Aşkı Seçtim - Meral Kır / YORUM (Sancaktarlar #2)


Orijinal İsim: Aşkı Seçtim
Yazar: Meral Kır
Yayınevi: Müptela Yayınları
Sayfa: 416
Baskı Yılı: 2014

Asya Sancaktar, Doruk ile yolları ayrıldıktan sonra ikiz bebeklerine kendini adayan Asya, yıllardır üstünden atamadığı güvensizliği üzerinden atmış, adım adım güçlü bir kadına dönüşmüştür. Bekar bir anne olmanın zorluklarını çocukları Yaren ve Yağız'ın sevgisiyle gidermiştir. Cennet isimli gözde mekanını düzene koyduktan sonra kendisi ve çocukları için bir ev tutmuş, kendi ayakları üzerinde durmaktadır.

Doruk Akman, Asya ile yürütemedikleri ilişki sonrası Amerika'ya yerleşmiş ancak çocuklarından ayrı kalmak istemediğinden Türkiye'ye dönüş yapmıştır. Gelirken getirdiği eski sevgili Sabrina ise herkes için sürpriz olmuştur. Deli gibi aşık olduğu kadını bırakıp gittiği için pişman olan Doruk, Asya için acaba neler yapacaktır? Onlar için ikinci şans mümkün müdür?

Aksiyonu yüksek bir kitaptı. Serinin ilk kitabından daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Gelişen olaylar sonucu kendimi hep suçluyu ararken buldum ancak sonu tam bir şoktu. Asya'nın güçlü bir kadına dönüşmüş hali, Doruk'un onu yeniden elde etmek için yaptıkları kitaba eğlence katmıştı. Kitabın sonunda Mehmet dışında diğer kardeşlerin şok olacağımız haberlerini aldık. Böylece üçüncü kitabı merakla beklemek için bolca nedenimiz oldu bence :)

Kapak ve ayraca bayıldım. Redakte iyiydi. İlk kitabın hemen ardından ikinciyi okuduğumdan olaylardan kopmadan okumuş oldum ama şimdi üçüncü kitabı nasıl merak ediyorum bilemezsiniz. Çünkü en gizemli kardeş Ahmet'in hikayesi olacak üçüncü kitapta. Şimdilik benden bu kadar. Herkese mutlu yıllar diliyorum :)

ARKA KAPAK

Ona, gururuna köle olmayacak kadar çok âşıktı. İstisnasız her gece, omuzlarında dans eden saçlarına dokunduğunu hayal etmişti. Ve her hayalinin sonunda o ipek sarısı, rüzgâra meydan okuyan saçların yokluğu ilmik olup boğazında düğümlenirken, geceler boyunca nefes almadan yaşamaya çalışmıştı. Şimdi ona bu kadar yakınken, uzak durmak hiç kolay olmuyordu.

Zengin ve ünlü Sancaktarların beş çocuğundan biri olan Asya, önceleri ailenin sosyetik kızıyken hayatı çok kısa sürede değişmişti. Deli gibi âşık olduğu ve çocuklarının babası olan Doruk, onu bırakıp eski sevgilisinin peşinden Amerika'ya gidince yıkılmamış, kendini çocuklarına adamıştı.

Bir gün Doruk, yanında eski sevgilisi Sabrina ile birlikte Türkiye'ye döndüğünde Asya'nın dengesi alt üst olur. 

Asya, hayatına yeniden giren Doruk'un varlığına alışamamışken kendisinin ve etrafındaki herkesin hayatını tehlikeye sokan olaylarla mücadele etmesi gerekir. Kendini garip bir oyunun içinde bulan Asya, çocuklarını tehlikelerden korumaya çalışırken; Doruk da ailesine zarar vermek isteyenlerin kim olduğu ortaya çıkarmak için ?amansız bir savaş vermek zorunda kalır.


Doruk ve Asya, bütün bu olan biten arasında aşkı yeniden bulabilecek mi? Daha da önemlisi aşk her şeyi affedecek mi?



Ali'm - Işıl Parlakyıldız / YORUM (Bir Türk Masalı #2)


Orijinal İsim: Ali'm
Yazar: Işıl Parlakyıldız
Yayınevi: Müptela Yayınları
Sayfa: 536
Baskı Yılı: 2014


Yazarın ilk okuduğum kitabı Duygu idi. Yazısını da yazmıştım. Okumayanlar için TIK TIK. Duygu sanki hep en sevdiğim kitap kalacakmış gibi hissediyordum ama Ali'm ile bu duygularım fazlasıyla değişti.

Ali'nin hikayesinin zaten çok hoş olacağını biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Duygu ile benzeşen noktalar tabii ki var. Hatta Aslı kitaba dahil olana kadar başlarda bu tekrarlardan biraz sıkıldım. Ancak Aslı dahil olduktan sonra aksiyon bir başlıyor pir başlıyor :)

Ali, çocukluğunun kötü anılarıyla Sedat'ın sol kolu olmuş ama bir yanı hep eksik kalmıştır. Otobüs garında ilk anda dikkatini çeken mavi gözlü kızın başının belada olduğunu fark ettiğinde ilk yaptığı şey onu kurtarmak olur. Tabii ki kurtardığı kız yani Aslı ile apar topar evleneceğini hiç düşünmemiştir.

Aslı'yı sözde istemeyen Ali tam bir odun gibi davranmakta ısrar etmektedir. Aslı ise kaderine razı olmaktan başka bir çözüm bulamamıştır. Birbirini istemeyen bu ikili arasında yaşanacaklar öyle eğlenceli ki, Ali'm keyifle okuduğum kitaplar arasındaki yerini şimdiden aldı.

Duygu, Sedat, Bekir, Selma, Aslı ve özellikle Ali'yi tekrar okumak güzeldi. Ali'nin annesine hasreti ve onunla karşılaşma sahnesi en etkilendiğim sahneydi. Kıskanç Ali çok tatlıydı. Aşık Ali odun olsa da sevdiğini kabul ettikten sonraki hali çok iyiydi. Bir Bursalı olarak kitapta Uludağ'ın geçmesi beni mutlu etti :)

Redakteyi çok iyi bulmadığımı söylemem gerek ama kapağı ilk andan beri çok beğenmiştim. Ayraç her zamanki gibi özgün olmuş :) Yazarın ilk kitabı Köle'yi okumak için Müptela baskısını bekliyordum. Nihayet o haberi de aldık. Yakında Köle'de çıkıyor. Benim gibi bekleyenler varsa duyurulur. Mutlu akşamlar :)

ARKA KAPAK

"Biliyordum, onu gördüğümde yine bütün kalkanlarım bedenimi saracak ve âşık ruhumu saklayacaktım. Artık hiç değilse kendime dürüst olma vaktiydi. Aslı ruhuma işlemişti işlemesine de ben bunu istiyor muydum? Hoş aklıma, ruhuma girerken bana sorduğu yoktu ama korkuyordum. Hiçbir şeyden korkmadığım kadar korkuyordum."

Ali Aral, nam-ı diğer Ali'm.. Karanlık ve acımasız bir hayatı seçmek zorunda kalan, korkularını ve pişmanlıklarını kör bir cesaretin arkasına saklayan bir adam… Ali'm, yetimliğinin acısını; Duygu'ya can, Bekir'e kan, Sado'ya yıkılmayan duvar olarak unutmuştu. Hercai arzuların efendisiyken, bir gün hayatına gökten zembille inen Aslı'yla tanıştığında hayatındaki en büyük eksikliğin ne olduğunu anladı: Aşk... Fakat hayatındaki eksik şeyi yerine koymak sandığı kadar kolay olmayacaktı. 

Ali'm, Aslı için yanmayı ve yakmayı öğrenebilecek miydi? Öksüz ruhuna, kana bulanmış geçmişine aşkı anlatabilecek miydi? Ondan kaçan kadını, onu kendinden bile çok seveceğine inandırabilecek miydi?

Hercai arzuların ebedi aşka dönüştüğü Bir Türk Masalı daha...


Aylardan Aşk - Meral Kır / YORUM (Sancaktarlar #1)


Orijinal İsim: Aylardan Aşk
Yazar: Meral Kır
Yayınevi: Müptela Yayınları
Sayfa: 592
Baskı Yılı: 2014

Tanem Sancaktar, 24 yaşında olan genç kız bir sonbahar günü geçirdiği kaza sonucu hastaneye kaldırılır ve ona farklı bir tedavi uygulanır. 2 yıl boyunca uyutularak tedavi edilir. Her şey normale döndüğünde uyandırılır. Uyandığında hafızasını kaybettiği anlaşılır ama geçici olduğu tahmin edilmektedir. Neden apar topar ofisinden çıktığı ve kaza yaptığı araştırılmış ancak bulunamamıştır. Tek çare hafızasının yerine gelmesidir.

Yağız Aslan, 30 yaşında, yakışıklı ve başarılı bir beyin cerrahıdır. Amerika'da yaşayan Yağız, ailesini kazada kaybettikten sonra bir de nişanlısı tarafından aldatılınca toparlanıp ülkesine döner. Bir gün hastaneye ünlü Sancaktarların kızı Tanem getirilir, kaza yapmıştır ve onun için yapılabilecek bir şey yoktur. Yağız yeni bir tedavi denemek ister, ne olacağının garantisi yoktur, ilk denek Tanem olacaktır. Eğer başarılı olurlarsa Tanem kurtulacak, Yağız'ın adı ise tıp tarihine geçecektir. Tanem hastanenin bilgisi dahilinde özel bir katta kalmaktadır. 103 numaralı odadaki hastayla ilgilenenler dışında kimsenin oradan haberi yoktur.

Yağız'ın on beş yıllık ev arkadaşı ve çocukluk arkadaşı Doruk Akman, iyi ve kötü zamanlar geçirmişler ama birbirlerine tutunmuşlar. Doruk'un Tanem'in ablası Asya ile acayip bir tanışma hikayesi var, zaten serinin ikinci kitabı onları anlatıyor.

Kurgusunu beğendiğim bu romanda aylarla ilgili bölüm başlarında bilgi verilmesi benim hoşuma gitti, Tanem'in ailesi kalabalık, kardeşleri Mehmet, Ahmet, Serra, Asya. birbirine bağlı ve destek çıkan bir aile. Anne Şükran, baba Osman, teyze Nesrin, aile dostları ve yan komşuları Tamer, çocukluk arkadaşları, Yağmur, Sena, Burak.

Tanem'in uyanma sürecinde yaşadığı sorunlar, bunun fark edilmesi ve neden olan kişinin araştırılması falan aksiyonlu sahnelerdi, bu bölümler okurken bir yandan da düşünmenize neden oluyor. Çok karakter var ve ilk andan itibaren Tanem'in kazasına ve uyanmasının gecikmesine sebep olan kişiyi tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Kapak benim hoşuma gitti. Redakte az da olsa sorunluydu ama okumanızı engelleyecek düzeyde değildi. Serinin ikinci kitabı Aşkı Seçtim ile yarın karşınızda olacağım. Mutlu günler.


ARKA KAPAK

Böğürtlen Kışı ve Son Kamelya kitaplarının yazarı Sarah Jio
Gerçek olduğunu düşündüğünüz hayatınızdaki her şeyin kocaman bir yalandan ibaret olduğunu öğrenseydiniz, ne yapardınız?

Zengin Sancaktar Ailesi'nin en küçük çocuğu olan Tanem için hayat oldukça sıradandı. Arkadaşları ve ailesinin her zaman yanında olduğu Tanem'in tek gayesi işinde ilerlemekti, ta ki katılmak için gittiği, ama katılmadığı o toplantı sonrası geçirdiği trafik kazasına kadar...

İki yıl boyunca uyuyan Tanem uyandığında, hafızasını kaybetmiş ve yanında doktoru Yağız'ı bulmuştu. Ailesi ve geçmişine dair, özellikle bir şeyleri hatırlamak istemiyor, bir şeylerden kaçıyordu sanki. Yağız, uyutulduğu esnada kendisini zehirlemek isteyen esrarengiz kişiden de haberi olmayan Tanem'e hem yakınlık duyuyor hem de Tanem'in geçmişinde ne olduğunu ve onu kimin öldürmek istediğini bulmaya çalışıyordu.
Diğer taraftan Tanem'den uzak durmaya çabalıyor, adeta onunla savaşıyordu.

Acaba Yağız, Tanem'le ilgili gerçekleri öğrenebilecek miydi ve daha önemlisi Tanem'in aşkına karşı koyabilecek miydi? 


Son Kitap Alışverişleri

Son 2 ayın kitap alışverişlerini içeren bir post olacak bu :) Bu aralar fazlaca kitap aldığımı itiraf etmeliyim. Hatta şu sıra kendimi sınırladım. Uzunca bir süre zorunlu nedenler dışında kitap almayacağım. 


Kitap Sihirbazı

Fuar dönemi indirim yapan kitapsihirbazında almayı istediğim birkaç kitabı görünce dayanamayıp aldım.

Gabriel'in Cenneti: Serinin son kitabıydı. İkinci kitapla arası oldukça açıldı. Severek okuyabilecek miyim bilmiyorum.

Şahane Gelin: Seriyi tamamlamaya çalışıyordum. İndirimde olduğunu görünce hemen sepete ekledim.

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında: İndirimine dayanamayıp aldığım kitaplardan biriydi.


İstanbul Kitap Fuarı

Bursa'da yaşadığım için gitme şansım olmadı malesef ama tur arkadaşım Kitap İklimi blogunun sahibi Pınar, beni kırmayıp fuardan alıp bu romanı gönderdi.

Reklam Aşkı: Nemesis'in fuar öncesi çıkan kitaplarından biriydi. Okunacaklar arasında beni bekliyor :)


Hepsi Burada

Karanlığın Ayak İzleri: Tess Gerritsen rüzgarının estiği fuar dönemi, fuara gidememiş biri olarak en azından imzalı kitap alayım dedim. Almasaymışım da olurmuş. İmza kısmını hala çözemedim. Pek benzemiyor çünkü :D

Değirmen: Reşat Nuri Güntekin'in İnkılap Yayınevinden çıkan kitaplarını tamamlamaya çalışıyorum. Benim için ayrı bir yeri vardır Reşat Nuri Güntekin'in. Tekrar tekrar okuyabileceğimi bildiğimden tüm kitaplarını kütüphaneme ekliyorum.


Belkıs Kitabevi:

Ali'm: Belkıs Kitabevi fırtına gibi esiyor bugünlerde. Ben de Duygu'dan sonra merakla beklediğim Alim'i dayanamayıp aldım.

Aşk Yakar: Serinin ilk iki kitabını almıştım. Nasılsa üçüncüyü de alacağım en azından indirimden yararlanayım dedim :)


Ukitap:

Bir süredir ukitap üyesiyim. Daha önce alışveriş yapmamıştım. Kitapçı dükkanını kapayan bir üye olduğunu görünce ve fiyatlar çok uygun gelince bir alışveriş yapmak kaçınılmaz oldu.

Zor Kadın: Bu kitap serimin tamamlandığının habercisi :) Nihayet seriyi tamamladım ve arka arkaya keyifle oluyabileceğim.

On Bir Dakika: Kitaplarını severek okuduğum bir diğer yazar da Paulo Coelho. Denk geldikçe almaya ve tamamlamaya çalışıyorum.

Satranç: Yazarın hayatı ilgimi çekmişti ilk önce daha sonra kitapları inceledim ve listeye eklendiler. Gördüğüm gibi aldım. 

Yaprak Dökümü: Yukarıda bahsettiğim gibi yazarın tüm kitaplarını almak gibi bir hedefim var. Severek okuduğum Yaprak Dökümü de kütüphanemde yerini aldı.


idefix

1Q84: Yaklaşık 1.5 yıldır takip ettiğim bir ara baskısı tükenen neyse ki yakın zamanda tekrar basılan Murakami'nin kitabı 1Q84. Kitapyurdu indirimini kaçırdığımda çok üzülmüştüm ama idefix'te yakaladım :)

Milena'ya Mektuplar: Kafka'nın romanlarını severek okuyorum. Kitap Ağacı'nda aralık ayında okunacak kitap seçildi ama ben henüz okuyamamıştım. Artık kitap elimde.

Evet, biraz fazla alışveriş yaptım dediğim gibi ama bu alışverişlerdeki tek avuntum kitap listemin dışına çıkmamış olmam. Şimdi bol bol okumam gerek ki yenilerini alabileyim :)


Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 1


Filmi izleyeli 3 hafta oldu ancak beğenmemem sonucu yazma işi uzadıkça uzadı. 3. filmin ilk partıydı bu. Ancak ben bu filmde hayal kırıklığı yaşadım. İkincisindeki tempoya yakın bile değildi. Muhtemelen iki part işi olmamalıydı çünkü film öyle durağandı ki, renksiz olmasını anlayabilirim ancak durgun geçen bir film Açlık Oyunları için konuşmak gerekirse kabul edilemez. 

Umarım ikinci part kısa sürede vizyona girer ve bu filmi telafi eder. Sevdiğim bir seriydi çünkü kötü hatırlamak istemiyorum. Kısaca filmin konusuna ve karelerine bakalım.

Filmin Konusu:

Katniss Everdeen, evi 12. Bölge nin tamamen yıkıma uğradığını öğrendiğinde neler olup bittiğini görebilmek için oraya geri döner. Karşılaştığı manzara ise tam anlamıyla dehşet vericidir. Kazananların kaldıkları evler dışında her şey harabeye dönmüş, insanlar artık yeraltında yaşamaya başlamış ve hükümetin ölümcül politikasının karşısında hayatta kalmak için mücadele etmeye başlamışlardır. Nükleer silahların dahi söz konusu olduğu bu atmosferde, Katniss gerçekten de protesto hareketinin yüzü olmaya başlar ve bu sorumluluğu bir türlü kabullenemez. Yükselen bu isyan dalgasının içerisinde yer alamamasının nedenlerinden en önemlisi de Peeta nın hayatının tehlikede olmasıdır.








Kış Okuma Şenliği / 2014


Sonbahar Okuma Şenliği'nde okumayı düşündüğüm kitapları okuyamadım. Yani bir şekilde o liste dışından okuyabildiğim kadar kitap okuyorum ama listeye yazdıklarımı bir türlü okuyamıyorum. Ben de bu kez az kitapla başlama kararı aldım. Bakalım sonuç ne olacak :)

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap. 

Kıskaç / Clive Cussler

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.

3. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.

4. Kategori (10 puan): Adında bir akrabalık ilişkisi geçen bir kitap.

Kiralık Eş / Christine Bell

5. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.

7. Kategori (10 puan): Tarihi kurgu türünde bir roman.

8. Kategori (10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların karda kışta geçtiği bir kitap.

Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var / Debbie Macomber

9. Kategori (10 puan): Bir yazarın tavsiye ettiği bir kitap.

10. Kategori (10 puan): Yayınlanmış tek bir romanı olan bir yazarın "o" romanı.

Yalnızlığa Çaresi Bulundu / Suri Rosen

11. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.

Milena'ya Mektuplar / Franz Kafka

12. Kategori (10 puan): İlkokulu bitirdiğiniz yıl ilk baskısını yapmış bir kitap.

13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap. 

14. Kategori (10 puan): 20. yüzyılda Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazardan bir kitap.

15. Kategori (10 puan):Goodreads'in "Ölmeden Önce Okunması Gerekn 1001 Kitap" listesinden bir kitap.

16. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.

Çiçek Kızlar / Nehir Erdem

17. Kategori (10 puan): Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap.

Yükseklerde / R. K. Lilley

18. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): Bir Türk, bir yabancı yazardan birer öykü kitabı.

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.

Tersyüz / Amy Harmon
Sahra / Burcu Demet

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplam 70 puan): Pulitzer veya Man Booker veya Goncourt veya Nebula veya Hugo ödülü kazanmış veya bu ödüller için finalist olmuş üç kitap.  

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.

Avrupa - Dava / Franz Kafka
Latin Amerika - Akra'da Bulunan El Yazması / Paulo Coelho
Asya - Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında / Haruki Murakami
Afrika - Yavaş Adam / J. M Coetzee

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): Türk bir yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.

Meral Kır - Sancaktarlar Serisi

Aylardan Aşk / Meral Kır
Aşkı Seçtim / Meral Kır
/ Meral Kır


Aralık Bitirme Projesi


Bundan sonra aylık olarak bitirme projelerimi buradan paylaşacağım. Bu ay için biraz geç oldu ancak instagramda aralık başında paylaşmıştım. Hatırlatma yapayım. Instagram kullanıcı adım @masuminciler . Şu an elimde biten ürünler var, muhtemelen bitenler yazısını ocak ortası gibi yazmış olurum :) Gelelim bitirilecek ürünlere:


Avon El ve Vücut Losyonu, alalı uzun zaman oldu, arada sırada kullanıyordum. Yeni ürün keşiflerine geçebilmek için bitirme projesine bunu da dahil ettim.

Cyrene Tonik, ilk zamanlarda kullanıp nedense kenara koyduğum ürün. Alışveriş yaptıkça farklı şeylere başladığımdan bazen sevdiğim ürünler gözden kaçıyor. Neyse ki bitirme projeme bu toniği de dahil ettim ve bitirebileceğim. Ürün yazısı blogda mevcut. Arama kutucuğundan aratabilirsiniz.


Pantene Aqua Light Saçı Ağırlaştırmayan Bakım, uzun zamandır kullanıyorum ama düzenli değil. Bitirme projesine dahil olunca düzenli kullanıma başlamış oldum :)

Hc Hair Care Complex, haftada bir kullandığım bu ürünü son zamanlarda ihmal etmeye başlamıştım. Bitirme projeme dahil ettiğimden beri haftada bir uyguluyorum. Benim için haftada bir yeterli oluyor. Ürün yazısı blogda mevcut. Arama kutucuğuna adını yazıp aratabilirsiniz.

Avon Treselle EDP, alalı uzun bir zaman oldu. Kokusunu seviyorum ama artık bitirme vakti gelmişti.


Bebak Makyaj Temizleme Mendili; bir süredir temizleme sütü kullanıyordum, mendilleri ihmal etmiştim. Mis gibi kokan bu mendiller kurumadan bitsin diye projeye dahil oldu.

Nivea Lipbalm, efsanevi balmlardan. Ben de yıllardır severek kullanıyorum. Elimde çok fazla balm olduğu için bitirme projeme bunu da dahil ettim.

Avon Color Trend Kapatıcı, denemek için almıştım. Ortalama bir ürün. Kapatıcı özelliği çok iyi değil ama çizgilere dolmuyor. İki rengi var. Ben açık rengi kullanıyorum. 

Pastel Ruj - 24 numara, rengini çok beğendiğim, kullanmaya kıyamadığım ruj bu. Baktım kullanmaya kullanmaya bozulacak. Projeye bu ruju da ekledim. Bitince yenisini alacağım :)

Bu ay bitirilecek ürünler bunlar. Siz de benim gibi birden fazla aynı işlevde ürün kullanıyorsanız böyle projeler yaparak o ürünleri bitirebilirsiniz ya da sıraya koyabilirsiniz. Tüketim çılgınlığının üst düzeyde olduğu günümüzde böyle projelerle çöpe giden ürünleri aza indirebiliriz.


Yves Rocher Yüz Ferahlatıcı Sprey


Mayıs ayında aldığım, tüm yaz kullandığım ve halen ferahlamaya ihtiyaç duyduğumda kullandığım bir ürün bu. 

Pembe greyfurt özlerinden oluşan bu spreyin bize vadettiği cildimizi daha taze ve yenilenmiş hissettirmek ki bence vaadini yerine getiriyor. Hafif bir kokusu var, rahatsız etmiyor. Zaten hemen dağılıyor. 

Uygularken yüze belli bir mesafeden sıkmak gerekiyor ve anında ferahlığı hissediyorsunuz. Tüm yaz çantamın vazgeçilmez parçasıydı. Kış oldu diye kullanmayı bıraktım mı hayır. Özellikle ders çalışıp daraldığım anlarda yine bu sprey yardımıma koşuyor. Anında ferahlatıyor. 

Makyaj bazı olarak da kullanabilirsiniz ancak ben ten makyajı fazla tercih etmediğimden buna dikkat etmedim. Benim kullanma amacım tazelenmek, ferahlamak :) 

Son olarak alkol, paraben ve mineral yağ içermiyormuş. Kullanmaktan memnun olduğum bir üründü. Özellikle yaz ayları için stoklamanızı öneririm. Mutlu günler :)


Essence I Love Stage Far Bazı


Herkese merhaba

Bugün bir süredir kullandığım Essence I Love Stage Far Bazı'nı inceleyeceğiz. Yazısını yazmak için biraz bekledim. Fazla uzatmadan bu bazın artıları eksileri neymiş bakalım :)


Sürüş ve uygulama oldukça kolay. Çizgilere dolmuyor. Ben bazı uygularken fırçayı hafifçe göz kapağıma değdirip elimle dağıtıyorum. Biraz bekleyip farımı uyguluyorum. Bazsız göz makyajınız ile bazlı arasında büyük bir fark var. Günlük makyajda gözleri öne çıkarmayı seviyorsanız baz tercih etmenizi öneririm. Hem farın rengini hem de kalıcılığını arttırır.


Böyle koyu bir renkte Essence'in bazı. Buğday tenli olduğumdan rengini sevdim ben. Uygun miktarda sürdüğünüzde el ile kolayca dağıtılıyor. Fazla yoğun sürmenize gerek yok zaten az miktarda ürün yeterli oluyor, oldukça verimli bir ürün.


Üstteki görselde dağıtılmış halini görüyorsunuz. Uyguladığımız far 5-6 saat kadar ciltte yoğun şekilde kalıyor. Daha sonra rengi hafiflemeye başlıyor. Fiyatına göre oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. 


Belli belirsiz farları evde tutmadığım için mat ve parlak toz far ile ve bir de krem far ile deneme yaptım. Yıldızlı olanlar far bazı kullanılmış olanlar. Diğerleri sadece far uygulaması olanlar. Görselden ne kadar belli bilmiyorum ama baz uyguladıklarımın hem parlaklığı arttı hem de sabitlenmiş oldu.

Siz de uygun fiyata bir baz arıyorsanız Essence far bazı aklınızda bulunsun. Bursa'da Essence ürünlerini Gratis ve Kaplıkaya Özdilek'te bulabilirsiniz. Mutlu günler.


Avon Pırıltılı Açılıp Kapanabilen Göz Kalemleri


Herkese merhaba

Bugün blogta benim severek kullandığım Avon'un pırıltılı göz kalemlerinin incelemesi var. Bu ayki katalogta indirimde olduklarını görünce bu postun zamanının geldiğini düşündüm. Bendeki renkler: Emerald Glow, Black Ice, Sugar Plum, Twilight Sparkle (son katologta göremedim sanırım bu renk satışta değil artık), Brown Glow (yine bu rengi de katologda göremedim).


Ben hafif pırıltılı olmalarını ve kolay uygulanmasını seviyorum. Takip edenler pratik ürünlere olan zaafımı bilirler. Bu kalemler de pratik. Göz altı veya üstünde kullanılabiliyor. Ben göz altında sıkça kullanıyorum. Günlük makyajıma da abartmadan hafif ışıltılarla renk katıyorum. Üstelik akma sorunu da yaşamıyorum. Hafif dağılmalar olsa da kötü görünecek şekilde dağılma olmuyor.


Günlük makyajın yanında daha kalın çekerek gece malyajımda da kullanıyorum. Işıltı tabii ki gece daha hoş duruyor. Hazır yılbaşı geliyor, yılbaşı makyajınız için bu kalemler aklınızda bulunsun :)


Renkleri inceleyecek olursak, soldan sağa:

1. Emerald Glow, koyu bir yeşil.

2. Black Ice, Siyah, dumanlı görünüm elde etmek için ideal.

3. Sugar Plum, pembemsi bir mor renk, benim favorim kendisi :)

4. Twilight Sparkle, gece mavisi, bu da favorilerimden ikincisi.

5. Brown Glow, kahverengi, açıkçası göz rengime gider diye almıştım bu renk yok diye ama iyi ki almışım, mükemmel duruyor.

Ben en çok 3 ve 4'ü kullanıyorum. Katalogta 4'ü göremeyince üzüldüm. Umarım sonraki katalogta görebiliriz :) Sormak istedikleriniz olursa mail yoluyla ya da sosyal ağlardan bana hızlıca ulaşabilirsiniz :) Mutlu günler.


Locke Lamora'nın Yalanları - Scott Lynch / YORUM (Centilmen Piç #1)


Orijinal İsim: The Lies of Locke Lamora
Yazar: Scott Lynch
Çevirmen: Cihan Karamancı
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa: 584
Baskı Yılı: 2014

Locke Lamore, kendini bilmeye başladığından beri hırsızlık yapıyor. Ailesi öldükten sonra Hırsızbaşının çetesine katılıyor ama Hırsızbaşı yaptıklarından korktuğu için Locke'u Gözsüz Rahip'e satıyor. Bundan sonrası Locke için bambaşka bir hayat.

Zor işlerden tereyağından kıl çeker gibi kurtulan Locke, Camorr'un Belası olarak anılıyor. Gözsüz Rahip'in ekibine yani Centilmen Piçler'e katıldıktan sonra her alanda gelişmiş bir Locke çıkıyor karşımıza. 20'li yaşlarındaki Locke, Rahip'in ölümüyle çetenin başına geçiyor. Çetenin başına geçmesiyle ekibiyle birlikte büyük vurgunlar yapıyorlar, provalar, hazırlıklar falan anlatacak kelime bulamıyorum o sahneleri :) Hayat onlar için böylesine güzelken bir gün gizemli bir Gri Kral çıkıyor ortaya. Uğraştığı kişi Centilmen Piçler'in de bağlı olduğu Capa Barsavi. İşte bu noktadan sonra heyecan doruğa çıkıyor. Ne oldu, ne olacak derken bir bakıyorsunuz kitap bitmiş. İkinci kitap ne zaman çıkar acaba derken buluyorsunuz kendinizi :)

Ben kitabın anlatımını aşırı sevdim. İlk anda pek sevemeyecekmişim gibi hissettim ama kısa sürede o his gitti. Yerini merak aldı. Kapak içeriğe çok uygun. İthaki'nin diğer kitapları gibi bunun redaksiyonu da gayet iyiydi. Serinin diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Yazarı favori yazarlarıma dahil ettim. Bu roman benden Goodreads'te 5 puan aldı. Sıradan romanlardan sıkılanlara Locke'a bir şans vermelerini tavsiye ediyorum. Mutlu günler.

ARKA KAPAK

"Locke Lamora'nın Yalanları en sevdiğim on kitap arasında bulunuyor. Belki de ilk beştedir. Kitabı okumadıysanız, okumalısınız. Okuduysanız, muhtemelen yeniden okumalısınız…"
-Patrick Rothfuss-

"Canlı, orijinal ve çekici. Muhteşem bir şekilde yazılmış." 
-George R.R. Martin-

"Boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa Lamora iğney­le ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider. Çocuk… çok fazla çalıyor." Camorr şehri, tarihi boyunca pek çok soysuzluğa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, hırsızlığa tanıklık etmiş, büyülü atmosferinde her birini tek tek sindirebilmiştir; Camorr'un Belası'nın ismi şehrin nemli duvarlarında yankılanana dek… Camorr'un Belası'nın yenilmez bir silahşor, usta bir hırsız, duvarlardan geçebilen bir hayalet ve fakirlerin dostu olduğu söylenir. İşte o efsanevi "Bela" narin yapılı, gözü kara ve becerikli Locke Lamora'dır. Locke kimsenin beceremediği bir ustalıkla zenginleri soymasına rağmen, bir başka efsanedeki büyük okçunun aksine çaldıklarından fakirlere tek bir kuruş bile koklatmaz. Locke'un tüm kazancı kendisi ve isimlerinin hakkını fazlasıyla veren hırsızlar çetesi Centilmen Piçler içindir.

Onların sahip olduğu tek ev olan ve her türlü dümen, hile ve numaralarını gerçekleştirdikleri kadim Camorr şehrinin kaprisli ve renkli yeraltı dünyası, içten içe çürümekte ve gizli bir savaş yüzünden parçalanmaktadır. Tek ayak üzerinde onlarca yalan söyleyen Locke ve çetesi, bu büyülü dünyada bu kez tek ayaklarını bile yere basamadan içerisine düştükleri ölüm oyunundan kurtulmak zorundadır. Yarattığı dünya ve kuvvetli kalemi sayesinde Patrick Rothfuss, Brandon Sanderson gibi isimlerle adı sık sık anılan Scott Lynch, çarpıcı romanı Locke Lamora'nın Yalanları'ında bir macera kitabının sürükleyiciliğini, bir fantastik kitabın yaratıcılığıyla birleştirip üzerine George R. R. Martin'in okuyucuyu beklemediği yerden vurmayı başaran anlatımını katıp, bizlere eşsiz bir hayal dünyası sunuyor.


Bir Psikiyatristin Gizli Defteri - Gary Small * Gigi Vorgan / YORUM


Orijinal İsim: The Other Side of the Couch: A Psychiatrist Solves His Most Unusual Cases 
Yazar: Gary Small - Gigi Vorgan
Çevirmen: Duygu Akın
Yayınevi: NTV Yayınları
Sayfa: 336
Baskı Yılı: 2013

İlginç ve okunası bir kitaptı. Bir psikiyatrın acemiliğinden başlayarak 20 yıllık meslek hayatında kendisine en ilginç gelen ve mesleki gelişimine büyük katkısı olan 15 vakayı okuyoruz. Bazı vakalar normale yakın gelirken bazıları yok artık dedirtebiliyor.

Ben sıkılmamak için ağır okumayı tercih ettim. Bazı vakalarda düşünmek için kendime zaman verdim. Çoğu zaman halime şükrettim. Öğretici bir kitap olduğunu düşünüyorum. Son zamanlarda farklı türler okumaya özen gösteriyorum. Bu kitabı okumak da iyi geldi. Sürekli aynı tarz okuyunca insan bir şekilde sıkılıyor. İlgi alanınız olmasa bile okuyun bence, bakış açınızı değiştireceğini düşünüyorum.

Bence en ilginç vakalar hangileri miydi? Gelin bakalım :)

3. vaka / Elimi Tut Lütfen
8. vaka / Delicesine Endişeli
11. vaka / Rüyalardaki Düğün
14. vaka / Aile Bağları
15. vaka / Sahtekar Psikiyatrist

ARKA KAPAK

Gerçek hikâyeler kurgudan çok daha tuhaftır, Dr. Gary Small da bunu gayet iyi biliyor. Psikiyatriyle ve insan beyni üstüne çığır açıcı araştırmalarla geçen otuz yıl içinde Dr. Small pek çok şey görmüş. Şimdi ofisinin kapılarını açmaya ve kariyerinin en gizemli, ilginç ve tuhaf hastalarını anlatmaya hazır.

Bu kitap bir psikiyatristin zihnine ve onun giderek gelişim gösteren mesleki yaşamına yapılan aydınlatıcı bir yolculuk. Aynı zamanda bu branşın ve daha önce görülmemiş, tanısı koyulmamış çeşitli akıl hastalıklarının perde arkasına da bir bakış… Kitabı okurken kendinizi, bizi insan yapan şaşırtıcı tuhaflıklar üstüne düşünürken bulacaksınız.


Sıkça komik, kimi zaman trajik ve daima etkileyici Dr. Small, sizleri kariyeri içinde Boston'un kalabalık acil servis koridorlarından başlayıp ülke elitlerinin multimilyon dolarlık kayak localarına dek uzayan bir geziye çıkarıyor. Bu gezi sırasında birbirinden tuhaf gerçek karakterleri anlatırken, bir yandan da esrarengiz histerik körlükle, penisinin küçüldüğüne inanan bir adamla, gizli sürdürülen çifte hayatlarla ve ürkütücü derecede psikotik romantik arzularla baş ediyor. Akıl hocası kendi hastası olduğunda Dr. Small'un kariyeri ve kişisel hayatı tam bir döngüyü tamamlıyor ve Small'un kimsenin zihinsel araştırmanın ötesinde olmadığını anlamasını sağlıyor; kendisinin bile...


RKBT 2. Gün: Kızkafası - Lafebesi / Yorum ve Çekiliş


Orijinal İsim: Kızkafası
Yazar: Lafebesi
Yayınevi: Olimpos Yayınları
Sayfa: 296
Baskı Yılı: 2014

Herkese merhaba

Turun 2. gününde yorumum ile karşınızdayım. Fazla uzatmadan kitapta neleri beğendim neleri beğenmedim kısmına geçelim.

Kızkafası 22 yaşında hepimiz gibi hayallerinin peşinde koşan biri. Gerçekten koşuyor ama. Bu yolda başına gelecekler umrunda değil. Hedefe kilitlenmiş.

Ailesinin yanından ilk ayrılışı Ankara'ya okumak için gitmesiyle oluyor. İstemediği bir bölüm okuduğu için bitirmeden geri dönüyor ve sınava hazırlık macerası yine başlıyor. Psikoloji okumak isterken bu sefer sınıf öğretmenliğini tutuyor puanı. Kocaeli'de geçecek zorlu 4 yılı da böylece başlıyor.

Evet kitap tam bu noktada başlıyor. Kızkafasının hayatı öğrenme sürecini anlatıyor aslında. Psikoloji okuyamayacağını anladığında hemen yeni bir hedef belirliyor. Oyunculuk. Dengesiz olunur da bu kadar olunur mu diyerek andığım Narcus ile de yolları böyle kesişiyor ve Kızkafasının Narcus takıntısı da başlamış oluyor. Narcus'un onca dengesizliğine rağmen Kızkafası'nın seven ne yapmaz modu beni deli etti. Böyle seveceksen hiç sevme!!!

Bütün arızalar bu kızımızı buluyor. Burda kendimden bir şey buldum diye sevindim. Çünkü benimde arızaları çekme potansiyelim yüksektir ki yakın çevrem bunu hep söyler.

4 yılda kaç ev değiştirdi. Kaç belaya bulaştı sayamadım. Genel olarak çok aksiyonlu sahneler yoktu. Birde kitapta yer alan karakterlere takma isimler verilmiş. Bu hoşuma gitti. Safinazdı, Halkaydı, Nofrosttu baya eğlendim. Argo bir dille yazılmış. Bu açıdan hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim. Çünkü argodan hoşlanmıyorum.

Kapağı ilk gördüğümde daha beğenmiştim. Redakte ortalamanın üstündeydi. Kitaptaki durağanlık beni sıksa da yine de sona kadar bir aksiyon olacak mı merakıyla okudum :) Benim için bu kitap artılarıyla eksileriyle böyleydi. Yeni yazılarda görüşmek üzere.

ARKA KAPAK

Aslında her şey evrenin: 
"Sen isteklerini söyle gerisini bana bırak" demesiyle başlamıştı... 

Ben de bir güzel sıralamıştım isteklerimi... Acaba çok şey mi istedim evrenden? Yoo, çok şey istemedim aslında... Ve böylece düştüm yollara...

Hayallerim, heveslerim, yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, sevdiklerim, kızdıklarım, kırdıklarım ve vazgeçtiklerim...

Yazdım; çünkü ben keşkeleri hiç sevmem... Hayallerim, heveslerim, yaşadıklarım, kırdıklarım ve vazgeçtiklerim...

Taşınan bavullar, yapılan çılgınlıklar, karşılıksız aşklar, çekilen otostoplar, yaşanan gelgitler ve daha niceleri...

ÇEKİLİŞ

a Rafflecopter giveaway


RKBT 1. Gün: Kızkafası - Lafebesi / Ön Okuma ve Çekiliş


Turun ilk gününden herkese merhaba :)

Bu turda konuğumuz Kızkafası. Fazla uzatmadan önokuma ile sizi başbaşa bırakıyorum.

ÖNOKUMA



ÇEKİLİŞ

a Rafflecopter giveaway

Mor Krizantem - Ayla Yıldırım / YORUM


Orijinal İsim: Mor Krizantem
Yazar: Ayla Yıldırım
Yayınevi: Kanes Yayınları
Sayfa: 240
Baskı Yılı: 2013

Eda, mimarlık okumuş ancak üniversitede aşık olduğu Metin ile evlenince çalışma hayatına atılmamıştır. Evliliğinin 10. yılında yaşadığı şok onu gerçek dünyaya döndürür ve kendini Foça'daki yazlıklarında bulur. Yazlığın bakıcısı Ömer Amca ölüm döşeğindeyken evi yeğeni Sertuğ'a emanet eder. Haftasonları eve uğrayıp bakımıyla ilgilenen Sertuğ, yine bir haftasonu eve gittiğinde evin kapısında bir araba görür.

Sertuğ yıllardır evdeki fotoğraflardan tanıdığı ve aşık olduğu kadını yani Eda'yı karşısında görür. Eda berbat haldedir. Eda hayatına bir yön vermek üzeredir. Peki Eda'nın vereceği kararlara ailesinin ve kocası Metin'in tepkileri neler olacaktır? Yıllarca kendini kandırmış bir kadının yeniden doğuş hikayesini okuyacaksınız.

ARKA KAPAK

Adanmışlık! Çok değil, bir tek harf eklenince ömrünüzden ömür vermişliğinize "Aldanmışlık" olur adı. Ardından bir enkazı kaldırmak düşer belleklere. Kalbiniz onca yıllık emektar bir hamaldır. Ama hep en karanlıktayken dünya, güneş doğmaya başlamaz mı? Köhnemiş yaprakların dökülmesi için bir silkeleniştir sonbaharın sonlandırdıkları. Ve o nevbahara açılan kapı… İşte tan vaktindedir bir aşk, tam vaktindedir. 

Yaşamak denilen şey tam da böyle bir şey olmalıdır. Kelebekler göğsünüzde dinlenir, sevgi çiçeği yeniden tomurcuklanır kalbinizin engin topraklarında. Zifirî bir karanlığın ardı zaferi müjdeler yorgun kalplere. Küllerinden değil, güllerinden doğar bir kadın, yüreğinin en yaralı yerinden. 


Aşk Ölüm ve Fiesta - Aylin Bahar / YORUM


Orijinal İsim: Aşk Ölüm ve Fiesta
Yazar: Ay Lin Bahar
Yayınevi: Minval Yayınevi
Sayfa: 264
Baskı Yılı: 2014

Bundan önceki okuduğum romandaki Aslı-Can ikilisi isim benzerliğiyle burda da karşıma çıktı. İstesen denk gelmez, güzel tesadüfler bunlar.

Adından anlamışsınızdır. Bu romanda ölüm, aşk, eğlence, İstanbul, Meksika var. Kendinizi aniden bir fiestada, bir aşkın içinde ya da ölümle karşı karşıya kalmış bulabilirsiniz.

Aslı'nın, arkadaşı Selim ile buluşup görüşmesi ve sonraki gün Selim'in kaldığı otel odasında ölü bulunmasıyla Aslı'nın hayatında büyük değişiklikler olur. İşinden ve iyi gitmeyen ilişkisinden bunalan Aslı, kendini Meksika'da Selim'in ona anlatmak istediklerini araştırırken bulur. Bunun nedeni Selim'in ona bir aşk hikayesini yazmasını ima etmiş olmasıdır.

Selim'in yaşadıklarını ve eşcinsel olma sürecini araştırırken kendisinin tabiriyle aşkı yani o kişiyi bulacak ve olaylar hiç düşünmediği şekilde gelişecektir.

Meksika'yı gezmiş gibi oldum romanı okurken. Sürükleyici ve farklıydı. Hayatla ilgili her zaman bir umut olduğunun kanıtı bu roman. Gerçeklik payı var mı diye merak ettim. Tamamı kurguysa yazarı tebrik etmek istiyorum çünkü okurken gerçek olabilirmiş gibi hissettim hep. Aşk Ölüm ve Fiesta yorumum bu kadar. Tavsiye edilecekler arasında yerini aldı bu roman. Mutlu günler :)

ARKA KAPAK

Ay Lin Bahar, Türk edebiyatının genç kuşak kadın yazarlarından. Güçlü kalemi, sıradanlaşmış ve kalıplaşmış ifadelerden uzak kurgusuyla dikkat çekiyor…

"Aşk Ölüm ve Fiesta" bir ilk roman. Bu romanda aşk var, ölüm var, eğlence (fiesta) var… Parıltısı-büyüsüyle sizi sarıverecek, elinizden bırakamayacaksınız…

Ay Lin Bahar
Hiç tanıyamadığım babaannem Luna (ay) ve çok sevdiğim anneannem Lina'dan aldım adımı. Bu yüzden hiç Aylin olamadım, hep Ay ve Lin olarak kaldım. Bir yanım dedem gibi farklı kültürlerin denizlerinde gezgin bir hayalperest oldu, bir yanım babaannem gibi katı, dediğim dedik, bir yanım da anneannem gibi hayat dolu, çalışkan ve süslü. Boş vermişliğim, inatçılığım, yaratıcılığım, hiç bitmeyen fon müziğim, aşçılığım, yazma tutkum, hatta anneliğim bile bana genlerimle gelen bir miras oldu. 

Anne, eş, işkadını, gezgin, mirasyedi… Ay Lin.


Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi - Duygu Özlem Yücel / YORUM


Orijinal İsim: Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi
Yazar: Duygu Özlem Yücel
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa: 272
Baskı Yılı: 2013

Bir aşk hikayesi diyerek başlamak istiyorum. Her Son Bir Başlangıçtır'ı okumuştum ilk. Ama kıyaslama yapacak olursam açık ara favorim bu olur. Heyecan içinde ne olacak diye beklerken bir baktım kitabı bitirmişim. Böyle bir aşk hikayesi sadece romanlarda/dizilerde/filmlerde olur biliyorum ama kızlar Aslı'da, erkekler Can'da mutlaka kendilerinden bir şey bulacaklar.

Aslı ve Can hikayemizin başkarakterleri... Öyle farklı bir şekilde tanışıyorlar ki... Hele devam eden tesadüfler sonrası böyle tesadüfler bize denk gelmez derken buldum kendimi. Her şeye rağmen Aslı'nın hayal miydi bilmem diyerek mutluluğun doruklarındaki günlerini anlatmasını büyük keyifle okudum. 

Aslı'nın davranışlarında, o yaşta ben de böyle değil miydim diyerek kendimi gördüm kimi zaman. Can ne yapmaya çalışıyor diye diye bitirdim. Aslı'nın tabiriyle onların aşkı bir var bir yoktu, olduğu kadarıyla yaşandı. 

Peki arka kapakta yazdığı gibi imkansız mıydı bu aşk? Onu da kitabın sonunda anlayacaksınız. Keşke böyle bitmeseydi dediklerimden biri oldu Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi ama bu iyi ki okudum dememi engellemiyor :) Laf aramızda Aslı'nın anlatımıyla okuduğumuz bu roman şu aralar Can'ın ağzından yazılıyor. Merakla beklediklerimden biri çünkü Can'ın duygularını acayip merak ediyorum :) Şimdilik bu kadar. Hoşça kalın.

ARKA KAPAK

"Gülümsediğini görür gibiyim. Onu hiç kaybetme olur mu?
Gülümsemekten asla vazgeçme...
Gözlerimi kapıyorum ve derin bir nefes alıyorum.
O güzel gülümsemenin bana hayat veren mucizevi ışığı doluyor içime...Acılar kayboluyor sanki."
İki Aşık ve İmkansız Bir Aşk Hikâyesi
Kaderleri onları hiç ummadıkları anda bir araya getirdi ve beklenmeyen bir girdap onları fırtınalı aşk denizinin içine sürükledi.
Bir aşk hem bu kadar gerçek hem bu kadar sırlarla dolu olabilir mi?
Bir aşk hem bu kadar yakın hem bu kadar mesafeli yaşanabilir mi?
Heyecan, mutluluk, karmaşa, bilinmezlik, sessizlik, kahkaha ve gözyaşı...
Çünkü bir vardı, bir yoktu aşk ve... 
Tesadüflerin gizemi onları fırtınasına katarken onlar, korkutucu bir bilinmezliğin içine savruldular!

Kalplere iz bırakacak modern bir aşk masalı...
Unutulmayacak bir ikili delilikler hikayesi...

"...Çünkü oydu her nefesim!
Ve ben nefes aldıkça...


Sana Kapıldım - Laurelin Paige / Yorum (Fixed #1)


Orijinal İsim: Fixed on You
Yazar: Laurelin Paige
Yayınevi: Elf Yayınları
Çevirmen: Melek Golden
Sayfa: 350
Baskı Yılı: 2014

Alayna Withers, 26 yaşında, New York Üniversitesinden dereceyle mezun olmuş. İşletme yüksek lisans yapmış. Bir kulüpte barmenlik yapıyor. Ailesinden kalan tek kişi abisi, onunla da problemli bir ilişkileri var. Borcundan nasıl kurtulacağını düşünen Alayna, ilk görüşte çekimine kapıldığı Hudson Pierce'in teklifini kabul edecek mi?

Hudson Pierce, 29 yaşında, zengin, yakışıklı, Alayna'yı seminerde görüyor. Teklifi net. Romantik ilişkilerin adamı olmayan ve evlenmeye hiç niyetlenmeyen Hudson, işine aşık ve hayatından memnun. Alayna ile aralarındaki çekim göz ardı edilecek gibi değil.

Bu tarz içinde başkasına benzetmediğim tek kitaptı. Birbirini tekrar eden romanlardan öyle bıkmıştım ki buna da önyargıyla başladım ancak tadında kalması ve farklılığıyla beğenimi kazandı. Akıcıydı da. Mükemmel bir hikaye değildi belki ama gereksiz uzatmaları olmayan, sade anlatım kullanılmış, her şeyin dozunda olduğu bir romandı. Okurken tek sinir olduğum yanlış kullanılan noktalama işaretleri oldu. Onun dışında beklediğimden güzeldi.

Rebul Olive El ve Vücut Losyonu


Herkese merhaba

Soğuk mu soğuk bir kış yaşadığımız bu günlerde en çok ihtiyacımız olan nemlendirme dedim ve losyon yazısı ile karşınızdayım.

Rebul'un kolonyaları dışında kullandığım ilk ürünü bu losyon oldu. Yaz başında almıştım losyonu ama kullanmak ancak nasip oldu. 


Nemlendirme açısından harikalar yaratmasını beklemeyin ama hiç nemlendirmiyor demek de haksızlık olur. 4-5 TL gibi bir fiyata satılıyor+parabensiz bir ürün. Mis gibi bir kokusu var koku hassasiyetim olmasına rağmen hiç rahatsız etmedi beni. Sürdükten sonra kısa sürede emiliyor ve yağlı bir his bırakmıyor. Bana göre fiyatının hakkından fazlasını veriyor.

Ben losyonu sadece ellerimde kullandım yani vücut için kullanımıyla ilgili bir şey söyleyemem. Geceleri ellerime sürüyor ve o mis gibi kokuyla uyuyorum. 

Şişesi de çok tatlı. Pompalı şişeler bir defada gerekli ürünü sağladıklarından bu tarz şişeye sahip ürünler uzun ömürlü oluyor. Sanırım losyon ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar.



imPress Takma Tırnak BIP130 - Pembe


Herkese merhaba

İmPress takma tırnaklar/ojeler pratikliği ile beğenimi kazandı. Kullanımı çok kolay.

Tüm tırnaklarınıza uyacak şekilde tırnakları hazırlıyorsunuz. Yapıştırmadan önce yağdan arındırmak için kutudan çıkan temizleme mendili ile tırnakları siliyorsunuz. Takmadan önce yapışkanını çıkarıp hemen tırnağınıza yapıştırıyorsunuz. Ve kullanıma hazır.

Çıkarmak istediğinizde ise tırnaklarınızı bir süre ılık suda bekletip takma tırnağın kenarından tutarak yavaşça çekiyorsunuz veya pamuk yardımıyla kenarlara aseton sürerek de çıkarabilirsiniz. Ben suda beklettim ve hiç zorluk yaşamadım. 

Kullanıma bağlı olarak 1 haftaya kadar tırnakta kaldığı iddia edilse de rahatça kullanılacak süre max. 3-4 gün. Yapı olarak kalın bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim, biraz daha ince olsa daha hoş duracağından eminim. Tırnak uzatamayanlar veya kısa tırnak kullananlar için tırnakların boyunu ideal buldum. Yapay bir görünüm olmuyor en azından. 

Gelelim kutunun içinden neler çıktığına?

24 adet takma tırnak, temizleme mendili, mini kağıt törpü.




Tırnakta nasıl duruyor derseniz aynen şöyle duruyor :)



imPress takma tırnak deneyimim böyleydi. Sürekli kullanıyorsanız birkaç gün rahatlıkla idare edebilecek bir ürün. Fiyatı biraz yüksek evet ama indirimde yakalanırsa gayet uygun fiyata alınır. İndirimle birlikte alınıp kullanılabilir diye düşünüyorum. Pratikliğe önem verenlerin aklında bulunsun.

NOT: Artık Gratis'lerde satılıyormuş. Temin etmek açısından güzel bir haber.

İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington / Yorum


Orijinal İsim: Between the Lives
Yazar: Jessica Shirvington
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çevirmen: Aslı Tümerkan
Sayfa: 320
Baskı Yılı: 2014

Sabine, 18 yaşında, iki farklı hayat yaşıyor. Gerçek anlamda iki hayat. Aynı günü iki hayatında da yaşıyor. Bunu yıllardır tekrarlamak onu fazlasıyla yıpratmış. Tek bir hayatta devam etme şansı olup olmadığını öğrenmeye çalışıyor. 

Wellesley'de yaşadığı hayatta zengin, havalı, iyi şekilde eğitim alan, prenses edasında bir Sabine var karşımızda. Anlayışlı anne babaya ve hiç anlaşamadığı iki abiye sahip. Kızların peşinden koştuğu ama kendisine bir şey hissettirmeyen Dex ise onun sevgilisi. 

Roxbury'de yaşadığı hayatta maddi zorluklar çeken, biraz asi olan evin büyük kızı Sabine var karşımıza. Tesadüfen yaşadığı bir kazada bazı şeylerden şüphelenen Sabine, kendinde bazı deneyler yapar ve bu deneyleri ailesi fark edince klinik onun için kaçınılmaz olur. Aralarında müthiş bir çekimin olduğu Ethan tam bu noktada devreye girer. Ethan eğer böyle bir şey yaşıyorsa iki hayatın kıymetini bilerek onları en iyi şekilde değerlendirmesi gerektiğini anlatmaya çalışır. Peki Ethan'ın sırrı yok mu derseniz ohooo o da Sabine'den aşağı kalmaz sır konusunda :) Ama bu sır bir son mu yoksa başlangıç mı onu okumadan bilemiyorsunuz işte :D

Sonuna kadar acabalarla okuduğum bir romandı. Kurgusu fazlasıyla hoşuma gitti. Akıcı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Kitaba başladım ve bir baktım bitmiş. Elimden bırakamadan okudum desem yalan olmaz. Farklılık arıyorsanız İki Hayat Arasında sizin için biçilmiş kaftan. Sonu nasıldı derseniz tam bir son gibi değildi. Seri olmadığından (ki olsa iyi olurmuş) eksikleri hayal gücümle tamamlamak zorunda kaldım :) 

Aşık Kim - Vefa Enver / Yorum


Nehir, 22 yaşında, kendi halinde yaşayan bir kız. Aşk hayatı berbat. Kimi sevse platonik durum söz konusu olmuş. İkizi Irmak ile yakın bir ilişkileri yok. Hiç benzemeyen bu ikizlerin sakin olanı Nehir. Zaman zaman ikizinin güzelliğini kıskanıyor. Kendisi esmer tenli, siyah saçlı olduğundan kardeşinin açık ten rengini ve sarı saçlarını beğeniyor. Kendi tabiriyle Irmak gündüzken o gece :) Kuzeni Oğuz Nehir'i, Irmak'ı ve Nehir'in en yakın arkadaşı Sezin'i Uludağ'da gideceği bir yılbaşı partisine götürüyor. Nehir için karmaşa tam da o partide başlıyor.

Mert Karabeyli, 32 yaşında, sosyetenin hızlı çapkınlarından. Türkiye'nin en büyük inşaat firmasının varisi. Mert, Uludağ'daki otellerinde yılbaşı partisi veriyor. Çok yakışıklı bir adam ama bir o kadar soğuk görünümlü.

Anlayacağınız üzere Nehir ve Mert arasında bir aşk filizleniyor. Mert fazlaca aşık bir adama dönüşürken, kendi peri masalını yaşamanın hayallerini kuran Nehir ise söz konusu Mert olunca korkularını yenemiyor. Tam bir komediydi halleri.

Romanda yan karakterler fazlaydı. Oğuz, Beren, Irmak, Can, Sezin, Volkan. Daha fazlası da var ama ön planda olan karakterler bunlardı. Karakter fazlalığını sevdiğimden okumanın keyfini arttırdığını düşünmekteyim.

Vefa Enver'in okuduğum 3. romanıydı. Bu üç roman ile kıyaslama yapmam gerekirse en güzeliydi diyebilirim. Kurgusunu beğendim. Özellikle maskeli balo romana farklılık katmış. Akıcılığı gayet güzeldi. Diğerlerinde olduğu gibi bu romanda da elimden bırakamadım bitene dek. Benim olumsuz baktığım tek nokta yılbaşı balosuna giderken kızlara bekar erkekleri tavlamaya gidiyormuş havası verilmiş olmasıydı. Onun dışında her şey olması gerektiği gibiydi.