Huncalife Kasım Ayı Alışverişim


Bir süredir bu firmanın "At Kestanesi Masaj Jeli'ni" ailecek severek kullanıyoruz. Yorgun bacaklara ve vücut ağrılarına çok iyi geliyor.


Bu ürünün yazısını ayrıca yazmayı düşünüyorum. Kesinlikle işe yarayan bir ürün. Her ne kadar etkisi anlık olsa da aşırı yorgunluktan uykuya dalamadığınız gecelerde kurtarıcı oluyor. Bu jeli indirimdeyken 2 tane alıp stokladım. Fazlaca tüketiyoruz çünkü :) Tane fiyatı 26.50 tl idi.


Aynı sefa kremi aklımda olanlardan biriydi. Birçok yerde ürünün çok güzel olduğunu okumuştum. O yüzden de alıp denemek istedim. 200 ml.lik olanı alana 30 ml.lik krem 1 tl idi. Bu fırsattan faydalanmış oldum. 200 ml. krem 36.90 tl idi.


Kiraz çiçeği kolonyası da hoş bir hediye oldu. 30 ml.lik bir kolonya. Tam çantaya atmalık. Kokusuna bayıldım. Hafif bir kokusu var ve alerjimi tetiklememesi de benim için çok önemli. Büyük boyunu almayı düşünebilirim. Daha önce mandalina kolonyasını denemiş ama kiraz çiçeği kolonyası kadar beğenmemiştim.

Kasım ayında Huncalife'tan yaptığım alışveriş bu kadardı. Ben bu 5 ürüne 70 tl ödedim. Aynı sefa kreminden umarım memnun kalırım. Etkili olursa almaya devam edeceğim. Aynı sefa kremini de, at kestanesi masaj jelini de en kısa zamanda yorumlamaya çalışacağım. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.


Kara Kurt - J. A. Redmerski / Kitap Yorumu (Katiller Çetesi #5)


Katiller Çetesi heyecan içinde devam ediyor. Serinin 5. kitabı da bitti. Önceki 4 kitaba göre temposu daha düşüktü ve Niklas'la ilgili yine çok fazla şey öğrenemedik. Hep bir gizem var. Sonunda netleşen şeyler olur demiştim ama önümüzdeki kitaplara bakacağız artık. Açıkçası Kara Kurt'ta Niklas'ı daha iyi tanımayı ve düşündüğüm bazı şeylerin doğruluğunun ya da yanlışlığının ortaya çıkmasını bekliyordum. O açıdan biraz hayal kırıklığı oldu.

"Onu daha önce hiç böyle görmemiştim; ama siyah takım elbisesi, sıkıca bağladığı kravatı, ayakkabıları, elindeki evrak çantası ve bir omzuna attığı kıyafet çantasıyla uçağa doğru yürüyen Niklas, benliğimin müthiş bir rahatlık hissiyle dolmasına neden olmuştu."

Serinin nasıl devam edeceğini o kadar merak ediyorum ki orijinal halini okumamak için zor tutuyorum kendimi. Bu yazarı ve özellikle bu seriyi bir ayrı seviyorum. Ne yazsa okuyacağım yazarlardan biri J. A. Redmerski. Tempo her ne kadar önceki kitaplardan düşük olsa da son zamanlarda okuduğum onlarca kitaptan çok daha iyiydi. Konuya geçmeden kısaca uyarayım. Uzun bir yazı olabilir :)

"Belki de içgüdüsel olarak ona baktım, çünkü Izzy'nin vakti zamanında Javier'in favorisi olduğunu biliyordum. Izzy bunun üzerine şarap kadehini kaldırıp dudaklarına götürdü. Kısa bir an da olsa kasıldığını anladım."

Serinin önceki kitaplarını okuyanlar bilir. Serinin ilk 2 kitabı Sarai üzerinden gidiyordu. Sarai ve Victor'un hikayesini yoğun bir şekilde anlatıyordu. 3. kitap merakla beklenen Fredrik'i anlatıyordu ve okurken nedense çok üzülmüştüm. Dördüncü kitaptaysa hiç beklemediğim şekilde Nora karakteri devreye girdi ve tüm karakterlerin en derin sırlarını öğrenmemizi sağladı. Haliyle artık Niklas'ın vakti gelmişti. Kötülük Tohumlarında Victor'un en derin sırrını öğrenen Niklas, abisinden ve Victor'un Birliğinden uzaklamıştı. Kitabın başında Niklas'ın çocukluk günlerinden ve Birlik'e nasıl dahil olduğundan bahsediliyordu. İlk bölümde, sürekli oraya uygun olmadığını hisseden ve kaçmayı kafaya koyan Niklas'ın kalmaya nasıl karar verdiğini anlatıyordu. Bu bölüm biraz üzse de olaylar netleşmeye başlamıştı.

"Francesca, 'Bana kimseyi sevmediğini söylemiştin,' dedi ve ferahlık bir dalga gibi üzerimden geçti. Sadece kısa bir süre Izabel'e bakıp güldü. 'Hislerin bu kız için çok derin. Az evvelki öpücük kişiliğine bir ihanetti.' "

Bölümler günümüzü anlatmaya başladığında ise kendini çevreden izole etmiş, kiraladığı odada yaşayan ve bardan çıkmayan bir Niklas ile karşılaşıyorduk. İtalya'daki göreve gitmek isteyen Izabel'in görevi, o görev için Niklas'ı ikna etmekti. Victor, Izabel'i o şartla göreve gönderecekti. Yanlarında gelecek olan Nora ise göreve en baştan hazırdı. Görevleri belliydi. İtalya'da genelev işleten ve çok zengin bir kadın olan Francesca Moretti'yi kaçırmak ama bir sorun vardı ki hiç kimse Moretti'nin kim olduğunu bilmiyordu. Çünkü kadın ona kimse yaklaşamasın diye ona benzeyen insanları yem olarak kullanıyordu. Bu zorlu görevde Niklas, kendine kız almaya giden zengin bir adam, Izabel onun gözdesi ve Nora'da kölesi olacaktı.

"Şimdiye kadar yaptığım ve kendimi asla affedemeyeceğim en kötü şey Sarai'ı vurmaktı. Onu kardeşim için vurmak... Bu benim hatamdı ve benden başka hiç kimse yaptıklarım için suçlanamazdı. Fakat yine de Victor'dan kendimden nefret ettiğim kadar nefret ediyordum. Peki, bu kadar şeyi ne için yapmıştım?"

Konu asıl burdan sonra başlıyor. Niklas'ın bocalamaları, Izabel'in kendine hakim olma çabaları, Nora'nın soğukkanlılığı hepsi kitabı okunmaya değer kılıyordu. Nora'yı hala sevemedim. Önceki kitapta da sevememiştim. Çeteye katıldığı halde hala ondan bir aksiyon bekliyorum. İçimde herkese ters köşe yapacağına dair bir his var. Güven vermiyor. Kitap öyle bir yerde bitti ki daha fazla merak etmeyeyim diye sonraki kitabın konusuna bile bakmadım yoksa dayanamayıp okuyacağım. Umarım yayınevi 6. kitabı da hemen yayınlar. Spoiler vermek istemediğim için yorumumu burada bitiriyorum. Bir şey söyleyeceğim de henüz okumayanların okuma keyfini kaçıracağım diye ödüm kopuyor. Henüz yazarla tanışmadıysanız mutlaka bu seriyi edinin. Pişman olmazsınız. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

Serinin önceki kitaplarının yorumları için tıklayın.

Anna ve Fransız Öpücüğü - Stephanie Perkins / Kitap Yorumu (Anna and The French Kiss #1)


Herkese merhaba

Yine bir seriyi bitirdim. Serinin ilk kitabı Anna ve Fransız Öpücüğü idi ancak Yabancı Yayınları onu en son basabildi. Nedeni de ilk kitabın yayın hakkının başka yayınevinde olmasıydı. Sanırım süre dolunca basıldı ama iyi ki basılmış. Cricket ve Lola'dan sonra en sevdiğim çiftti Anna ve Etienne. Isla ve Mutlu Son'u okuduğumda aynı şeyi hissetmemiştim. Isla ve Mutlu Son!un yazısı blogta var sanıyordum. Bir baktım ki yok :D Sevmeyince yazısını yazmamışım sanırım ya da belki yazacak zamanım yoktu o ara, sonradan da unuttum gitti. Bu ara çok başıma geliyor bu durum. Umarım serilerde kitap atlamadan yazabilirim artık. Bir noktadan sonra sinirimi bozmaya başladı bu durum.

Gelelim Anna'nın hikayesine. Lise son sınıfa geçen Anna'nın anne ve babası ayrı. Annesi öğretmen babası ise roman yazarı. Yazdıkları çok satanlar listelerine giriyor ve filmleri falan çekiliyor. Zamanla bu durum babasını da değiştirmiş ve Anna bu durumdan hiç memnun değil. 7 yaşındaki erkek kardeşi ve annesiyle yaşıyor. Ta ki anne ve babası karar verip onu Fransa'daki bir Amerikan Lisesi'ne yazdırana kadar. Fikri hiç sorulmayan Anna ailesini, arkadaşlarını bırakıp başka ülkeye gitmek istemiyor ama yapabileceği bir şey olmadığından mecburen gidiyor.

Yabancı bir ülkede, tek kelime Fransızcası ile lise sona başlıyor. Ve kaldığı öğrenci yurdunda yan oda komşusu Meredith ile tanışması Anna için Fransa'daki dönüm noktası oluyor. Meredith ile arkadaş olunca haliyle Meredith'in arkadaşlarıyla takılmaya başlıyor. Ve böylece hayatına Josh, Rashmi ve en önemlisi İngiliz aksanlı Etienne dahil oluyor. Etienne'den ilk bakışta hoşlansa da bir kız arkadaşı olduğunu bildiği için uzak duruyor. Aylar ayları kovalarken işler değişmeye başlıyor.

Paris'te geçen bir kitabın muhteşem olmaması mümkün mü bilmiyorum? Henüz denk gelmedim. Okuduklarımın hepsi de çok iyiydi. Yazar kitaplarında konuyu o kadar güzel işliyor ki... Böyle muhteşem karakterler beklemeyin. Hiçbiri kusursuz değil. Belki de bu sebepten okurken hikaye gerçekmiş gibi geliyor. Öyle inanılmaz detaylar yok çünkü oldukça sade. Yaş grubu olarak bence lise, üniversite yıllarına uygun. O yaş grubunu anlatıyor. Ben o yaşları geçeli epey zaman oldu ama yine de bu kitaba bayıldım. Hiçbiri bir Lola değil gerçi :) Hala zaman zaman Lola'nın çılgın kıyafetleri geliyor aklıma. Nedense Isla ile ilgili pek bir şey yok. Sadece sürekli boşlukların olduğunu hatırlıyorum. Henüz seriye başlamadıysanız ilk 2 kitabı kesinlikle öneririm :) Başka yorumlarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Lola ve Komşu Çocuk yorumu için TIK.

Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 2 - Mehmet Genç / Kitap Yorumu


Uzun zamandır beklediğim kitap çıkar da okumaz mıyım? Gerçi yoğunluktan ancak fırsat bulup okuyabildim :) Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 2, ilk kitap gibi başlar başlamaz bitti ve beni aşırı derecede etkilediğini de söylemeliyim. Okuyanlar bana hak verecektir. Okuyup etkilenmeyecek bir insan olduğunu sanmıyorum.

Rotasız Seyyah, bu kitabında İran, Afganistan, Tacikistan ve Kırgızistan gezilerini anlatmış. İyi ki de anlatmış. Oralar hakkında çok daha fazla şey biliyorum şu an ve birçoğu da tahmin bile edemeyeceğim şeyler. İlk kitaptan farklı olarak karekod olayı yok. Onun yerine yazılar fotoğraflarla desteklenmiş. Bu şekilde baskı çok daha iyi olmuş.

Kitap, İran seyahatiyle başlıyor. İran seyahatiyle ilgili aklımda kalanlar, Qeshm Adası, yüzüne maske takan kadınlar, kadınların giydiği rengarenk elbiseler, Yezd şehri sokakları, Kaşkay Türkleri ziyareti oldu. Kaşkay Türkleri ile ilgili yazı milliyetçilik duygularımı mı kabarttı bilmiyorum ama acayip hoşuma gitti.

İkinci bölüm Afganistan gezisi ile ilgiliydi. Açıkçası bir dünya turuna çıksam İran ve özellikle de Afganistan'a gitmekten deli gibi korkardım. Ben, Malala kitabını okuduğumda Malala'nın yaşadıkları beni hayli üzmüş ve ürkütmüştü. Bu yüzden Afganistan'a pek sıcak bakmıyorum. Mehmet Genç'in yaptığı benim açımdan büyük cesaret. Ben cesaret edip gidemezdim. Afganistan bölümünü okurken çok fazla üzüldüm. İnsanların, özellikle de kadınların yaşam şekli inanılmaz üzücüydü. Afganistan ile ilgili aklımda neler kaldı dersem sanırım en başa Taliban yerleşir. Nasıl bir cesaret hala şaşıyorum :D Yine kadınların giydiği burkanın içindeyken çekilen fotoğraf ve normal şekilde çekilen fotoğrafa bakarken de içim sızladı. Yardım için gittikleri evler ve oradaki yaşamlar çok üzücüydü. Kadınların o sahipsizliği ve değersiz görülmeleri... Bu konuyla ilgili ne diyeceğimi bile bilemiyorum ama okumak bile çok zordu. Bacha bazi olayını da ilk kez bu kitabı okurken öğrendim ve müslüman olan, müslümanız diye geçinen bir ülkede böyle bir olayın göz göre göre yaşanması da çok düşündürücüydü.

Rotasız Seyyah'ın Afganistan sonrası durağı Tacikistan'dı. Bu ülkeyle ilgili ise en çok ilgimi çekenler Pamir Kırgızları ziyareti ve rüşvet olaylarıydı. Bu bölüm ve Kırgızistan bölümü çok kapsamlı değildi zaten. Kitabın büyük bölümünü İran ve Afganistan gezileri oluşturuyordu.

Dördüncü ülke Kırgızistan'dı. Benim de çok merak ettiğim bir ülke Kırgızistan. Umarım bir gün gitmek nasip olur. Bu ülkeyle ilgili tek yazı Lenin Zirvesi ile ilgiliydi. Rotasız Seyyah'ın ülkeye gidiş amacı da Lenin Zirvesi'ne tırmanmakmış zaten. Okurken soluksuz okudum ve orada olmayı istedim. Büyük ihtimal beni aşacak bir olay ama yine de insan gitmeyi istiyor :) Lenin Zirvesi yazısı gün gün yazılmış. Toplam 16 gün geçirdiği bu zirve yolculuğunda neler yaşandığı da tek tek yazmış Mehmet Genç. Ve bence çokkkk güzeldi.

Rotasız Seyyah'ı uzun zamandır instagramdan takip ediyorum. Her gönderisini okuyorum ama genel olarak çok hoşuma giden iki şey var. İki kitabında da en çok ilgimi çeken bölümler bunlardı. Çok Güzelsin projesi ve el fotoğrafları. Kadınlara çok güzelsin demeden önce ve sonra çekilen fotoğraflar yanlış hatırlamıyorsam yabancı basının da ilgisini çekti. Köyleri, çadırları ziyaret edip oranın halkıyla, adetleri ile ilgili yazması çok güzel. Gezdiği bu 4 ülke kültür olarak farklı olsa da kesinlikle bizim kültürümüzle benzer noktalar vardı. Benim için çok verimli bir okuma oldu. Umarım Rotasız Seyyah gezilerine devam eder ve biz de okumaya devam edebiliriz. Hoşça kalın.

Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 1 kitap yorumu için TIK

Yemezler Güzelim - Zeliha Eren / Kitap Yorumu (BİS #3)


Herkese merhaba

Bilişim İstihbarat Serisinin 3. kitabı Yemezler Güzelim yorumuyla geldim. Serinin 2. kitabı Mekanik Aşk'ın yorumunu yazdığıma gayet emindim ama bloga baktığımda yazmadığımı gördüm :( Yine de 3. kitabı yazmak istedim. Okumamın üzerinden uzun zaman geçtiği için Mekanik Aşk'ı şu an yazmak doğru gelmedi. Tekrar okursam o zaman ilk işim yazmak olacak. Çünkü Alex'ten bahsediyoruz :D 

Yemezler Güzelim, inanılmaz eğlenceliydi. Zaten serinin önceki kitaplarında, Mila'yla ilk tanışmamızda bunu hissetmiştim. Zack'i yola getirecek sağlam bir kız lazımdı ve Mila olması gerekenin çok daha fazlasıydı. Serinin önceki kitaplarını okuyanlar Zack'in BİS ajanlarından biri olduğunu hatırlar. Onu tarif etmek için Kuzey ve Alex'in ilk halleri gibi diyebiliriz. Mila ile Zack'in tanışma anında ve tanışmadan sonraki karşılaşmalarında aralarındaki tek duygu nefretti. Ama bilirsiniz ki aşk ve nefret arasında çok ince bir çizgi var. İkilimiz de ne olduğunu pek anlayamadan çizgiyi geçiverdi.

Mila, 5 abi ile büyümüş. Bu üvey abiler ona hiçbir zaman üvey kardeş gibi davranmadıklarından aralarında çok özel bir bağ var. Tek sorun aşırı korumacı olmaları. Mila'nın annesi, Mila küçükken Türk bir adamla evleniyor. Ve Mila'nın çok sevdiği babası ve abileri de hayatına böylece dahil oluyor. Zack, annesi, babası ve kardeşiyle tipik bir aile. Olaylar da Zack'in ailesini görmek için onların evine gitmesiyle başlıyor. Oraya eğitim için belli bir süreliğine kalmaya gelen kızın Mila olduğunu fark etmesiyle birlikte olaylar da kendiliğinden gelişmeye başlıyor. Mila ile ilgili gelişen olayları ise hiç beklemiyordum. Spoiler olacağı için bahsedemiyorum.

Mila'nın abilerini çok sevdim. Koruma olayını abartsalar da tek amaçları Mila'yı kötülüklerden korumaktı. Zack ve Mila'nın karşı karşıya geldiği sahnelerin %80'i benim kahkahamla sonuçlanıyordu. Birbirlerini görmeye bile dayanamayan bu ikilinin diyalogları muhteşemdi. Zack'in annesi şaka gibiydi. Zack'te şok oldu zaten gelişen olaylardan sonra. Olaylar olayları kovaladı resmen. Kitap hiç tahmin edilmeyecek bir noktaya gitti. Serinin ilk kitabı da eğlenceli ve güzeldi ama benim için Yemezler Güzelim'in yeri ayrı olacak. Belki de aşırı yoğun ve stresli bir zamanda okuduğum ve o kadar gülmek bana iyi geldiği için bu kadar fazla sevdim, bilemiyorum. Baştan sona keyifle okudum. 

Tabii ilk göz ağrımız Kuzey ve Masal'ı, çapkınlıktan emekli olan Alex'i ve Julie'yi az da olsa okumak güzeldi. Hele şu bekarlığa veda olayının olduğu bölüm tam bir komediydi. Uzun süre unutabileceğimi sanmıyorum. Julie'nin robotlarını da özlemişim :D Kitabın sonuna BİS serisi 4. kitabından da ufak bir bölüm eklenmiş. Azra ve Mert'in arasında neler olacak, merakla bekliyorum :) Az buçuk Azra ile ilgili bir şeyler öğrendik. Sonuç ne olacak, bekleyip göreceğiz.

Kuzey Masalı yorumu için TIK.

Avon Eve Duet EDP - Kadın Parfümü


Herkese merhaba

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun :)

Bugün kayıtsız kalamadığım için aldığım Avon'un en yeni parfümü Eve Duet EDP'ye göz atacağız. Reklamlarda da boy gösteren bu parfümün yüzü oyuncu Eva Mendes. Katalog dahil tüm mecralarda Eva Mendes'i elinde bu parfümle görebilirsiniz :D



Eve Duet iki farklı parfümden oluşuyor. Ayrı ayrı iki farklı parfüm bir şişede buluşmuş. Parfümlerin 25'er ml. lik olduğunu belirtmek gerek diye düşünüyorum. Gün içinde kullanılabilen Eve Duet Radiant, clementine mandalina, nilüfer ve altın amber notaları içeriyor. Buna çiçeksi bir koku denilebilir. Gece kullanılabilen Eve Duet Sensual ise mor erik, nilüfer ve paçuli notaları içeriyor. Buna da meyvemsi koku denebilir. Bu parfümler tek tek kullanılabildiği gibi karıştırılarak da kullanılabiliyor. Fazla ağır kokulara gelemediğim için karıştırarak kullanmayı denemedim ama tek tek ikisi de ayrı güzel. Gündüz gece demeden benim gibi kafanıza göre takılabilirsiniz :)



Genelde Eve Duet Radiant, Avon'un satıştan kalkmış bazı parfümlerine benzetiliyor. Ben de bir parfüme benzetiyorum ama henüz adını hatırlayamadım. Sensual'in kokusu daha meyvemsi. Açıkçası meyveli kokuları hiç sevmem ama bu parfümde mor taraf yani Eve Duet Sensual daha fazla hoşuma gitti. Karıştırarak denersem yine yazıyı güncellerim ama tek tek kullanacağımı düşünüyorum. İkisi de hoşuma gitti. Çok farklı kokular olduğunu iddia edemem. Bir şekilde tanıdık geliyor ikisi de ama bu durum beğenmeme engel olmuyor :D Severek kullanacağıma eminim. 




Avon parfüm setleri her zaman hoşuma gitmiştir. Bu parfüm setinin çok uygun olduğunu söyleyemem ama en azından tatmin edici ürünler var. İlk olarak iki parfümün de vücut losyonları var. Ek olarak bir tane de çok severek kullandığım Avon Glimmerstick açılıp kapanabilen siyah göz kalemi var. Setin katalog fiyatı 61.85 tl. Ben 41 tl gibi bir fiyata aldım.


Siz Avon parfümlerini kullanıyor musunuz? Memnuniyet durumunuz nedir? Kısa da olsa yorum yazarsanız sevinirim. Ağır kokular harici kadın parfüm önerilerine açığım.

NOT: Avon'un satıştan kalkan parfümlerinden siz de benim gibi şikayetçi misiniz? Neyi sevsem özenle satıştan kaldırılıyor. Satışı olmayan Avon parfümlerinden bulabilen varsa bana da yazarsa sevinirim :)

GÜNCELLEME: Karıştırıp kullanınca efsane bir koku çıkıyor ortaya. Hele kıyafetinize sıktıysanız ertesi gün o kadar güzel kokuyor ki ben o kokuyu çok daha fazla beğendim.

Sertex Ixir Kumaş Temizleyici Deneyimim


Herkese merhaba

Yıllar önce(şimdi baktım yıl 2010'muş) Sertex Ixir'i kullanmaya başlamış ve kısaca üründen bahsettiğim bir yazı yazmıştım. Yıllardır kullanıp çok memnun kaldığım bir ürün olduğu için bu kez daha detaylı yazmak istedim. Cidden zaman tasarrufu açısından fark yaratan bir ürün. Ben birkaç şişe bitirdim. Hatta yıllar içinde koltuklara ya da koltuklara örtülen kumaşlara bir şey döküldüğünde Ixir'i kap gel gibi bir söylem bile geliştirdik :)



Yaz boyu şeftali suyu ve ketçap başta olmak üzere birçok şey döküldü koltuklara ve kurtarıcımız yine Ixir oldu. Kumaşa herhangi bir zarar vermeden temizleme yapan bu ürün sıvı formda. Şişesi bildiğimiz sprey şişelerden. Hem sıvı olması hem sprey şeklinde olması uygulama kolaylığı sağlıyor. Lekenin üzerine döküp biraz bekletmek ve ıslatılmış bir bezle lekenin üzerini silmek yeterli geliyor. 2 dakika içinde lekeden eser kalmıyor. Şimdi yakalayıp fotoğrafladığım iki leke üzerindeki etkisini göstermek istiyorum.



İlk leke şeftali lekesi. Şeftali yerken suyu dökülünce hemen ürünü uyguladım. Sonuç sizin de gördüğünüz gibi mükemmeldi ama bir de kurumuş lekedeki başarısını göstermek istiyordum. Bu yüzden biraz beklemem gerekti. En nihayetinde ketçap lekesini ertesi gün fark edince hemen lekeyi ve üründen sonrasını fotoğrafladım.



Kurumuş leke ilk anda çıkmamış gibiydi ama kuruduktan sonra baktım ki leke yok olmuş. Yıllardır kullandığım halde ben bile şaşırdım. Kullandığım son şişe biraz daha farklı geldi bana. Şişe aynı şişe ama ürün daha güçlü gibi. Sonuç olarak sıcağı sıcağına da uygulansa kurumuş lekeye de uygulansa başarılı bir ürün Sertex Ixir. Gönül rahatlığıyla herkese tavsiye ederim :)

Patron - Vi Keeland / Kitap Yorumu


Uzun zamandır okumak istediğim Patron'u aldıktan sonra fazla bekletmeden okudum ve bayıldım. Nasıl güzel bir romandı o öyle. Kapağına bakıp kesinlikle yargılamayın. Kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum :)

Nasıl güzel bir kitaptı o öyle hala yüzümde gülümsemeyle hatırlıyorum. Kapağına bakıp kesinlikle yargılamayın çünkü konusu kesinlikle düşündüğünüz gibi değil. Ciddi anlamda konusu olan ve akıp giden bir romandı. Yazarı takip ettiğim yazarların arasına ekledim bile.

Patron'un konusu kısaca kitabın arka kapağında özetlenmiş. Reese ve Chase oldukça sıra dışı bir şekilde tanışırlar. Asıl hikaye ise o tanışmadan 1 ay sonra başlıyor. İşini değiştirmeyi düşünen Reese, aynı gün iki farklı şirket ile görüşür ve ikisi de olumlu olmaktan çok uzaktır. Morali bozuk olan Reese'i neşelendirmek için erkek arkadaşı devamlı gittiği spor salonuna gitmeyi önerir. Ve o spor salonunda Reese ve Chase 2. kez karşılaşır. Ayaküstü bir sohbetin ardından Reese'in elinde iş bulmasında ona yardımcı olabilecek bir kişinin numarası vardır. Bu yönlendirme işe yarar ve Reese işe başlar ancak patronunun Chase olduğunu ve onun kozmetik sektöründe başardıklarını öğrendiğinde şok olur.

Chase'in ilk andan itibaren isteği çok nettir. Bu konuda fazlasıyla açık olmak onun açısından sorun değildir ancak Reese daha önce bir iş arkadaşıyla yaşadığı tek gecelik ilişki sonucu iş arkadaşlarıyla iş ilişkisi dışında bir ilişki kurmayacağına karar vermiştir. Chase ile aralarındaki çekimi inkar etmese de tercihini ondan uzak durmaktan yana kullanır. Chase'in netliği ve neredeyse aralarındaki elle tutulacak çekim bocalamasına neden olur. Chase'in geçmişi ile ilgili öğrendiği gerçekler ve sonrasında yaşananlar kesinlikle okunmaya değer.

Kitap baştan sona bol bol eğlenceli diyaloglar içeriyordu. Çok eğlenerek okudum ve bitmesin istedim. Uzun zamandır bu kadar severek okuduğum bir kitap olmamıştı. Bundan sonra yazarın sıkı takipçisi olacağım ve muhtemelen ne yazsa alıp okuyacağım :)

Yabancı Yayınları yazarın yeni kitabını bu cuma satışa sunacakmış. Egomanyak ismiyle çıkacak kitabı eminim benim gibi dört gözle bekleyenler vardır. En kısa sürede alıp okumak için sabırsızlanıyorum. 

Eylül Ayında Okuduğum Kitaplar


Herkese merhaba

Yazı biraz geç kaldı. Planlarıma göre 1 Ekim'de yayınlanacaktı ama vakit bulup yazamadım :( Eylül ayı benim için çok verimsiz geçti. Sadece 6 kitap okumuşum. 10'lu sayıların altına düşmek sinirimi bozsa da şu an oturtmaya çalıştığım düzenden ötürü bu ay böyle oldu. Ekim'e de çok yavaş başladım. Umarım hızlanabilirim. Gelelim eylül ayında okuyup beğendiğim ve beğenmediğim kitaplara.

İlk olarak bitirip bayıldığım kitap Vi Keeland'ın Patron'u oldu. Yazısını yakında yayınlayacağım için detaylı yorum yazmıyorum ama mutlaka okuyun dediklerimden biri bu kitap. Detaylı yorum için takipte kalın :)

Merve Akıncı'yı Şahmelek kitabıyla sevmiştik. Yani en azından ben sevmiştim. Onun dışında Efsunlu Adamlar serisinin iki kitabı kütüphanemde olduğu halde henüz okuyamamıştım. 26 çıkınca hemen biter nasılsa deyip başladım ama büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Hiçbir şekilde kendimi kaptıramadım ve haliyle kitap akmadı. Neden bilmiyorum hiç Merve Akıncı'nın yazım tarzıyla bağdaştıramadım kitabı. Umarım Efsunlu Adamlar'ı okurken böyle hissetmem.

Kadınsız Erkekler'i okumam bir ömür sürdü sanki. Rahat 2 hafta sürmüştür bitirmem. Öykü okumayı sevmememden mi kaynaklı bilmiyorum ama Murakami'nin bu kitabı da hayal kırıklığına uğrattı beni. Murakami'nin okuduğum 4. kitabıydı bu ve daha öncekilerin hiçbirinde bunun gibi duraklamamıştım. Beğendiğim birkaç öykü vardı tabii ki ama genel olarak sevemedim.

Hırsız ve Güzel'i okuoku.com'un 9.90 tl kampanyasından almıştım. Tarihi aşk romanı okumayı seviyorum. O dönemlere gitmek hoşuma gidiyor ancak Hırsız ve Güzel, bana vay be dedirten bir roman olamadı maalesef. Çok büyük bir beklentim de yoktu. Kitap beni içine çekemedi, aynı şeyin etrafında dönüp durmuş yazar başından sonuna kadar. Akıp gitmedi, neden bilmiyorum. Kitabı okuyanlar çok sevmiş genel olarak.

Abartısız 2 yıldır sen daha o seriyi okumadın mı diye belki on kişiden duymuşumdur. Nerede kitabın yorumuna denk gelsem muhteşemdi, yazar ne yazsa okurumlara kadar farklı şeyler okudum. Efsane serisine artık başlamam gerektiğini düşündüm ve ilk kitabını eylül ayında okudum. Detaylı yorum yazacağım için kısaca bahsedeceğim. Beklentim haliyle büyüktü ve okuduğumda beklentimi karşılayamadı. Belki de kitaptaki karakterlerin yaşlarının küçüklüğünden dolayı böyle düşündüm, bilmiyorum.

Yağmurda Dans, merakla beklediğim kitaplardan biriydi. Serinin ilk kitabı Siyah Kar'ı okumuş ve bayılmıştım. Yazarın Paris ile ilgili takıntısı da çok hoşuma gitmişti. Bu kitapta da yine bol bol Paris yer almakla birlikte bana ilk kitaptaki duyguyu veremedi. Konusunun reenkarnasyon olması da hoşlanmama sebebim olabilir çünkü reenkarnasyona inanmıyorum ama daha önce reenkarnasyon konulu başka kitaplar okuyup beğenmiştim. Bir şekilde okurken oturtamadığım yerler vardı kitapta. Çözemesem de çok fazla sarmadı beni.

Beni sonbahar mı çarptı ne oldu bilmiyorum ama eylül'de muhteşem diyebileceğim tek kitap Patron oldu. Şimdi düşününce ben modumda mı değildim acaba? :) 6 kitap okumuşum ve sadece birini beğenmişim ki genelde okuduklarım sevdiğim tarzda kitaplar olduğundan beğenirim. Her neyse bu durum umarım ekim'de de devam etmez. Önceki aylarda olduğu gibi okuduğum kitaplara bayılmak istiyorum :D Umarım ekim ayında daha güzel kitaplar seçip okuyabilirim ve ay sonunda bu muhteşem kitapları okudum diyebilirim. Siz eylül'de kaç kitap okuyabildiniz? Neleri beğendiniz/beğenmediniz? Yorumlarınızı bekliyorum. Hoşça kalın :*

Avon K10 Alışverişim


Aramızda Avon ürünlerini hiç denememiş biri var mı? Sanırım herkes en azından bir ürününü denemiştir. Ben yıllardır kullanıyorum. Memnun kaldığım ürün de oldu nefret ettiğim de. Genel olarak sevdiğimi söyleyebilirim.

Her ay yapılan indirimlere kayıtsız kalamadığım için sürekli bir şeyler alıyorum. 10. katalogtan aldıklarım yepyeni mat rujların iki farklı rengi, göz farı bazı, 2 deodorant, bayıldığım pırıltılı göz kalemlerinin iki rengi, el kremi ve Femme çanta boy parfümdü. Denediğim bazı ürünlerden kısa kısa bahsetmek istiyorum.

Mat ruj fırtınasının beni çok etkilediğini söyleyemeyeceğim. Sadece Golden Rose'un mat rujunu denemiştim. Onu da balm uygulamadan kullanamıyordum. Balm uygulamadan sürdüğümde fazlasıyla kuru bir görüntü çıkıyor ve beni rahatsız ediyordu. Avon'da mat rujları gördüğümde de renklerin güzelliğine kapıldım. Yoksa mat ruj pek benlik değil :) Ürünler bana ulaşınca hemen ilk denemeyi yaptım ve hiç benim bildiğim mat rujlar gibi çıkmadı bu rujlar. Nasıl rahat bir sürüşü var, hiç dudakları kurutmuyorlar. Kokuları da muhteşem. Detaylı olarak yazılarını yazmayı düşünüyorum.

Göz farı bazını henüz denemedim. Femme Edp çanta boy, mat rujları aldığım için 7.95 tl'ye geldi. Deodorantları hiç kullanmadım, deneme amaçlı aldım. El kremi kış aylarında fazlasıyla dikkatimi çekmişti. Sonbahara girmişken bunu da denemek amaçlı aldım. En kısa zamanda deneyip yorumlayacağım. 

Glimmerstick göz kalemlerini yıllardır kullanırım. Denemediğim birkaç rengi kaldı sadece. Bu kez bende olmayan 2 rengi aldım. Faceted Onyx ve Jade Metallic. Daha önce bu göz kalemleri ile ilgili bir yazı da yazmıştım. Onun linki için TIK. Bu yazıyı da yakında ya güncelleyeceğim ya da yeni ve daha geniş kapsamlı bir yazı yazacağım. Sanırım bıkmadan daha yıllarca kullanacağım bu kalemleri. Siz Avon'un hangi ürünlerini severek kullanıyorsunuz ve hangi ürünlerden nefret ediyorsunuz?

Avrupa Networking - Pierre Cardin Alışverişim


Herkese merhaba

Bundan yaklaşık 8 yıl önce bir networking şirketine üye olmuştum. Pierre Cardin ürünleri satıldığı için ilgimi çekmişti. O dönem firmada stok sorunu vardı. Misal iki pijama, beş çorap sipariş ediyordum. Bir pijama iki çorap geliyordu, diğerleri stokta yok diye gönderilmiyordu. Bir süre sonra bu durum sinirimi bozduğu için sipariş vermedim. Üyeliğim silindi.

8 yıl sonra nereden aklıma geldi bilmiyorum ama ben bir arayayım belki benim üyeliği açarlar diye düşünüp şirketi aradım. Ve cidden de açtılar :) Amacım satış yapmak değil, kendim ya da ailem için sipariş veririm diye düşünüyorum. Zaten illa ki iç çamaşırı, pijama, çorap gibi şeyleri alıyoruz. En azından kalitesini bildiğim bir markadan uygun fiyata alırım diye düşündüm. Şu an bence tek sıkıntısı istemesen bile ücreti faturana yansıtarak katalog göndermeleri. Ben birkaç ayda bir sipariş vereceğimden kataloğa ihtiyaç duymuyorum, online kataloğu inceleyerek alışverişimi yapabiliyorum. Umarım bu ufak tefek sıkıntıları giderirler.

İlk üye olduğumda kapıda kredi kartıyla ödeme imkanı vardı ve kargo ekstra ücret almıyordu. Şu an ya kapıda nakit ödemek gerekiyor ya da sipariş verirken kredi kartı bilgilerini girmek gerekiyor. Ek olarak 2 kargo şirketi sunuyorlar. Ptt Kargo ile kargo ücreti 1.75 tl, Yurtiçi Kargo ile 2.50 tl idi yanlış hatırlamıyorsam. Hız konusunda oldukça yol katetmişler. Önceden siparişin gelmesi için birkaç hafta beklemek gerekiyordu. Artık öyle bir durum yok. Bayramdan önce sipariş vermeme rağmen bayramın bittiği hafta ürünler geldi. 


Stoklarla ilgili bilgim olmadığı için ölçülü bir alışveriş yapmaya çalıştım. İstediklerim gelmeyince ister istemez hayal kırıklığına uğruyorum çünkü :) Bir sonraki siparişimde daha rahat alışveriş yapacağım sanırım. Biraz da aldıklarımdan bahsedeyim. Pijamalara bayıldım ve onları çok ekstra bir indirimle aldım. Tanesi 29.90 tl. 100 tl ve üzeri siparişlere her gün farklı ürünler güzel indirimlerle sunuluyor. Siparişin sonunda bu ürünlerden seçebiliyorsunuz. Ben sipariş verdiğimde şansıma pijamalardan 2 tane seçilebiliyordu. Ben de bu fırsatı kaçırmadım tabii. Miorre, daha önce kullanıp aşırı memnun kaldığım bir markaydı. %100 pamuk pijamalarını hala kullanırım. O yüzden görünce kaçırmam söz konusu bile değildi. 

Görselde de göründüğü gibi bol çorap ve atlet aldım. Bu görseldeki tüm ürünler için toplam 80,50 tl ödedim. Hele 70 küsura satılan pijamaları 30'a almak sanırım alışverişin en sevdiğim kısmı oydu :D Katalogta yer alan kozmetik ürünlerden henüz almadım. En kısa zamanda onlardan da alıp denemeyi düşünüyorum. Alıp denedikçe burada yorum yazarım muhtemelen. Eğer bu tarz ihtiyaçlarınız eve kadar gelsin, kapıda ödeyeyim diyorsanız size de üyeliği tavsiye edebilirim. Kayıt olmak isteyenler için bir de link bırakayım buraya. Başka alışveriş yazıları da gelecek. Hoşça kalın :)

NOT: Görsellerin iğrençliği için özür dilerim. Akşam çektiğim için sanırım ışık yeterli gelmemiş :)

John Frieda Yoğun Hacim Kazandıran Şampuan


İnce telli saçlar için hacim veren şampuan bulmanın ne kadar zor olduğunu ince telli saçı olanlar çok iyi bilirler. Ben yıllardır bu arayışı sürdürüyorum ve halen elimde işte bu diyebileceğim bir şampuan yok. Yılmadan denemeye devam ediyorum :)


John Frieda yoğun hacim veren şampuandan beklentim büyüktü. Birkaç şişe kullandıktan sonra yazısını yazmaya karar verdim. Yorumlarda saç dökülmesini arttırdığı ile ilgili şeyler okumuştum. Bende ekstra bir dökülmeye yol açmadı. Saç kuruluğu da yapmadı(sürekli olmasa da Ovex kullanıyorum) ama gelin görün ki vaat ettiği gibi bir hacim veremiyor. 7 güne kadar hacim vaat ediyor. Benim saçımda gözlemlediğim hacim birkaç saatti. Ertesi gün saçlarım yine sönükleşiyor ve yağlanmaya başlıyordu. 


Şampuanın üst görselde görüldüğü üzere şeffaf, jelimsi bir yapısı var. Çok fazla miktarda kullanmaya gerek yok, ürün bol bol köpürüyor. Bu yüzden köpüren şampuanları tercih ediyorsanız sevme ihtimaliniz var. Sanırım şampuanın benim için tek artısı temizlemesinin çok iyi olmasıydı. Hoş kokusunu da eklemesem olmaz. Fazla kalıcı olmasa bile çok hoş kokuyordu.

Gratis indirimlerinde 18 tl civarında bir fiyata alıp stoklamıştım. Başladığım şampuanı biraz gözlemlemeden bırakmayı sevmiyorum. O yüzden çok kötü bir etkisi olmazsa şans vermek adına bir süre kullanıyorum. Bu şampuan için de aynı prosedürü uyguladım ve sonuç benim için olumsuz oldu. Şu an Bioblas Procyanidin serisinin yağlı saçlar için olan şampuanını kullanıyorum. Aşırı memnunum ama bir süre daha kullanıp yorumlayacağım. Çünkü ilk zamanlardaki etki devam etmeyebiliyor.


Son olarak bu şampuan Paraben ve SLS içermiyor ama silikon içeriyor. Almayı düşünenler bu konuya da dikkat etsinler :) John Frieda 7 güne kadar yoğun hacim kazandıran şampuan ile ilgili yazacaklarım bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere...

Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon 3. Sezon Yorumum


Herkese merhaba

IPKKND izleyenler burda mı? :) Şu anki haliyle ilk sezon olarak geçen, dizinin aslı final yaptığında hepimiz üzülmüştük değil mi? Nerden baksak onlar Khushi ve Arnav'dı. Ben Hint dizilerine onları izleyerek başladım. Sanırım pek ilerleme de kaydedemedim daha sonra :D Yine Tatlı Bela diye çevrilerek bir çeviri rezaleti yaşadığımız Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon Ek Baar Phir'i izlemeye çalışsanız da başaramadınız. Çünkü bir süre sonra Shlok sinirinizi bozdu :) Eğer öyleyse siz de bendensiniz.


Gerçekleri yazmak gerekirse Sanaya olmadan o 3. sezon olmaz demiştim. İzlesem mi izlemesem mi diye düşüne düşüne en sonunda izlemeye başladım. Bölümler şu an 50'lerin ortasında. Hindistan ile aynı anda ilerliyoruz demek çok yanlış olmaz. Bölümler kısa sürelerde çevriliyor. Online olarak birçok siteden altyazılı izleyebiliyoruz. Eğer altyazılı sevmiyorsanız televizyonda yayınlanmasını bekleyebilirsiniz ama yayınlanır mı belli değil. Neyse konudan çok sapmayayım. O 3. sezon olmaz demiştim çünkü nedense diziyi Khushi götürüyor gibi geliyordu bana hatta Arnav karakterine de sinir oluyordum. Böyle diye diye 398 bölüm izledim ama şu 3. sezona kadar bu kadar emin değilmişim sanırım. Şu an emin oldum ki evet cidden Sanaya götürmüş diziyi.


Şimdi dizi ilk sezon gibi değil diye bitsin ya da illa Sanaya Irani olsun diyen kesimden değilim. Yanlış anlaşılmasın. Sonuçta ayrı bir konu var, ayrı karakterler var. Tek sorun dizi adı aynı, başrollerden biri aynı, müziği değiştirilmiş havası verilse de aynı hatta şu ana kadar izlediğim bazı sahnelerin bile ilk sezonla tıpatıp aynı olduğunu gördüm. Bu biraz izleyiciyi saf yerine koymak bence. Aynı şey IPKKND Ek Baar Phir'de de vardı. Konu ayrı, oyuncu farklı ama neden her sezon bazı sahneler aynı. Yazacak sahne mi yok yani. Müzik konusuna gelince de bu sezonun müzikleri asla ilk sezon duygusunu veremiyor. Şahsen ben başrolde oynayan kızı beğendim. Chandni karakterini güzel canlandırmış ama hep bir "ama" oluyor insanda. Çünkü Barun oynuyorsa Sanaya'da olmalıydı ya da Tatlı Bela'da olduğu gibi farklı oyuncular olmalıydı. O zaman cidden olurdu yani. Konunun gideri var. Sadece IPKKND'de Barun'u gören gözler Sanaya'yı arıyor.


Dizinin biteceği ile ilgili çok söylenti var. Doğruluğunu bilemiyorum ama başladık bir kere izlemeye devam etsin en azından sonunu görelim. İlk sezon gibi finalsiz bir dizi olmasın. Bir şekilde içime sinmemiş olsa da izliyorum ve ilk sezonun kıymetini daha iyi anlıyorum :) Sanırım yazacak başka bir şey kalmadı. Yine dizi ilerledikçe bu yazıyı güncelleyeceğim. Mutlu haftalar.

Güncelleme: Dizi 6 Ekim'de final yapacakmış. Az çok belliydi gerçi konu ilerlemiyordu. Yine de ben final yapılmayacak olsa nasıl ilerleyeceğini merak ediyorum. Keşke bitirmeyecek olsalardı.

Güncelleme 2: Final cidden olmamış. Çok daha iyisi yapılabilirdi :(




Takvim Kızı Nisan - Audrey Carlan / Kitap Yorumu


Takvim Kızı serisini takip edenler için haziran ayında kötü haber geldi. Arkadya Bitter yani serinin yayıncısı yayın hayatını bitirdiğini duyurdu. Tüm seriler yarım kaldı ki çıkardıkları serilerin tümünü takip eden biri olarak ne kadar üzüldüğümü söylememe gerek yok sanırım. Ben de orijinal dilden okuyayım, yarım kalmasın düşüncesiyle bu seriden başladım. İlk kitaba bayılmıştım, ikincisi de kurgu olarak güzeldi, üçüncüsünü pek sevemediğimi yazımda da yazmıştım ama dördüncünün böyle olacağını tahmin etmemiştim. Bu da kötü gitseydi seriyi burada bırakacaktım ama nisan ayı kitabı cidden iyiydi.

Kitabı okumayı düşünenler buradan sonrasını okumasın. Spoiler içerebilir ve büyük ihtimalle de içerecek :)

Mia'nın sonraki ayını kiminle geçireceği, mart ayı kitabı sonunda ortaya çıkmıştı. Tabii ki muhtemelen yakışıklı beyzbol oyuncusu denince hemen herkes benim gibi düşündü ama hiç öyle bir şey değildi. Beyzbol oyuncumuz Mason beni fena halde şaşırttı. Bu kitapta Mia'nın oraya gitme sebebi Mason'ın kötüye giden imajını düzeltmekti. Oldukça kötü bir yaşam tarzı olan Mason'ın kariyeri sallantıda olduğu için PR ajansının aklına gelen bu fikirle imaj kurtarma çalışmaları yaptılar. Okuduğum çoğu bölümde yüzümden gülümseme hiç eksik olmadı. Geçen ayın kitabına göre kat kat iyi bir kitaptı. 

Mia'nın, Wes'i düşünüp başkalarıyla birlikte olması önceki kitaplarda oldukça sinirimi bozmuştu ama ne yalan söyleyeyim Wes'in de aynı şeyi yaptığını öğrenmek içimi rahatlattı :D Mia'nın bununla yüzleşmesi, onun kıskanması falan çok hoşuma gitti. Wes'i dinleyip yanında kalsaydı öyle olmazdı tabii biraz hak etti bence Mia bunu. Mason'ın annesinin anısına düzenledikleri müzayede farklı bir tat katmıştı ve bence en güzel olan da kitabın Meme Kanseri ile ilgili farkındalık aşılamasıydı. Sarışın güzelimiz Rachel'ı da unutmayalım. Saf halleri beni deli etse de kitaba ayrı bir renk katmıştı.

Alex'in kitapta yer alması hoş bir ayrıntı olabilirdi tabii karşılaşma anları o şekilde olmasaydı. Şubat ayı kitabındaki Mia'dan hoşlanmasam da Alex'in sergisine ilham olması ve o serginin yapılışı hoşuma gitmişti. Yine de Wes'i özleyip kıskanan Mia için nisan kitabında da olumlu düşünceler edinemedim. Tam iyi bir şey yapıyor derken batırmayı başarıyor. Mayıs kitabı hiç hoşuma gitmeyecekmiş gibi bir his var içimde. Umarım beni yanıltır. En erken önümüzdeki ay okuyabileceğim. Yine yorumum burada olacak. Şimdilik hoşça kalın.

Takvim Kızı - Ocak
Takvim Kızı - Şubat
Takvim Kızı - Mart

Son Yıldız - Rick Yancey / Yorum (5. Dalga #3)


Nihayet seriyi bitirdim. Beklediğim kadar iyi olmadığını kesinlikle söylemeliyim. Yazara en çok kızdığım nokta uzun uzun anlatılması gereken şeyleri kısa kısa yazıp geçmesi ve kısa yazması gereken şeyleri de uzattıkça uzatmış. Bu konu biraz sinirlerimi bozdu açıkçası. Ve o son... Öyle bitmesi mi gerekiyordu yani. Benim için hayal kırıklığı olan bir son kitaptı. İlk kitaptan itibaren puanlama yapmam gerekse 5. Dalga 5 puan, Sonsuz Deniz 4 puan, Son Yıldız 3 puan derim.

Sonsuz Deniz'de Hileci, Jilet'in fedakarlığı sayesinde Vosch'tan kurtulmuştu. 40 günlük özgürlükten sonra olayları çözmeye başlayan Hileci geri dönüp Vosch'un istediklerini yapmaya karar verdi. Vosch'un ondan istediği bir hata gözüyle bakılan Evan'ı Hileci'nin onlara getirmesiydi. Oldukça zor olan bu görev başarıya ulaşırsa Hileci ve diğerleri yaşamaya devam edebilecekti. Görevi kabul eden Hileci, sandığından çok farklı bir şey yapacağının farkında bile değildi. 

Kimseyi dinlemeyip Hileci ve Fincan'ı kurtarmaya giden Ben ve Gerzek için işler düşündükleri gibi gitmedi. O kısımlar bol bol aksiyon içeriyordu. Vosch'un planı ortaya çıktığında ve Evan ele geçirildiğinde Cassie ve Hileci tehlikeli bir plan yapıp uygulamaya koydular. Muhtemelen kitabın en okunası bölümleri onlardı. Evan, Vosch tarafından ele geçirildikten sonra durumun bildiğinden çok farklı olduğunu ve o andan sonra olacakları öğrendi. Bu noktadan sonra kitap aksiyonun doruklarında ilerledi ve cidden çok heyecanlıydı. Hileci ve Cassie'nin karargaha varması ve yaptıkları kesinlikle çok güzeldi. Bence o son olmasaydı ben bu kitaba 4.5'tan 5 puan verirdim :) 

Bu kitapta hoşuma giden az sayıdaki şeyden biri Cassie ve Ben arasında geçen konuşmalardı. Hileci, Cassie, Zombi, Sam, Evan gibi birçok karakterin gözünden olayları okuma fırsatı bulduk. Hep aynı karakterin anlatımıyla okuyunca az da olsa sıkılabiliyorum. Hep bu tarz anlatımı sevmişimdir. Farklı karakterleri analiz etme ihtimali de oluyor. Kitap okurken karakter analiz yapmayı sevenler muhtemelen beni anlayacaktır :D Konuyu dağıtmadan sona geleyim. Baştan güzel giderken sonradan kötüleşen bir seriydi. 5. Dalga'nın filmi olduğundan ve izleyip beğendiğimden bahsetmiştim ilk kitabın yorumunda. Filmlerin devamı gelmeyecek gibi duruyor ama gelirse filmin kitaptan daha başarılı ilerleyebileceğini düşünüyorum. Malum kitaplar filme uyarlanınca fazlasıyla değişime uğruyorlar. Serinin önceki kitaplarının yorumunu okumak için:

5. Dalga
Sonsuz Deniz

Kaleydoskop Kalpler - Claire Contreras / Yorum (Kalpler #1)


Herkese merhaba

Kaleydoskop Kalpler'in ilk bölümünü yayınevinin, adını hatırlayamadığım bir kitabında okumuştum. Kitabın sonuna kısacık da olsa eklenen bölüm ilgimi çekmişti ve bu kitabı 9.90 tl kampanyasında görünce hemen aldım. Çok bekletmeden de okudum. Oldukça merak ettiğim kitaplardan biriydi ve sonuç olarak sevdiğimi söyleyebilirim.

Estelle uzun zamandır nişanlı olduğu Wyatt'ı kaybetmiştir. Nişanlısının ölümünün yasını tutmuştur. Bir yıl sonraysa birlikte yaşadıkları evi satmaya razı olmuştur. Onu hiç unutmayacaktır ama akıl sağlığı açısından hayata kaldığı yerden devam etmek zorundadır. Evi sattıktan sonra abisi Victor'ın yanına kısa süreliğine taşınır. Eve taşındığı ilk gün kapıda görmeyi umduğu son kişi bile değildir Oliver ama orada Estelle'in karşısındadır. Victor'un en yakın arkadaşı olan Oliver, Estelle'in ilk kalp kırıklığıdır ve onun geçmişte kalmasına özen göstermezse daha da kırılacağının farkındadır. Onca hayal kırıklığı ve terk edilişin ardından yaptığı kalp şeklindeki kaleydoskopları sanat galerisinde satan Elle, bu kaleydoskopları yapma nedenini Oliver'ın ögrenmemesi gerektiğinin farkındadır ve bu sırrı arkadaşı Mia ile saklamaya devam edecek, Oliver'dan da kesinlikle uzak duracaktır.

Geçmişte yaşadıkları ona güçlü bir hale gelmekten başka bir şans bırakmamıştır. Bu gücü kazanabilmek uğruna çok şeyden vazgeçmesi gerekmiştir. Artık doktor olan Oliver'ın geçmişten gelen ve yakasını bırakmayan pişmanlıkların başında Elle gelmektedir. O, Elle'i nişanlandığı zaman kaybettiğini düşünerek çok üzülmüştür ama hayatın ona verdiği bu şansı kesinlikle iyi kullanacaktır. Tek korkusu Elle ile arasındaki bu şeyi Victor öğrendiğinde en yakın arkadaşını kaybedebilecek olmasıdır. Ve Oliver hem Elle'i hem Victor'ı kazanmanın bir yolunu mutlaka bulacaktır.

Oliver'ın geçmişinin etkisiyle yaptıgı hatalar ve onları onarmaya çalışması okunmaya değerdi. Genel olarak kendisine hep sinir olsam da çabalaması güzeldi. Estelle'in nişanlısının gölgesinde yaşadığı yıllardan sonra eski haline dönmeye çalışırken bir yandan da aklından ve kalbinden çıkaramadığı Oliver ile uğraşması hoştu. Mia ile arkadaşlıkları muhteşemdi. Ailenin bir araya geldiği zamanlar da kesinlikle okunasıydı. Her şeyiyle sevdiğim bir kitap oldu. Serinin ikinci kitabını da ilk fırsatta alıp okuyacağım. Hoşça kalın. 

Parazit - Jessica Shirvington / Yorum (Parazit #1)


Jessica Shirvington ile tanışmam yazarın İki Hayat Arasında kitabıyla oldu. Üzerinden yaklaşık olarak 3 yıl geçmiş ama kitabı bitirdiğimde düşündüklerim dün gibi aklımda. Şaşkın bir şekilde kalakalmış ve yazarın kalemine aşık olmuştum.

Evet, aradan yıllar geçti. Yazarın bir serisine başladım bu kez. Yine yazarın kalemine duyduğum hayranlık oradaydı. Şaşırtmacalar bende çok işe yaramadı çünkü konu itibarıyla nasıl desem tahmin edilemez bir son değildi. En azından ben kitabın ilk yarısında olayı çözmüştüm. Bu durum okuma keyfimi bozdu mu derseniz asla bozmadı. Çünkü her türlü kitabı okutan bir yazar var karşımızda :D Beni en heyecanlandıran kısım kitabın sonuydu. Yani nasıl devam edebileceği konusunda hiçbir tahminim yok ve bence 2. kitap serinin zirve kitabı olacak. İçimden bir his öyle diyor, umarım yanılmaz.

Konusundan biraz bahsedeyim. Olaylar 9 yıl önce herkesin mikroçip takmasını zorunlu kılan bir kanunun çıkmasıyla başlıyor. M-Corp isimli şirketin ürettiği bu mikroçipleri takmayanlar cezalandırılıyor. Zorunlu olarak herkesin kullandığı bu mikroçip hayatınızın her alanına dahil oluyor. Öyle ki ilişkilerinizde bile mikroçip söz sahibi oluyor. 18 yaşına gelince takılan Fera-tek ile kişinin etraftaki kişilerle uyumlu olup olmadığını tespit edebiliyor. Amaçsa herkesin gerçek eşlerini bulabilmesi. Her ay en azından 4 kişiyle değerlendirme yapıp kaydetmek zorunluluğunu da unutmamak gerek. Eğer bir ay içinde 4 negatif değerlendirme alırsa bu onun neg olduğunu gösteriyor. Yani uyumsuz. Bunun için rehabilitasyon adını verdikleri bir prosedür var ancak bu rehabilitasyondan çıkan kimse yok, kısaca o kişilere ne olduğu bilinmiyor.

Maggie, başkarakterlerimizden biri. 16 yaşındayken babası bir neg olması sebebiyle apar topar götürülüyor ve bir daha ondan haber alınamıyor. Abisi ve annesiye yaşamaya devam eden Maggie, babasına çok düşkün ve onlara yapılan bu haksızlığın intikamını almaya kararlı. Ve tabii ki babasını kurtarmayı düşünüyor. Bunun için yaptığı birçok şey var. Birilerinden bilgi elde etmek için onların sırlarını bulmak, dövüşlere katılmak gibi birçok şey yapmış. Nihayet 18 yaşına geldiğinde Fera-tek'i takılıyor ve Maggie, planını başlatıyor.

Quentin, M-Corp'un varislerinden biri. Kardeşlerin en küçüğü. Amerika'nın en seçkin lisesinde okuyor. Ivy adında bir sevgilisi var. Hayatı hep normal seyrediyor. Ta ki Fera-tek'i takılana kadar. Fera-tek'inden 3 olumsuz negatif değerlendirme alması duruma hiç yardımcı olmuyor ve bu noktada ,onun kurtarıcısı olan ve hiç tanımadığı bir kız devreye giriyor. Maggie.

Başkarakterlerimizin bundan sonraki hikayesi bol bol aksiyon içeriyor. Oyunlar, sırlar, beklenmeyen sonlar, nefret, aşk, kısaca ne ararsan var. Sonunu tahmin etmiş olsam da çok keyifli bir romandı ve uzun bir zaman geçtikten sonra serinin 2. kitabının çıkış tarihini yayınevi dün açıkladı. Panzehir, 11 Ağustos'ta satışta olacak. O zaman en kısa sürede okumak üzere diyeyim :)

Yazarın daha önce okuduğum İki Hayat Arasında kitap yorumu için TIK.

Ateşböceği Yolu - Kristin Hannah / Kitap Yorumu


Uzun zamandır Kristin Hannah okumak istiyordum. Özellikle kitap fuarı süresince yazarın hayranlarından bol bol övgü duyduktan sonra daha fazla ertelemem söz konusu olamazdı. Nihayetinde en çok sevilen kitap ile başladım. Ateşböceği Yolu, yazarın en çok sevilen kitabı diyebilirim. Devam kitabı ilk kitabın etkisini bırakamamış olsa da Ateşböceği Yolu, okuyanlar için hep ayrı bir yerde duruyor.

Kitabın konusundan kısaca bahsedeyim. Tully, büyükannesi ve büyükbabası ile yaşayan küçük bir kız. Annesi onu ailesine bırakıp gitmiş. Büyük sorunları olan bu anne döndüğünde Tully, her şey hayallerindeki gibi olacak sanıyor ve annesiyle gidiyor. Fakat hiçbir şey umduğu gibi gitmediğinde büyükannesinin yanına dönmek kaçınılmaz oluyor. Annesinin onu istemediği gerçeğiyle başa çıkmaya çalışan Tully, lise çağına geldiğinde annesiyle yaşamak için büyükannesine ait bir eve taşınıyor. Annesinin alkol, uyuşturucu kullanma durumu devam ederken Tully, dikkat çekici bir kız haline geliyor ve okuldaki popüler kız oluyor. Bir gece yaşadığı kötü bir olay onu karşı komşularının kızı Kate ile yakınlaştırıyor.

Kate, ailesiyle yaşayan ve yalnızlıktan yakınan liseli bir genç kızken hayatına aniden giren Tully ile genç olmanın avantajlarını yaşamaya başlıyor. Giyimi, tavrı ve daha birçok şeyini değiştiren Kate artık o yalnız olma modundan çıkıyor ve sosyal çevresi olan bir kız oluyor. Dostlukları ile dikkatleri üzerine çeken bu iki kız, birlikte gerçekleştireceklerini düşündükleri hayalleri kurarken, hayatın onlar için hazırladığı olaylardan habersiz bir şekilde yaşıyorlar.

Hayallerinin peşinden koşan Tully ve artık onunla aynı hayali paylaşmayan Kate arasında zaman zaman tartışmalar olsa da yıllar dostluklarını azaltmıyor. Yaşanan bir olaydan sonra 1 yıl konuşup görüşmeyen bu iki arkadaşın bir araya gelişi ve sonrası insanı ister istemez duygulandırıyor. Sanki gerçek bir hikaye okurmuş gibi okudum romanı. O kadar etkilendim ki yorumu yazabilmek için biraz beklemem gerekti. Her şeye rağmen arkadaşlığın kaldığı yerden nasıl devam edebildiğiyle ilgili muhteşem bir romandı. Devam kitabını da çok bekletmek istemiyorum ama bu ay için okuma listem dolu olduğu için önümüzdeki ay okumayı planlıyorum. Bakalım aynı hayal kırıklığını ben de yaşayacak mıyım?

Kristin Hannah'nın bundan başka birçok kitabı kütüphanemde bekliyor ve içimden bir ses eksikleri de en kısa zamanda alacağımı söylüyor. Siz de çok geç kalmadan bir tane Kristin Hannah kitabı edinin derim. Şimdilik hoşça kalın.

Temmuz - Biten ve Çöpe Giden Ürünler


Hemen hemen bir yıldır kozmetik-bakım yazısı yazmamışım. Kasıtlı yaptığım bir şey değildi ama fark ettim ki özlemişim :) Alışkanlıkla ara ara bitirdiklerimi kenara atmışım, gerçi arada çöpe gidenler de oldu. Yine de bu kadar ürün yeter bana diyerek yazısını yazayım dedim. 

Ürünlerin bazısını sonuna kadar kullandım ancak yaz temizliği yaparken süresi dolan bazı ürünleri ayırmıştım. Onları da hemen yazıya dahil ettim. Kullandığım ürünlerin süreleri konusunda oldukça hassasım. Zaman zaman tüm ürünleri elden geçirdiğim bir temizlik yapıyorum. Kalanlar bana yetiyor :) Şaka bir yana aklınızda tutmak zor geliyorsa bir ürünü ilk kez kullandığınızda üzerine ilk kullandığınız günün yer aldığı bir etiket yapıştırın. Bu şekilde tarihleri dolmuş mu kolayca anlayabilirsiniz.


Jane Iredale likit mineral fondöteni çok severek kullandım. Sürülünce verdiği hafif bronzluk fazlasıyla hoşuma gidiyordu. Cildimde aşırı kuruma olunca bir süre kozmetik ürünler kullanmayı bırakmıştım. O sırada bu güzel ürünü de kullanmadım ve sonra unutmuşum, bir köşede kalmış. Yaz temizliğinde elime gelince mecbur çöpe gideceklere ekledim. İlk fırsatta tekrar alacağım. Ben pek fondöten insanı değilim bu ürün daha çok renk veren nemlendirici gibi bir şey olduğundan tekrar alınacaklar arasına eklendi. 


Sephora ruju hiç bitmesin diye az az kullandım ama her güzel şey gibi o da bitti. Sevindirici olan durumsa artık Bursa'da Sephora mağazasının olması. Yenisini almak sorun olmayacak :) 

Pastel'in atmamak için oldukça fazla direndiğim ruju. Bu ruj için biraz süreleri aşmış bile olabilirim. Klasik rujlardan 24 numaralı bu rujun yenisini almak için arayışlarım sürüyor. Pastel'in sitesinde yok, umarım mağazalarda falan denk gelir.

Balmi lip balmı severek kullandım ama elimde çok fazla balm olduğu için tekrar almadım. Stoklarım bittiğinde alabileceğim bir ürün.

Rimmel Wake Me Up Göz Altı Kapatıcısı hakkında ne desem bilemiyorum. Çok fazla kullanma şansım olmadı çünkü ürünün sünger ucu koptu :D Bir açtım süngeri yok. Hala o anı hatırlayınca gülüyorum. Yine de burun yanı ve dudak kenarlarında kullanabildiğim kadar kullandım. Zaten göz altlarım için yeterli gelmemişti ve çizgilere doluyordu. Çok daha iyi kapatıcılar varken bunu tavsiye etmiyorum.

Loreal Lumi Magique Aydınlatıcı son zamanlardaki favorim. Yoğun makyaj yapmayı sevmiyorum. Göz altlarımda morluk yok, bu yüzden kapatma özelliği çok yüksek bir şey istemiyordum. Uzun zamandır yorgun görünümü azaltacak bir ürün arıyordum. Bu aydınlatıcı bana aradığım her şeyi verdi. İlk kullanımda memnun kalınca hemen yedekledim. Kapatıcı özelliği pek yok ama muhteşem bir aydınlatıcı olduğunu söyleyebilirim. Ben sadece göz altlarımda kullanıyorum ama siz aydınlatmak istediğiniz diğer bölgelerde de kullanabilirsiniz. Yazısı en kısa zamanda gelecek.


Ceradolin losyonu yaklaşık iki yıldır yaz kış kullanıyorum. Kuru cildim için muhteşem bir ürün. Yıllarca kullanacağımı düşündüğüm bir ürün. Su bazlısını tercih ediyorum çünkü yağ bazlı olanı sürüp dışarı çıkmalık değil. Su bazlısı hemen cilt tarafından emiliyor. Kuru cildinizden şikayetçiyseniz Ceradolin'i mutlaka deneyin.

Vivatinell Enjoy Güneş Kremi, içinde biraz daha ürün olmasına rağmen son kullanma tarihi dolduğu için çöpe gitti. Kullandığımda memnun kalmıştım. Yağlı ciltli olanlar pek memnun kalmamış ancak kuru ciltliyseniz tavsiye edebilirim.

Yves Rocher'nin Yüz Ferahlatıcı Spreyi'ni yedekli almıştım, 2.'si de bitmek üzere. Yaz aylarının vazgeçilmez ürünü. Buzdolabında durursa çok daha güzel oluyor. 


İpek'in pamuklarını hiç kullanmamıştım. Kare makyaj temizleme pedleri oldukça kullanışlıydı. Boyutları büyük olduğu için çok daha az pamukla tüm makyajımı temizleyebildim. Şimdi de yuvarlak pedleri kullanıyorum ve onlardan da memnunum. Çok fazla markanın makyaj temizleme pedlerini kullanmış biri olarak en iyisinin bu pamuk olduğunu söyleyebilirim. İnanılmaz bir yumuşaklığı var.

Gelelim Rituel de Beaute Burun Bandı meselesine. 2 yıl önce bu burun bandını almış, ilk kullandığımda da yazısını yazmıştım. Gel zaman git zaman blogun en çok okunan yazılarından biri oldu. 2 yıldan beri sürekli kullanıyorum. Daha önce denediğim birçok markadan daha iyi sonuç elde ettiğimi söyleyebilirim. Zaten ürünü alıp doğru şekilde kullanan herkes çok memnun. Fiyatı 4.95 tl idi yanlış hatırlamıyorsam. Yakınınızda Bim varsa bu ürünü hemen alabilirsiniz.

Cyrene Shea Yağı, yıllarca kullandım. Dudak ve yüz nemlendirmede, topuk ve dirseklerimde, ufak yaralanmalarda yaranın üzerine açıkçası aklıma ne geldiyse her yerde denedim. Ancak geçen gün fark ettim ki koku oluşmaya başlamış, kötü kokmuyor aslında ama emin olamadığım için çöpe atmak zorunda kaldım. İlk fırsatta yeniden alınacak.


Nevacare Nutritive 2 Fazlı Acil Bakım Sıvı Saç Kremi, bugüne kadar kullandığım en güzel saç ürünüydü. Ben ince telli saçlara sahip olduğum için saçlarımı taramadan önce mutlaka bu tarz bir ürün kullanıyorum. Tekrar almak için araştırmalarım sürüyor. Güvenilir bir alışveriş sitesi bulduğumda mutlaka yazıyı güncellerim. Ürünün yazısı için TIK

John Frieda Hacim Veren Şampuan, beni hayal kırıklığına uğratan ürünlerden biri. Aylardır kullanıyorum ancak hacimle ilgili hiçbir sonuç yok maalesef. Temizlemesi çok güzel. O açıdan çok memnunum ama vaatlerini yerine getiremiyor. Bu yüzden stoklarımı bitirince değişiklik yapacağım.

Otacı Kolay Tarama Spreyi memnun kalmadığım bir üründü. İlk olarak beni kokusu rahatsız etti. Koku hassasiyeti ve alerjisi olan bir insanın kullanamayacağı bir ürün. Zar zor yarısını kullandım, kalan ürünü de döktüm :(


Nivea Invisible Black & White Clear Deodorant, muhtemelen onlarca şişe kullanmışımdır. Çok memnundum ancak hayvanlar üzerinde deney yapmayan markalara geçme çabam sebebiyle bir süredir Nivea almıyorum. Stoklarımı bitirdim ve şu an Rossmann'dan aldığım Isana deodorantları kullanıyorum. Aşırı memnunum. Aklınızda bulunsun :)

Emotion Deodorant'ı özel olarak almadım. Bir ürünün yanında hediye gelmişti bana. Kokusu muhteşem. Ne yazık ki biten ürünler arasında yerini aldı. Marka araştırmasından sonra tekrar alınacak ürünler arasına alabilirim bu deodorantı.

Avon'un bu Mrs. Frosty Banyo Köpükleri'nden tarçın elma olanını almıştım ancak kokusunu hiç beğenmedim. Artık bozulduğu için mi öyle kokuyordu yoksa kendi kokusu mu öyle bilemiyorum. Hiç kullanmadan döktüm. Avon'un normal duş jellerinden ve banyo köpüklerinden şaşmamak gerek.

Çok severek kullandığım bir ürün daha. Seranem Vücut Bakım Şampuan'ı. Hafif kokusu, banyo sonrası vücutta bıraktığı his muhteşem. Tekrar almayı çok istiyorum ama fiyat olarak biraz pahalı. Şöyle esaslı bir indirime denk gelirsem sağlam bir stok yapacağım :) 

Benim son aylarda severek ve sevmeyerek kullandığım ürünler bunlardı. Bitirdiğim ürünleri çok biriktirmeden inşallah her ay bitenler yazısı yazmayı düşünüyorum. Bu ürünlerden birini kullandıysanız sevip sevmeme durumunuzu yorum olarak yazabilirsiniz. Böylece daha doğru sonuçlara ulaşabiliriz :) Sevgiler.

Atasunoptik.com Ray Ban Güneş Gözlüğü Alışverişim


Herkese merhaba

Bugün size yeni keşfettiğim bir siteden bahsetmek istedim. Güneş gözlüğü dahil hiçbir gözlüğü severek kullanamadım bugüne kadar. O yüzden bu konularda çok bilgi sahibi değilim ancak erkek kardeşimin gözleri güneşe karşı aşırı duyarlı olduğu için ona kaliteli bir güneş gözlüğü almaya karar verdik. Yaptığımız araştırmaların sonunda güvenilir, kaliteli ve orijinal ürünler satan atasunoptik.com'u keşfettik. Daha önce mağazalarından herhangi bir alışverişim olmamıştı ama çevremde alışveriş yapan ve memnun kalan çok kişi olduğundan sipariş vermekte tereddüt etmedim. Fiyatların uygunluğu da alışveriş yapmamda büyük bir etken oldu.

Erkek kategorisinden, takip ettiğimiz markaların güneş gözlüklerini inceledik. Çok marka olduğundan inceleme süreci de biraz fazla sürdü :) Kardeşim, Atasun’dan Ray Ban güneş gözlüklerine baktıktan sonra tercihini Ray Ban’den yana kullandı. Malum bu yaz büyük çerçeveli, renkli camlı ve pilot güneş gözlükleri yine çok revaçta. Kardeşim de çok uçuk bir şey istemediği için son moda olan Ray Ban’in pilot gözlüklerinden aldı. Üye olunca ilk alışverişe tanımlanan 30 tl indirim çekini kullanarak, alacağımız güneş gözlüğünü ekstra indirimli alma imkanı bulduk. Ray Ban güneş gözlüklerinde %25 indirim olduğu için tahminimizden de uygun fiyata almış olduk. Bizim için çok güzel bir alışveriş oldu.


Atasun’da erkek, kadın, çocuk kategorileri var. O kadar çok model var ki karar vermek oldukça zor oluyor. Bu sıcaklarda benim gibi dışarı çıkıp alışveriş yapmaya üşenenler varsa internet sitesi üzerinden kolayca alışveriş yapabilirler. Atasunoptik.com’da onlarca marka var. Filtreleme özelliğini kullanarak istediğiniz modeli bulabiliyorsunuz. Ben internet alışverişlerimde filtreleme özelliğini çok fazla kullanıyorum. Aradığım ürünü bulmamda çok faydası oluyor.

Laf aramızda gözlük kullanmayı sevmesem de aksesuar olarak güneş gözlüklerini seviyorum. Kendim için de ayrıca inceleme yaptım. Henüz karar verememiş olsam da bu ay içinde alışverişimi tamamlayıp tatil öncesinde güneş gözlüğümü hazır etmek istiyorum. Muhtemelen ben de tercihimi Ray Ban güneş gözlüklerinden yana kullanacağım. Daha önce de markanın gözlüklerini kullanıp memnun kalmıştım. Kendi alışverişimi tamamlayınca onun yazısını da mutlaka yazacağım. Şimdilik hoşça kalın :)