Nefes kesici bir seri olduğunu söylemek gerekiyor. Ciddi anlamda çok başarılı bir yazar Bear Grylls. Tecrübelerini satırlara çok güzel bir şekilde yansıttığını düşünüyorum. Çünkü betimlemeleri asla sıkmıyor ve yormuyor. İlgi çekmeyi de fazlasıyla başarıyor. Kitaba başlayınca elimden bırakamadım. Ne olacak, nasıl olacak diye diye bitirdim ve serinin sonraki kitabında ne anlatacak hiç bilemiyorum. Tahminlerim bu yazarda pek işlemiyor :D Goodreads'te 3. kitabın Mayıs 2018'de çıkacağı yazıyor. Bizim ülkede de aynı yıl içinde çıkar diye umut ediyorum. Yine de beklemek zor olacak. Aksiyon, macera olsun diyorsanız seriyi kesinlikle tavsiye ederim.

Serinin ilk kitabı Hayalet Uçak yorumum için TIK.

Av Dönencesi - Büşra Toraman / Yorum (Kırmızı Başlıklı Kız #1)


Herkese merhaba

Büşra Toraman, son zamanlarda yazdıklarıyla öne çıkan Türk yazarlardan biri. Daha önce kendisinin Zincirlenmiş Kalpler isimli romanını okumuştum ama bana çok hitap etmemişti. Gerçi konuyu kavrayamamış olma ihtimalimi düşünüp serinin devam kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Belki devam kitaplarını severim. Çünkü ciddi anlamda sıra dışı bir konusu var o serinin. Konudan fazla sapmadan yeni bir serinin ilk kitabı olan Av Dönencesi'ne gelelim. Tek kelimeyle anlatmam gerekirse kitaba bayıldım. 2. kitap ne zaman çıkar diye sürekli takipteyim. Edindiğim bilgiye göre seri 4 ya da daha fazla kitaptan oluşacakmış. Ne kadar çıkarsa artık seri bozulmadığı sürece 10 kitap bile okurum ben :D 

Başkarakterimiz Ada, ailesi, arkadaşı ve nişanlısıyla gittiği bir kampta kurt saldırısına uğrar. Ada dışında herkes ölür ve Ada olay anında neler olduğunu hatırlayamaz. Hastaneden taburcu olduğunda ilk işi teyzesinin Kanada teklifini kabul etmek olur. Eşiyle birlikte Kanada'da yaşayan Melisa, üniversite arkadaşı Murat'ı yemeğe davet eder ve böylece Ada'nın da hayatına girmiş olur. Aklınıza gelen tarzda bir durumdan bahsetmiyorum, asla aklınıza gelmeyecek olaylar oluyor çünkü bu noktadan sonra :) Ada'nın ölen nişanlısının abisi Ali'de bu işi çözebilmek için Kanada'ya gider. Ada ile görüştüklerinde birlikte hareket etme kararı alırlar. Ancak olaylar çok farklı gelişecektir.

Kurt saldırısında ailesini kaybeden Ada, kendisini bir anda kurtadamların arasında bulur. Kurtların iki topluluğa bölünme hikayesini öğrenen Ada, ailesini öldürenlerin de kurtadamlar olduğunu öğrenir. Aleut ve Remuslar yaşadıkları bir olaydan sonra ayrılmış ve kendilerine bir sınır belirlemiştir. Aleutlar kurallara bağlı olarak yaşarken ve modern hayata uyum sağlamayı seçerken Remuslar vahşi yaşamlarına devam etmişlerdir. Olanları çözmeye çalışan Aleut'un lideri, Ada'nın önemli olduğunu ve onların yanında kalmasının uygun olduğunu söylediğinde yapılması gereken Ada'yı Aleut evine getirmek olmuştu. Orada kurtlarla yaşamaya başlayan Ada, bir yandan eğitim alacak bir yandan da sevdiklerini öldürenlerden intikam alma fırsatı kollayacaktı. Eğiticisi olacak kişi yani Cellat Dawson ile tanışan Ada için o andan sonrası sürekli eğitimle geçer. Kurtları tanımaya çalışan Ada, Azü'lerin(ak kurt) piramidin en üst seviyesinde olduğunu, Buky'lerin kızılkurt ve bozkurtlardan oluştuğunu, en alt seviye Vede'lerin ise siyah kurtlar olduğunu öğrenir. Her geçen gün öğrendikleriyle şaşıran Ada, başta Dawson olmak üzere, Gavin, Murat, Peratha ve Hilary'i tanıdıkça kendini oraya ait hissetmeye başlar.

Dawson ile ilgili bir şey yazmayacağım çünkü okumadan anlaşılmaz yani öyle güzel bir karakter. Hele Ada ile belli bir noktadan sonraki diyalogları okunmaya fazlasıyla değerdi. Sanırım en çok onların ilişkisini sevdim. Önemli bir şey söyleyip okuma keyfinizi kaçırmak istemiyorum. Kurtadam filmleri, kitapları seviyorsanız mutlaka seveceğiniz bir kitap, tavsiye de ederim. Ancak sıradan kurtadam kitapları gibi bir şey beklemeyin. Detay anlamında ciddi fark yaratan bir kitaptı. Serinin 2. kitabını da dört gözle bekliyor, yayınevinin bir an önce kitabı yayınlamasını umuyorum. Av Dönencesi ile ilgili yazacaklarım bunlardı. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Kötülük Tohumları - J. A. Redmerski / Kitap Yorumu (Katiller Çetesi #4)


Katiller Çetesi serisine başlamadınız mı? Bence çok büyük bir kayıp. J. A. Redmerski, ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri. Sonsuzluğun Kıyısında romanını okurken çok az hayal kırıklığı yaşadığımı inkar edemem ama onun dışında okuduğum 5 kitabı da muhteşemdi. Kütülük Tohumları, Katiller Çetesi serisinin 4. kitabı. Yazar nasıl başarıyor bilmiyorum ama her yeni kitap önceki kitabın çok üstünde oluyor. Heyecan, aksiyon, aşk, bol bol sır barındırıyor seri. Bu kitapta da sırların bir kısmını öğreniyoruz ve şok oluyoruz.

Victor'un kurduğu yeni bir Birlik var ve bu çete Victor, Izabel, Fredrik, Niklas, Dorian ve James'ten oluşuyor. Hepsinin kendisine saklamak istediği bir sırrı vardır ve kim olduğu anlaşılamayan Nora ortaya çıkıp hepsine meydan okuduğunda bu sırları ortaya çıkarmaktan başka yol kalmaz. Çünkü Izabel'in anne yerine koyduğu kadın, James'in kızları ve Dorian'ın eski eşi Nora'nın elindedir.

Izabel'in ilk gençlik yıllarını seks kölesi olarak geçirdiğini seriyi okuyanlar zaten biliyor. Ordan Victor'un arabasına gizlice binerek kurtulan Izabel'in en büyük sırrını serinin bu kitabında öğreniyoruz. Oldukça şok edici olduğunu söylemem gerek. Çünkü kesinlikle öyle bir şey beklemiyordum. Dorian'ın sırrı da beklenmedikti. Yani önceki kitaplarda onunla ilgili hiçbir ipucu yoktu ya da ben fark etmedim bilmiyorum. Niklas'ın Izabel ile yaşadığı sorunların nedenini biraz da olsa Niklas'ın sırrıyla çözdük diyebilirim. Aşkın insanı güçsüzleştirdiğini ve hata olduğunu düşünen Niklas'ın abisini Izabel'den kurtarmaya çalışması biraz da olsa mantıklı gelmeye başladı. James, çok ön planda olan bir karakter olmadığı için onun sırrı da açıkçası benim için pek önemli değildi :D Victor'un sırrıysa şaşırtıcıydı. Niklas ile arasının açılmasına sebep olan sır bakalım devam kitaplarında nasıl işlenecek. 

Seraphina'nın ölümünden sonra kendini kaybeden Fredrik'te ne sır vardı ne başka bir şey. Kitabın sonuna doğru ortaya çıkan Fredrik'e üzülmekten başka bir şey yapamadım. Nerede önceki kitaptaki Fredrik, nerede bu kitaptaki Fredrik, arada dağlar kadar fark vardı. Nora'yı konuşturma konusunda devreye giren Fredrik cidden korkutucuydu. Baştan sona heyecan içinde okuduğum kitaplardan biri oldu Kötülük Tohumları. Umarım seri aynı hızla devam eder ve sona erer. Şu ana kadar mükemmel ilerlediğini söyleyebilirim. Devam eden kitaplarda da aynı havayı yakalayabilirsem as serilerimden biri olacak Katiller Çetesi serisi. Şimdilik yazacaklarım bu kadar. Hoşça kalın.

Serinin önceki kitap yorumlarının linkleri aşağıda olacak :)


Sahte Nişan Gerçek Aşk - Cindi Madsen / Yorum


Cindi Madsen, severek okuduğum yazarlardan biri. Çerezlik diye tabir ettiğimiz mutlu sonla biten kitaplar yazıyor. Fuarda bende olmayan 2 kitabını almak istedim ama serinin ilk kitabı vardı sadece o yüzden bu kitabı aldım. Bazı zamanlar canım hiçbir şey yapmak istemiyorken kitap okumak en iyi seçenek oluyor ve öyle bir günde bu kitabı bitiriverdim.

Üniversite yıllarından beri çok yakın arkadaş olan Dani ve Wes, hayatlarını yoluna koyamamış iki yetişkin olmuştur. Dani'nin uğruna eyalet değiştirdiği Steve onu terk ettiğinde Dani için hayatta annesi ve büyükannesinden başka tek önemli şey işi olmuştur. Tarih mezunu olmasına rağmen geçinmek için pazarlama şirketinde çalışan Dani'nin patronu için aile hayatı çok önemlidir ve terfi verirken de buna dikkat ettiğini her fırsatta belirtir ancak Dani için erkekler o kadar uzaktır ki bu konuda ne yapacağını bilemez. Ta ki en yakın arkadaşı Wes ile konuşana kadar. O andan sonra olaylar kendiliğinden gelişecektir.

Wes, evlenmesine çok az bir zaman kala nişanlısı Sophie tarafından terk edilmiştir. Kız kardeşinin en yakın arkadaşı olan Sophie ile ilişkisi bittikten sonra Wes dağılmıştır. Kız kardeşinin düğün günü yaklaştıkça ailesinin baskısı da artar. Herkes onun için üzülmektedir ve Sophie, kardeşinin nedimesi olacaktır. Düğünde sürekli bir arada bulunacaklardır. O sırada Dani ise şirketin yapacağı organizasyona tek gitmek istememektedir. Çünkü terfi almaya çok ihtiyacı vardır. Ailesine para gönderebilmek için o terfiyi almak zorundadır. Ve aklına gelen bir fikirle nişanlılık rolü yapmaya karar verirler. Böylece Dani istediği terfiyi alabilecek ve Wes ailesinin ve çevresindekilerin acıma dolu bakışlarından kurtulabilecektir.

Olaylar Dani'nin Audrey'nin düğününe gelmesiyle başlıyor. Nişanlı gibi davranmak, ikisinin de düşüncelerinin hiç ummadıkları noktalara kaymasına sebep oluyor. Çok keyifli ama çabuk biten bir kitaptı. Bir serinin ilk kitabı fakat diğer kitaplarla bağlantılı değil. O yüzden içinizin daraldığı zamanlar için kütüphanenizde mutlaka Cindi Madsen kitapları bulundurun. Havanızı hemen değiştirmeyi başaran bir yazar kendisi. Kitapla ilgili olumsuz tek yön çeviriden kaynaklıydı. Cümle bütünlüğü pek yoktu. Okurken rahatsız olduğumu söylemem gerek. Sanırım söyleyeceğim başka bir şey kalmadı. Şimdilik hoşça kalın.

Tehlikeli Kızlar - Abigail Haas / Kitap Yorumu


Neresinden başlayacağımı bilemiyorum. Yayınevi tanıtımını yaptığında konusu çok ilgimi çekmişti ve bulduğum ilk indirimde aldım. Okuyanlar ya bayılmıştı ya hiç beğenmemişti. Ben iki taraftan da değilim evet beğendim ama bayılmadım. Berbat olduğunu da kesinlikle düşünmüyorum. Gayet akıcı, merakta bırakacak türden bir kitaptı. Tüm bunlara rağmen katili daha en başından tahmin ettim ama bu okuma keyfimi hiç bozmadı. Sonuç olarak katil bir başkası da çıkabilirdi. Ben bu tarz birkaç kitap okuduğum için ilk aklıma gelen olasılık tuttu diye düşünüyorum. Tek günde okuduğumu söylesem akıcılık düzeyi de belli olur sanırım.

Yazar kurguyu gerçek bir olaydan esinlenerek yazmış. Uzun yıllar önce erasmus öğrencisi olan Amanda Knox'u hatırlayanız mutlaka vardır. Ev arkadaşını öldürmekle suçlanan bu Amerikalı kız daha sonra masum olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmıştı. Bu olayla kitap arasında bağlantı kurmak mümkün. Kitap, arkadaşlarının ölüsünü bulan gençlerin polisi aramasıyla ve polisle aralarında geçen konuşmayla başlıyor. Kitap boyunca bu siyah sayfalarda polisle olan görüşmeler dışında televizyon programlarında zanlı için geçen konuşmaları, polis sorgulamalarını ve kanıt niteliği taşıyan birkaç şeyi okuyoruz. Daha sonra gençlerin toplanıp geldikleri Aruba isimli adadaki tatillerinden kesitler veriliyor. Yaz tatili için birlikte bir plan yapan Anna, Anna'nın en yakın arkadaşı Elise, Anna'nın erkek arkadaşı Tate, Mel, Max, Chelsea, Ak ve Lamar tatillerinin keyfini çıkarmaya kararlı ancak arkadaşları Elise'in odasında ölü bulunması her şeyin sonu oluyor. Hepsi defalarca sorgudan geçiriliyor. Elise, tam 13 kez bıçaklanmış. O saatlerde dalışta olan diğerleri suçlamayla karşılaşmıyor ancak dalışa gitmeyen Anna ve Tate, bıçakta parmak izleri bulunduğunda birer şüpheli haline geliyor.

Tate'in babasının zenginliği onu kefaletle serbest bırakmalarını sağlarken işleri berbat olan Anna'nın babasının gücü onu hapisten çıkarmaya yetmiyor ve böylece Anna'nın yargılanma süreci başlıyor. Bu süreçte arkadaşlarının ve sevgilisinin gerçek yüzlerini de gören Anna, sürekli geçmişini düşünüyor. Elise ile tanışması, kardeşten de öte olmaları, Tate ile tanışıp sevgili olması gibi onlarca şeyi düşünüyor. Bu aralarda yazar alttan alta katili de ortaya çıkarıyor. 3-4 farklı kişi var katil olabilmesi muhtemel olan. Son ana kadar da hiçbirinin üzerindeki zan kalkmıyor. Hepsi şüpheli ama dedektif diğerlerinin üzerindeki şüpheyi umursamadan tek Anna'yı hedef alıyor. Geçmişindeki hemen her şeyi ortaya çıkarıyor. Peki, katil kim ve bunu neden yaptı? İşte bu noktada muhtemelen okuyanların dörtte üçü fazlasıyla sarsılacak.

Öncelikle yazarın kalemini çok sevdim. Hukuki alanda ciddi araştırmalar yaptığı kesin ve ben bu yönü ağır basan romanları okumayı çok seviyorum. Sonu beklenmedik geldiyse tadı kesinlikle damağınızda kalacak ama tahminleriniz doğru çıktığında çok da abartılacak bir kitap olmadığını göreceksiniz. Ancak yazarı kesinlikle takibe alacağım ve başka kitaplarını da okuyacağım. Sonu çok basit olsa da kurgu gayet iyiydi. Buradan sonrası spoiler içerecek. O yüzden kitabı henüz okumadıysanız burada bırakmanızı öneriyorum :D

*SPOILER İÇERİR*

Bir romanda abartılı arkadaşlıklar varsa hep o arkadaşlardan şüphelenirim. Onlar ya arkadaştan öte bir şey çıkarlar, ya çok kötü olaylar sonucu arkadaşlıkları geri dönülemez biçimde biter ya da biri diğerini öldürür. Bu daima böyle olmuştur. O yüzden ilk sayfalardan daha Anna ve Elise arasındaki sınırları ortadan kalkmış arkadaşlık beni şüphelendirmişti. Haliyle Elise öldüğüne göre de katilin kim olduğu belliydi. Tate ve Elise ikilisinin arasındakiler beni hiç şaşırtmadı. Çünkü yazar ilk sayfalardan daha Tate üzerinden bir şeyler yaşadıklarını görmemizi sağlıyordu. Anna ve Elise'in birbirlerine bağlılık dereceleri kesinlikle normal değildi.

Yazar bize Anna'nın normal olmadığını da kitapta bol bol göstermişti. Annesinin hastalığı ve ölümü sonrası yaptıkları, Elise'i ölü bulduktan sonraki davranışları ve zaman zaman Elise ile geçmişte aralarında geçen diyaloglar onun normal olmadığını kanıtlıyordu. Elise normal miydi sorusuna verilecek yanıt oldukça basit. O da kesinlikle normal değildi. İkisi de birbirine karşı saplantılı durumdaydı. Son belli olduktan sonra içimi ürperten tek şey Anna'nın rahatlığıydı. Yani kendini haklı görüyordu ve kesinlikle bir pişmanlık yoktu. Hatta sonlarda hala onu her gün özlüyorum falan dediği bir yer vardı. Dürüst davransaydı hala hayatta olabilirdi, bir arada olabilirdik gibi bir şey düşünüyordu. Tamamen hasta bir insanın kafa yapısı. Dava sonucu masum bulunması ve serbest bırakılması da ciddi ciddi günümüz hukuk sisteminin acınacak halini gözler önüne seriyordu. Birinci derece kanıt bulunamaması bir katilin elini kolunu sallayarak gitmesine sebep oldu. Günümüzde de bu böyle değil mi zaten? 

Daha yazsam çok şey yazarım ama burada bitirmek istiyorum. Hoşça kalın.

Casus - Paulo Coelho / Kitap Yorumu


Herkese merhaba :)

Bu kez gerçek olaylar esas alınarak kurgulanmış Casus yorumuyla karşınızdayım. Paulo Coelho'nun okuduğum 3. kitabı. Simyacı, Elif ve Casus'u okudum. Sıralama yapacak olsam Simyacı, Casus, Elif derim. Elif benim için biraz hayal kırıklığı olmuştu çünkü. Yazarın bunlar dışında da hemen her kitabı kütüphanemde mevcut ama diğerlerini bir türlü okuyamadım. Bu yaz okumayı umuyorum, bakalım :)

Casus'u alırken açıkçası gerçek bir casus hikayesi olduğunu bilmiyordum. Genelde sevdiğim yazarların kitaplarını konularına bakmadan alıyorum. Bunda da aynısını yapmışım çünkü konusuna, okumak için kitabı elime aldığımda baktım. Gerçekten ilgimi çekince de hemen okuyup bitirdim. Tek kelimeyle bayıldım diyebilirim.

Hollanda'nın uzak bir eyaletinde 1800'lerin sonunda doğan Margaretha Zelle, zamanın biraz ötesinde yaşıyordu. Yapabileceklerini keşfettikten sonra kaldığı yer onu boğmaya başlamıştı ve tek hayali Paris'e yerleşip orada yaşamaktı. Bir gün gazetede gördüğü bir ilan onun için dönüm noktası olacaktı. Kendisinden 21 yaş büyük bir subayla evlenip Endonezya'ya gitmeye karar verdi ama hiçbir şey düşündüğü gibi olmadı.

Zamanla kocasından şiddet gören ve mutsuz yaşayan biri haline geldiğinde tek çaresi Paris'e gidebilmekti. Bir kadın olarak neler yapabileceğini keşfettikçe hayatını kendisi yönetmeye karar verdi. Kızını ardında bırakıp bir yolunu bulup Paris'e gitti. Döneminin çok daha ötesinde yaşadığı için tabii ki o dönem pek hoş karşılanmadı ama erkekler tarafından hep el üstünde tutuldu. Özellikle evli ve zengin erkeklerle onlarca ilişki yaşadı. Bunların hiçbiri aşk ilişkisi değildi. Bir nevi çıkar ilişkisi denebilir. Yine Paris'e gelince adını Mata Hari olarak değiştirip yeni bir hayata başladı. Dans etmek onun yükselişini ve ülke çapında tanınmasını sağladı. Söylemeye gerek yok ama dansları da dönemin çok ötesindeydi. Mata Hari'nin tek hayali para sıkıntısı yaşamamak ve güçlü olmaktı. Bu güç isteği onun hiç düşünmediği bir şekilde noktalandı. Özellikle gözden düşmeye başladığı zamanlarda dikkat çekmek için yaptıkları sonrasında aleyhinde kullanılanların başında geliyordu.

Mata Hari, o çok sevdiği ve 1. Dünya Savaşı başlarken dönmek için çok uğraştığı Paris'te idam edildi. İddia edilen suçu, çift taraflı casusluk yapmaktı. Günümüzde bile hala tartışılan bir konu bu. Gerçek net değil ama avukatına yazdığı mektuplar oldukça kafa karıştırıcı. O dönemin karışıklığı olmasa muhtemelen Mata Hari, istediği hayatı yaşamaya devam edebilecekti. Yanlış yerde yanlış kişilerle olmaktı belki suçu. Belki de söylendiği gibi casustu. Kitabı okurken duygulandığım çok fazla yer oldu. Biri de gerçekten aşık olduğu, kendinden oldukça küçük, Rus sevgilisinin ihanetiydi. Sonuç olarak kitap bir şekilde içimde bir yere dokundu. Herkese tavsiye edeceğim kitaplardan biri oldu Casus. Kitabı bitirdikten sonra bol bol araştırma yapmama vesile oldu. Bu tarz kitapları çok seviyorum. Başka yorumlarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Alıntılar








Milyoner - Jessica Clare / Yorum (Milyoner Erkekler Kulübü #1)


Milyoner, konu itibarıyla çok da farklı değil. Hatta olaylar hızlı bir şekilde işlenmiş, yazar konuyu uzatmamış. Bu yüzden sevdim ve tek günde bitirdim. Çok büyük beklentiniz olmasın ama havanız değişsin istiyorsanız gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.

Logan, gizlice kurdukları kulübün başıdır. 5 milyarderden oluşan bu grup gizli bir şekilde toplantılarını yapar ancak hiçkimse bu grubun varlığından haberdar değildir. Birbirlerine işlerinde de yardım eden bu 5 arkadaşın henüz aşk ile tanışmadığını da söylemek gerek. Hayatının aşkını bulmak ilk Logan'a kısmet oluyor :D :D Brontë, üniversitede felsefe bölümünü bitirdikten sonra istediği işi bulamamıştır ve garsonluk yaparak geçimini sağlar. Bir radyodan kazandığı, eski bir tatil köyünde yapacağı tatil onun için tahminlerinin ötesinde bir hayata başlamasına yol açar. Aldığı tatil köyünü incelemeye giden Logan ve yıllardır ilk kez tatile giden şanssız Brontë, çıkan fırtınada asansörde mahsur kalır ve böylece olaylar başlar. 

Romandaki kız nasıl desem biraz değişikti. Aslında salaktı desem de yalan olmaz. Erkek karakter zaten tipik zengin davranışlarına sahipti. Kızın kendi kendine bir şeyler kurup uygulaması sinir bozucuydu. Dinleyip anlama huyu yoktu ve sevdiği kişiyi dinlemeyen bu kız ne hikmetse yeni tanıştığı arkadaşını dinliyordu!!! Arkadaşı söyleyince olaylar dank ediyordu falan bu kısımlar biraz saçmaydı. Erkek karakter de ben zenginim herkes param için benimle birlikte oluyor triplerindeydi. E kardeşim hiç kimseye güvenmiyorsan herhangi bir ilişkiye başlama yani değil mi? Kıza daha en baştan yalan söyledin. Bir de üste çıkmaya çalıştın. Yalnız fazlasıyla dertlenmişim okurken, şimdi fark ettim :D Bu kadar dertlenmeme rağmen sevdim kitabı. Hep aynı türde okuyamıyorum ben. Bu yüzden sürekli farklı türlerde okurum. Şu an otobiyografi okuyorum mesela. Biraz değişik bir okuma zevkim var :D

Bana göre Milyarder, Novella'ya gören Milyoner Erkekler Kulübü serisi devam edecekmiş. Sanırım seriye devam edeceğim. Özellikle merak ettiğim karakterler var çünkü :D Hunter ve Reese'i biraz fazla merak ediyorum. Serinin ikinci kitabında Hunter'ı okuyacağız ve kitap bugün satışa çıktı. Ben Milyoner'i fuardan 7.50 tl'ye almıştım. Kitapçılarda zor ama internetten alma şansınız varsa 10 TL civarında alabilirsiniz. Başka yazılarda görüşmek üzere.

Senden Sonra Bir Gün - Phaedra Patrick / Yorum


Bursa Kitap Fuarı'ndan önce satışına başlanan Senden Sonra Bir Gün alıntıları sebebiyle çok merak ettiğim bir kitaptı. Bu yüzden fuar listemde de vardı ve aldım. Okumak için fazla beklemek istemedim ve iyi ki beklememişim. O kadar güzel bir romandı ki elimden bırakmak istemedim. Umuda ihtiyacınız olduğu bir anda okumanızı tavsiye ederim. Kesinlikle havanızı değiştirecektir. 

Arthur, 69 yaşındadır ve 1 yıl önce çok sevdiği eşini kaybetmiştir. Başka ülkede yaşayan, kendi ailesini kurmuş oğlu ve ayrı bir evde yaşayan, öğretmen olan kızı Lucy'nin yokluğunda yasını bir türlü sonlandıramamıştır. Çocuklarıyla arasındaki bağın eşi Miriam olduğu da Miriam'ın ölümünden sonra ortaya çıkmıştır. Son bir yıldır günlük rutinlerini asla aksatmayan ve insanlardan uzak durmaya özen gösteren Arthur için her şey Miriam'ın eşyalarını ayırmaya başladığında değişir. Botların içinde bulduğu bir uğur bilekliği onda merak uyandırır. Bu pahalı uğur bilekliğinin eşinin olduğunu öğrendiğindeyse tek yapabildiği bu sırrın peşine düşmek olur.

Arthur bu sırrın peşine düşünce doğal olarak beklenmedik olaylarla karşılaşıyor ve her bir uğur farklı bir hikayeyi gözler önüne seriyor. Karısının evlenmeden önce onunla yaşadığının zıttı bir yaşam sürdüğünü öğrendiğinde kendini ve hayatını sorgulaması kaçınılmaz hale gelir. Çocuklarıyla problemli devam eden ilişkileri başta olmak üzere her şeye baştan başlayan Arthur'un hikayesini okurken bazen gülecek bazen duygulanacaksınız. Bu tarz romanları sevdiğim için çok severek okudum. Arkadya kitaplarını seviyorsanız mutlaka bunu da seversiniz zaten. Yazının sonunda kitaptan seçtiğim alıntıları bulabilirsiniz. Hoşça kalın.







Lacivert - T. Y. Mazer / Kitap Yorumu


Lacivert, farklı bir kurguydu. Türk yazarların istediğinde çok farklı kurgular ortaya çıkarabileceğini görmek açısından bu beni mutlu etti. Düz aşk romanlarına o kadar alışmışız ki böyle şeyler okuyunca farklılığı özlediğini anlıyor insan.

Lacivert, 3 kitaplık bir serinin ilk kitabıymış. Ben şahsen okumaya başlarken seri olduğunu bilmiyordum. O kadar kötü bir yerde kaldı ki 2. kitabı nasıl beklerim bilemiyorum. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen severek okudum. Kurguda dikkat dağıtıcı ya da eksik kısımlar yoktu. İkinci kitap nasıl ilerleyecek diye merak içindeyim. Karakterlerin birden artması heyecanı da arttırdı. Ekibin diğer üyelerini de kitap olarak okumak isterim ama yazılacak mı hiç bilmiyorum.

Beren, küçüklüğünden itibaren abisinden şiddet gören bir genç kızdır. Ailesinin bu duruma sessiz kalmasına daha fazla dayanamayınca çareyi okulunu değiştirip abisinin yanından kaçmakta bulur. Abisinin arabasıyla kaçan Beren bir adama çarptığını düşünüp arabadan indiğinde kendini artık geri dönüşü imkansız bir hayatta bulacaktır. Kendisini farklı insanlara dönüştürebildiği bir teknolojiye sahip James -Beren'in deyişiyle Lacivert- bir görevden dönerken yaralıdır ve Beren'in arabasına el koyar. Ancak inatçı Beren onu takip ederek kaldığı yeri ve sahip olduğu teknolojiyi görür. Görevi tehlikeye atmamak için onu kaldığı mahzende tutan James için de işler hiç umduğu gibi gitmeyecektir.

James, gizli bir birlikte çalışmaktadır. Görevler dahilinde hedefleri ortadan kaldırır. Sofia ile ortak çalışırken Sofia'nın kaçırılması James'te bir yara açmıştır ve o günden beri Sofia'yı arar. Hem sevgilisini hem ortağını kaybeden James, bu konuda kendisini suçlar. Ansızın hayatına giren ve günden güne düşüncelerini karıştıran Beren'i korumak için kendisini kurallara karşı gelirken bulan James, Beren'in sonunu getirmekten korktuğu için ondan uzak durmaya çalışır. Bu süreçte birlikte görevlere çıkarlar ve ekip arkadaşları ortaya çıktığındaysa James'in elinden kurallara biraz daha karşı gelmekten başka bir şey gelmez. Ekip demişken ekipteki favorimin Mike olduğunu söylemeden geçmek istemedim :)

Lacivert, ince detaylarla işlenmiş ve bu detaylar kitabı kesinlikle okunmaya değer kılıyor. Sofia'nın bulunmasından sonra olaylar ne yönde gelişecek. Onur'un yaptıkları ortaya çıkacak mı?, James, inadını kırabilecek ve duygularını kabullenebilecek mi?, en önemlisi de Beren kurtulabilecek mi? Bu soruların hepsini çok merak ediyorum. Umarım fazla ara verilmeden ikinci kitap basılır. Çok kısa kapaktan bahsetmek istiyorum. Kapakta Can Yaman'ın modellik yaptığını biliyorsunuz. Can Yaman'ı severim ama açıkçası onu Lacivert olarak düşünemedim. Kapağı her ne kadar beğenmemiş olsam da kitap kesinlikle muhteşemdi. Bol bol aksiyon vardı. Teknolojik aletlere de özenmedim değil. Her evde bir tane Jenny olsa hiç fena olmaz. Ben isterdim :D Bir yazının daha sonuna geldim. Yeni yazılarda görüşmek üzere.

Yalancılar - E. Lockhart / Yorum


Bu romanla ilgili Forever Young Adult sitesi yazarı Sarah Pitre şöyle demiş: "Yalancılar tıpkı bir cam kırığı parçası gibi; önce ışıl ışıl parlıyor, sonra da kesiyor. E. Lockhart kendi sınırlarını aşarak, ustaca ve karanlık bir biçimde, zenginlikleri altında ezilmiş, çarpıcı bir parçalanan aile portresi çiziyor." Bu yoruma daha fazla katılamazdım. Nasıl yorum yapacağımı şaşırdığım ender romanlar arasında yerini alan Yalancılar'ın yorumunu yapmak için kafamı toplamam 4-5 gün sürdü. Önce bir etkisinden çıkmam gerekiyordu. Yoksa bu yorum muhteşem, bayıldım, fevkalade, şahane, dehşet güzel gibi birbirine benzer kelimelerden oluşacaktı.

Zaman geçti diye güzelliğinden bir şey yitirmedi tabii ki. Cidden güzeldi. Okunmasını mutlaka tavsiye ederim. Ancak kitap sonunda okuduğum yorumlara bakarak tahmin edilemez bir son olduğunu söylemek yanlış olur. Gayet tahmin edilebilirdi. Olayı tahmin ettim ancak olayın nasıl gerçekleştiğini bilmek zordu. Sona doğru anlaşılır hale geliyordu. Yine de elimden bırakamadan okudum. Zaten çok kısa bir roman. Başladıktan sonra bitirmeden bırakmak istemiyor insan. Çünkü büyük bir şeyin geleceğini en baştan biliyorsun.

Biraz konudan bahsedeyim. Amerika'da Kayın Adası isminde bir ada var. Zamanında Harris Sinclair tarafından alınmış ve bu adaya belirli aralıklarla 4 konak inşa edilmiş. Harris ve Tipper Sinclair, Clairmont'ta kalıyorlar. Çiftin 3 kızı var. Carrie, Bess, Penny. Bu üç kız eşleri(daha sonra üçü de eşinden ayrılıyor) ve çocuklarıyla Kızıl Konak, Beşik Konağı ve Rüzgar Konağı'nda kalıyor. Mükemmel bir aile olduklarına inanmış bu insanlar mükemmel olmaya çalıştıkları ve zayıflıklardan kaçtıkları hayatlar yaşıyorlar. Bir de gençler var. Harris'in torunları. Cadence, Johnny, Mirren, Will, Liberty, Taft. Hepsi de mükemmel aileye uyma çabasıyla yetiştirilmiş.

Sadece yazlarını bu adada geçiren aile yine yaz olunca bir araya geliyor ancak bu kez Carrie, Ed isminde bir Hintli adamla beraber ve Ed'in yeğenini Gat'i de adaya götürüyorlar. O yıldan sonra her yaz Johnny'nin isteğiyle Gat'te adaya geliyor. Cadence, Mirren, Gat ve Johnny birbirlerinin yaşıtı olduğundan çok iyi anlaşıyorlar ve tüm yazı birlikte geçiriyorlar. Yaşları 15'e geldiğinde büyük bir şey oluyor. Kitapta kaza diye bahsedilen olay öyle bir şey çıkıyor ki okurken üzülmekten başka bir şey gelmiyor elden. 

Kitabı Cadence'in gözünden okuyoruz. Kazadan sonra başlayan kitap geçmişe götürüp aileyi tanımamızı sağlıyor. O nasıl bir aile demeniz mümkün. Şahsen ben dedim. Şu an demek istediğim şeyleri spoiler olacağı için diyemiyorum. Öyle ince bir çizgi var ki anlatamam. Bir şey deyip olayı mahvetmek istemiyorum. Duygusal yönden ciddi şekilde sarsan bir roman olduğunu ve biraz da ağlattığını söylemem gerek. Hani çok abartılacak bir roman değildi belki ama farklılığı bu romanı kesinlikle okunmaya değer kılıyordu. Şimdilik yorumum bu kadar. Yeni yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın :*

Kabuktaki Hayalet - Film Yorumu


Herkese merhaba

Filmi ülkemizde vizyona girdiği ilk gün izlemiş olmama rağmen yazıyı bir türlü toparlayıp yayınlayamadım. Scarlett Johansson'ı fazla sevmesem bile nedense filmlerini severek izliyorum. Bu filmde de aynısı oldu. İlk günden gidip izledim :D

Filmden çıktığımda ilk düşüncem "ne muhteşem bir filmdi" oldu. Cidden iyiydi. Scarlett'e de hep bu tarz filmler mi denk geliyor bilmiyorum ama aklıma direk Lucy geldi. Lucy'yi bu kadar başarılı bulmamıştım. Kabuktaki Hayalet kesinlikle olmuş. Hatta filmi izlediğimin ertesi günü yıllar önce çekilen animesini izledim. Nedense onu beğenemedim ve anlamlandıramadım. Aslında önce mangasını okumak gerek ama araştırmalarım sonucu Ghost in the Shell serisinin Türkçe'ye çevrildiğine dair herhangi bir bilgi edinemedim. İngilizce olarak mevcut mu ona bir bakmak lazım. Filme dönecek olursak bu versiyonunu çok beğendim. Çok anime izleyen biri olduğumu söyleyemem ama hem animesini hem filmini izlemiş biri olarak filmi çok daha güzel bulduğumu söyleyebilirim. Gerçi animenin yapılış yılını ele alırsak muhtemelen o da döneminin çok ötesindeydi.


Hem insan ruhunu taşıyan hem de bedeni bir tür robot olarak tasarlanan Binbaşı kendine geldiğinde geçmişiyle ilgili hiçbir şey hatırlamaz. Bir kaza geçirdiği ve ailesini de o kazada kaybettiği söylenir. Vücudu kurtarılamadığı için ona siber bir vücut yapılmıştır ve bedenini hissedememek onun tek sorunudur. Olanlardan sonra söylendiği şekilde görevine konsantre olan Binbaşı, özel bir birlik olan 9. birlikte görevlidir. Amacı terörle mücadele etmektir. Gelecekte geçtiği için çok farklı bir dünya karşılıyor filmde izleyiciyi. Geliştirilmiş insanlar, ortalıkta dolaşan robotlar, hemen her şey makineleşmiş ve teknoloji üzerine kurulu. İnsan olarak kalmayı seçenler de var.


Binbaşı, adının Kuze olduğunu öğrendikleri, kimsenin kim olduğunu bilmediği bir teröristi bulmayı kafaya koyar. Kuze'yi bulduğundaysa yaşadıklarının çok farklı şeyler olduğu hissinden kurtulamaz. Kuze'nin söylediklerini yapmaya başladığında ise yavaş yavaş gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlar. Hayatıyla ilgili öğrendiği gerçekler, onun gerçeği ispatlamasında büyük rol oynar. Kuze ile ilgili öğrendikleri sayesinde de doğru bildiği her şeyi tek kalemde silip atar. O andan sonra tek amacı ona bunun neden yapıldığını ve yapanları bulmak olur.

Muhteşem bir görsel şölen sunan filmle ilgili birkaç yorum dışında hiç olumsuz yorum okumadım. Animesini çok iyi bilenler bile farklılıklar olduğu halde güzel olduğunu ifade etmişler. Sanırım bu türü sevdiğim için film de hoşuma gitti. İlgimi çeken bir film vizyona girmediği için bu ayı es geçtim. Bakalım mayıs ayında hangi filmi/filmleri izlemek kısmet olacak. Hoşça kalın.

Filmden Kareler:





Cezayir Menekşesi - Burcu Büyükyıldız / Yorum (Aşkın Renkleri #3)


Burcu Büyükyıldız'ın okuduğum 3. romanı Cezayir Menekşesi yorumu ile geldim. Kapağı ilk yayınlandığında beklentim oldukça yüksekti ve kesinlikle yüksek beklentiyi hak ediyormuş. Muhteşemdi. Başladıktan sonra elimden bırakamadım ve bir günde bitirdim kitabı.

Aşkın Renkleri serisini kısaca hatırlatayım. Çilek Mevsimi'nde Mira ve Yağız'ı okumuştuk. Zorlu bir aşk hikayeleri vardı. Bir Günah Gibi'de favori karakterim Sarp ve Ela'nın hikayesini okumuştuk. Şimdi de serinin 3. kitabı olan Cezayir Menekşesi'nde Mira-Sarp kardeşlerin kuzeni Kuzey'in çılgın ve planların kadını olan Selin ile olan muhteşem aşk hikayesini okuduk. Ve kendi adıma konuşmam gerekirse çok beğendim. Yazarın her kitapta kalemini daha da geliştirdiğini görüyorum ve bu bana Türk yazarlar için umut veriyor. Birbirinin neredeyse aynısı olan romanlardan o kadar bıktık ki bu işi belli bir seviyeye getirebilmek için böyle yazarlara ihtiyacımız var. Benim severek takip ettiğim birkaç Türk yazardan biri Burcu Büyükyıldız. Adaşım olması sebebiyle de ayrı bir seviyorum kendisini. Böyle devam ettiği sürece de tüm kitaplarını okurum :)

Kuzey ve Selin'in hikayesinden biraz bahsedecek olursak İzmirli Selin'in İstanbul'da küçük bir dekorasyon şirketi vardır ve İstanbul'da tek yakını çocukluk arkadaşı Emine'dir. Selin'in evlenmek üzere olan Emine ile gittiği bir şirket organizasyonu -ki bu organizasyon bir yeni yıl partisi- hayatını hiç ummadığı şekilde değiştirecektir. Partide gördüğü Kuzey Doğan yani şirket patronuna ilk görüşte aşık olan Selin'in o günden sonra tek yapacağı şey planlar yaparak Kuzey'i kendine aşık etmektir ancak işler kesinlikle umduğu gibi gitmez ve bu aşk Selin'i farklı şekillerde sınar.

Kuzey, başından geçen olaydan sonra kadınlara inancını yitirmiştir. Kendini kirli biri gibi gören Kuzey, günübirlik ilişkiler ile başarılı olduğu avukatlık hayatına devam eder. Şirketinin düzenlediği yeni yıl organizasyonunda gece saat tam 12'de göz göze geldiği kız uzun zaman aklından çıkmaz ve bir süre sonra öyle biri olmadığını düşünmeye başlar. Aylar sonra yeni evini dekore edecek kızı gördüğünde o gözler olduğu gibi aklına düşüverir ve Kuzey-Selin hikayesi de böylece başlamış olur.

Kuzey'in havalı halleri beni oldukça güldürdü. Selin'e karşı hissettiklerini sürekli yanlış değerlendiren ve kendini komedi gibi cümlelerle kandırmayı başaran Kuzey başlı başına bir olaydı. Selin, ilk andan beri kabul ettiği aşktan Kuzey'i tanıdıkça umudunu keserken ister istemez üzüldüm. Olaylar bir yerden sonra içinden çıkılmaz hallere girdi. Karmakarışık oldu. Birkaç yer biraz klasik şekilde bağlanmıştı ama bu durum okuma keyfimi hiç bozmadı. O kadar akıcıydı ki ufak tefek şeylere takılmadan okudum. Şimdi serinin devam kitaplarını bekliyorum. Her ne kadar favorim daima Sarp olacak olsa da devam kitaplarını da deli gibi merak ediyorum :) Başka yorumlarda görüşmek üzere diyerek burada yorumumu sonlandırıyorum. Hoşça kalın.